Birinci Dünya Savaşından
Anadolu'nun durumu ve kurtuluş çareleri
Samsun'a çıktığım gün genel durum ve görünüş
1919 yılı
Mayısının 19'uncu günü Samsun'a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü
şöyledir :
Osmanlı
Devleti'nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı'nda yenilmiş, Osmanlı ordusu
her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük
Savaş'ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve
memleketi I. Dünya Savaşı'na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına
düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin
soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça
tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa 'nın başkanlığındaki hükûmet âciz,
haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla
birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı.
Ordunun elinden
silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta...
İtilâf
Devletleri, ateşkes anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer
bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul' da. Adana iIi Fransızlar;
Urfa, Maraş, Ayıntap (Gaziantep) İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve
Konya'da İtalyan askerî birlikleri, Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri
bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette.
Nihayet, konuşmamıza başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs
1919'da, İtilâl Devletleri'nin uygun bulması ile Yunan ordusu da İzmir'e
çıkartılıyor.
Bundan başka,
memleketin her tarafında Hıristiyan azınlıklar gizli veya açıktan açığa kendi
özel emel ve maksatlarını gerçekleştirmeye devleti bir an önce çökertmeye
çalışıyorlar.
Sonradan elde
edilen güvenilir bilgi ve belgelerle iyice anlaşılmıştır ki, İstanbul Rum
Patrikhanesi'nde kurulan Mavri Mira Hey'eti illerde çeteler kurmak ve idare
etmek, gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla meşgul. Yunan
Kızılhaç'ı ve Resmî Göçmenler Komisyonu , Mavri Mira Hey'eti'nin çalışmalarını
kolaylaştırmakla görevli. Mavri Mira Hey'eti tarafını,olan yönetilen Rum
okullarının izni teşkilâtları, yirmi yaşından yukarı gençleri de içine almak
üzere her yerde kuruluşunu tamamlıyor.
Ermeni Patriği
Zazen Efendi de, Mavri Mira Hey'eti ile birlikte çalışıyor. Ermeni hazırlığı da
tıpkı Rum hazırlığı gibi ilerliyor. Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz
sahillerinde örgütlenmiş olan ve 4 İstanbul'daki merkeze bağlı bulunan Pontus
Cemiyeti hiç bir engelle karşılaşmadan kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor.
Bunlara
karşı düşünülen kurtuluş çareleri
Durumun dehşet
ve korkunçluğu karşısında, her yerde, her bölgede birtakım kimseler tarafından
kurtuluş çareleri düşünülmeye başlanmıştı. Bu düşünce ile yapılan teşebbüsler
birtakım kuruluşları doğurdu. Örnek olarak, Edirne ve çevresinde Trakya -
Paşaeli adıyla bir dernek vardı. Doğuda Erzurum'da ve Elâzığ'da Rele genel
merkezi İstanbul'da olmak üzere Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i hukuk-ı Milliye
Cemiyeti kurulmuştu. Trabzon'da Muhafaza-i Hukuk adında bir dernek bulunduğu
gibi, İstanbul'da da Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti vardı. Bu
dernek merkezinin gönderdiği temsilcilerle, Of ilçesinde ve Rize sancağında da
şubeler açılmıştı.
İzmir'in işgal
edileceği konusunda Mayısın on üçünden beri açıktan belirtiler görmüş olan
İzmir'deki bazı genç vatanseverler, ayın 14/15'inci gecesi, kendi aralarında bu
acıklı durumla ilgili görüşmeler yapmışlar; bir oldubittiye geldiğine şüphe
kalmayan Yunan işgalinin ilhakla sonuçlanmasına engel olma kararında birleşerek,
Redd-i İlhak ilkesini ortaya atmışlardır. Aynı gece, bu ilkenin
yaygınlaştırılmasını sağlamak üzere İzmir'de Yahudi Maşatlığı'na toplanabilen
halk tarafından bir gösteri toplantısı yapılmışsa da, ertesi gün sabahleyin
Yunan askerlerinin rıhtımda görülmesiyle, bu teşebbüsten beklendiği ölçüde sonuç
alınamamıştır.
MİLLİ
TEŞKİLATIN KURULMASI VE MİLLETİN UYARILMASI
Bir
hafta kadar Samsun'da ve 25 Mayıstan 12 Hazirana kadar Havza'da kaldıktan sonra
Amasya'ya gittim. Bu süre içinde bütün yurtta millî teşkilât kurulması gereğini
bir genelge ile bütün komutanlara ve sivil idare âmirlerine bildirdim.
Dikkate
değer bir noktadır ki, İzmir'in, onun arkasından da Manisa ve Aydın'ın işgali
ile, yapılan saldırı ve zulümler hakkında millet daha aydınlanmamış; millî
varlığa vurulan bu korkunç darbeye karşı açıktan açığa herhangi bir tepki ve
şikâyet gösterilmemişti. Milletin, bu haksız darbe karşısında sessiz ve
hareketsiz kalması, elbette kendi lehine yorumlanamazdı. Onun için milleti
uyarıp harekete getirmek gerekirdi. Bu maksatla 28 Mayıs 1919 tarihinde valilere
ve bağımsız mutasarrıflıklara, Erzurum'da 15' inci Kolordu, Ankara'da 20' nci
Kolordu ve Diyarbakır'da l3' üncü Kolordu Komutanlıklarına, Konya'da Ordu
Müfettişliği'ne şu yolda birer genelge gönderdim:
Ízmir'in ve maalesef bunun arkasından da Manisa ve Aydın'ın işgali, gelecekteki
tehlikeyi daha açık olarak sezdirmiştir. Yurt bütünlüğümüzün korunması için,
milletçe gösterilen tepkinin daha canlı ve sürekli olması gerekir. Yaşayışımızda
ve millî bağımsızlığımızda gedikler açan işgal ve ilhak gibi olaylar, bütün
millete kan ağlatmaktadır. Izdıraplar dindirilemiyor. Sindirilmesi ve
katlanılması mümkün olmayan bu duruma derhal son verilmesinin bütün medenî
milletlerle büyük devletlerin adalet ve nüfûzundan sabırsızlıkla beklendiğini
göstermek maksadıyla, önümüzdeki hafta içinde ve çeşitli illere göre, pazartesi
başlayıp çarşamba günü müracaatın arkası alınmak üzere, büyük ve heyecanlı
mitingler yapılarak millî gösterilerde bulunulması, bunun bütün kasaba ve
köylere kadar yaygınlaştırılması, bütün büyük devletlerin temsilcileriyle
Bâbıâli'ye etkileyici telgraflar çekilmesi, yabancıların bulunduğu yerlerde
yabancılar da etki altına alınmakla birlikte, düzenlenen millî gösterilerde
terbiye ve ağırbaşlılığın titizlikle korunması, Hıristiyan halka karşı saldırı,
gösteri ve düşmanlık gibi tavır ve davranışlardan sakınılması zaruridir. Yüksek
şahsiyetinizin bu konularda duyarlı ve etkili bulunmaları dolayısıyla işin iyi
idare edileceğine ve başarıya ulaşacağına bendenizin tam bir güveni vardır.
Sonuçtan haberdar buyurulmamı rica ederim.
MİTİNGLER, MİLLİ GÖSTERİLER
Verdiğim bu talimat üzerine her yerde gösteri toplantıları yapılmaya başlandı.
Yalnız,
sınırlı birkaç yerde bazı yersiz korkularla kararsızlığa düşüldüğü
anlaşılmıştır. Örnek olarak,15' inci Kolordu Komutanı'nın Trabzon hakkında
gönderdiği 9 Haziran 1919 tarihli şifreden miting sırasında Rumların uygunsuz
davranışlarda bulunabilecekleri hiç yoktan bir olay çıkabileceği düşüncesi ile,
mitinge karar verilmişken bu kararın uygulanmadığı... mitingi düzenleyen heyetin
toplantısında İstrati ve Polidis'in de hazır bulunduğu anlaşılıyordu.
Trabzon, Karadeniz kıyısında ve önemli bir merkez olduğundan orada millî
teşebbüs ve faaliyetler konusunda gösterilen kararsızlık ve Yunanlılar aleyhinde
millî gösteriler yapılması görüşmelerinde İstrative Polidis Efendiler 'i de
bulundurmak gibi, teşebbüsün ciddiyetsizliğine delil sayılacak gevşeklikler,
elbette İstanbul ve düşmanlar için pek değerli sayılacak belirtilerdir.
Verdiğim talimattaki esasları kötüye kullanacak kadar ustalık gösterenler de
oldu. Söz gelişi Sinop'a yeni atanan bir mutasarrıf, orada yapılan gösterileri
kendisi yönetiyor ve miting kararlarını kendisi yazıp halka imza ettirdiğini
söylüyor ve bize de bir örneğini gönderiyor. Bu zatın zavallı halka gürültü
patırtı arasında imza ettirdiği uzun yazılar içinde şu satırlar gizleniyordu :
Türkler ilerleyip gelişemedi. Avrupa medeniyet esaslarını kabul edemedi ve
benimseyemedi ise, bu da şimdiye kadar iyi bir yönetime kavuşamamış olmasından
ileri gelmiştir. Türk milleti, ancak kendi padişahının saltanat ve hâkimiyeti
altında olmak şartıyla, Avrupa'nın himâye ve kontrolü altında kurulacak bir
yönetim şekli ile yaşayabilir.
Efendiler, Sinop halkı adına İtilâf Devletleri temsilcilerine verilen 3 Haziran
1919 tarihli bu muhtıranın altındaki imzalara göz gezdirirken, müftü vekili
efendinin imzasından sonra gördüğüm imza, bilginize sunduğum satırları yazan ve
yazdıran ruhu bana keşfettirdi. O imza, Hürriyet ve İtilâf Fırkası'nın ikinci
başkanı olan zatın imzası idi.
MİLLİ
GÖSTERİLERİN YANKILARI
Her
yerde gösteriler yapılması için yaptığım tebligat tarihinden üç gün sonra, yani
31 Mayıs 1919'da Harbiye Nâzırı'nın şu telgrafını aldım : İngiltere Olağanüstü
Komiserliği'nden Bâbıâlî'ye tebliğ olunup Harbiye Nezareti'ne verilen nota
sureti aynen aşağıya çıkarılmıştır :
Bugüne
kadar gelen raporlardan, 3'üncü Kolordu bölgesinde âdî haydutluk olaylarından
başka bir şey görülmediği bilinmekle beraber, son notada bildirilen durumlar
hakkında özel soruşturma yapılarak sonucunun acele bildirilmesini rica ederim.
31/8/1919 Harbiye Nazırı Şevket
Suret
1-
Sivas'ın durumu ile orada olup bitenler ve bu şehirde yahut bu şehrin yakınında
toplanmakta olan çok sayıdaki Ermeni mültecîlerinin güvenliği ile ilgili olarak
son günlerde oldukça kaygı verici haberler almış olduğumu siz Sadrazam
Hazretleri'nin yüksek katına bildirmekle şeref duyarım.
2 -
Bundan dolayı askerî komutanın görev bölgesi içinde bulunan Ermenilerin iyi
korunması ve hìmayeleri için elden gelen bütün tedbirleri almasını emreder ve
herhangi bir şekilde öldürme veyahut kötü muamele olduğu takdirde, kendisinin
doğrudan doğruya sorumlu tutulacağını bildiren bir telgrafın yüksek Harbiye
Nezareti'nce adı geçen komutana acele olarak çekilmesi hususunda emir
buyurulmasını siz Sadrazam Hazretleri'nin yüksek şahsiyetlerinden rica ederim.
3 - Bu
talimata benzer bir talimatın ilgili sivil memurlara da verilmesini ayrıca rica
ederim.
4 -
Memleket içindeki güvenlik bozucu olaylar konusunda siz Sadrazam Hazretleri'nin
yüksek şahsiyetlerinin ne kadar haklı bir endişe içinde bulunduklarını bildiğim
için, siz Sadrazam Hazretleri'nin yüksek şahsiyetlerine ayrıca, işbu
uyulacağından eminim.
5 – Söz
konusu olan talimatın gönderildiği tarih hakkında verilecek bilginin beni
fazlasıyla sevindireceğini bildiririm.
Sivas
Vali Vekilliği'nden aldığım 2 Haziran 1919 tarihli bir telgrafta da Albay
Demange (Dömanj) imzasıyla alınan telgrafta): İzmir işgali üzerine, Aziziye'de
Hıristiyanlar ölümle tehdit edilmiştir, bu hareket doğru değildir. Sizi durumdan
haberdar edeyim ki, bu gibi haller müttefik askerleri tarafından ilinizin
işgaline yol açar, anlamında ihtarlarda bulunulmaktadır denilmekteydi.
Gerçekte, ne Sivas'ta kaygı verici bir durum vardı ve ne de Hıristiyanların
ölümle tehdit edildiği doğruydu. Bunları, milletçe yapılmaya başlanan
gösterilerden korkuya düşen Hıristiyan azınlıkların, yabancıların dikkatini
kendi üzerlerine çekmek için kasıtlı olarak yaydıkları uydurma haberler olarak
kabul etmek gerekir. Harbiye Nezareti'nin nota suretini de içine alan telgrafına
verdiğim cevabı olduğu gibi arz edeceğim :
İstihbarat çok ivedi
Harbiye
Nezareti Yüksek Katına
İlgi :
2 Haziran 1919 tarihli şifre 3.6.1919
Sivas
ve çevresinde eskiden beri bulunan Ermenileri ve sonradan gelen mültecîleri
yılgınlığa düşürecek hiçbir olay geçmemìştir. Ne Sivas'ta ne de çevresinde kaygı
verici herhangi bir durum yoktur. Herkes sükûnet içinde iş ve güçleriyle
meşguldür. Bunu kesinlikle bilginize sunar ve sizi temin ederim. Bu bakımdan
İngiliz notasındaki haberlerin nereden kaynaklandığı bendenizce bilinmek
gerekir. İzmir ve Manisa'nın işgali ile ilgili acı haberler üzerine Müslüman
halk tarafından yapılan ve Hıristiyan azınlıklar hakkında hiçbir düşmanlık
duygusu gütmeyen toplantılardan belki de bazılarının ürkmüş olması hatıra
gelebilir. İtilâf devletleri milletimizin haklarına ve bağımsızlığına saygılı
kaldıkça, millet de vatanın saldırıya uğrayıp parçalanmayacağından emin oldukça,
Hıristiyan azınlıkların korkuya kapılmalarına hiç bir sebep yoktur. Bu konuda
devlete karşı her türlü sorumluluğu yüklenir ve buna kesinlikle güven
buyurulmasını istirham ederim. Ancak, milletin bağımsızlık ve varlığını yok eden
ve millî varlığı tehlikeye düşüren işgal, cana kıyma ve zulüm gibi İzmir
bölgesinde görülmekte olan olayların ve benzerlerinin tekrarlanmasına karşı, ne
milletin heyecanını ve içindeki acıları ne de bundan doğacak millî gösterileri
engelleyip durdurmak için kendimde ve hiç kimsede bir güç ve kudret
göremeyeceğim gibi, bu yüzden çıkacak olayların karşısında da sorumluluk kabul
edebilecek ne bir komutan ne bir sivil yönetici ve ne de bir hükûmet tasavvur
edebilirim.
Mustafa
Kemal
Bu nota
suretiyle tarafımdan verilen cevap sureti bütün komutanlara, vali ve
mutasarrıflara bir genelge ile bildirildi.
Bu
tarihlerde İngiliz Muhipler Cemiyeti'nin isteğine katılarak bütün milletçe
İngiltere himayesinin istenmesi, bu dernek adına, Sait Molla imzasıyla bütün
belediye başkanlıklarına bir telgrafla bildirildiği ve bu telgrafın etkisini
hükümsüz kılmak için milleti gerektiği gibi aydınlatmakla birlikte hükûmet
nezdinde teşebbüslerde bulunduğum da sizce bilinmektedir. Bundan başka 27 Mayıs
1919 tarihinde Türkiye - Havas - Reuter (Royter) adındaki ajansın, toplanan
Saltanat Şûrâsı ile ilgili açıklamaları arasında Şûrâyı oluşturan bütün üyelerin
düşüncesí, Türkiye'nin büyük devletlerden birinin himâyesini sağlama noktasında
birleşiyor haberini yayması üzerine, sadrazama, milletin, millî bağımsızlığını
korumaya kararlı olduğunu ve doğabilecek bütün kötü sonuçlara karşı her türlü
fedakârlığı göze aldığını ve millî vicdanı temsil etmeyen haberlerin endişe
verici tepkiler yarattığını yaymakla birlikte, bütün milleti de bu durumdan
nasıl haberdar ettiğimi başka bir açıklama dolayısıyla belirtmiştim.
Sadrazam Ferit Paşa 'nın, Paris e bilinen daveti üzerine, Birinci Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nin ilk toplantısını yaptığı günlerde bazı demeçler vermiştim. Bu
konudaki görüş ve davranış tarzımın ne olduğunu açıklamak üzere şu bölgeyi
olduğu gibi bilginize sunacağım.
Şifre
İvedi
Havza, 3.6.1919
Kişiye
özel
Samsun'da 3'üncü Kolordu Komutanı Refet Beyefendi'ye
Erzurum'da 15'inci Kolordu Komutanı Kâzım Paşa Hazretleri'ne,
Erzurum
Valisi Münir Beyefendi'ye,
Canik
Mutasarrıfi Hâmit Beyefendi'ye,
Sivas
Vali Vekili Hâkim Hasbi Efendi Hazretleri'ne,
Kastamonu Valisi İbrahim Beyefendi'ye
Ankara'da 20'nci Kolordu Komutanı Ali Fuad Paşa Hazretleri'ne,
Konya'da Yıldırım Kıt'aları Müfettişi Cemal Paşa Hazretleri'ne,
Diyarbakır'da 13'üncü Kolordu Komutanı Vekili Cevdet Beyefendi'ye,
Van
Valisi Haydar Beyefendi'ye.
Fransız
siyasî temsilcisi Mösyö Defrance (Döfrans)'ın Sadrazamlık yüksek makamına
gelerek Osmanlı Devleti'nin haklarını konferans huzurunda savunmak için Paris'e
gidebileceklerini bildirdiği, Dahiliye Nezareti'nin resmî tebliğlerinden ve
ajans yayınlarından anlaşılmıştır. İzmir olayı üzerine milletimizin gösterdiği
şiddetli tepki ve böylece bağımsızlığını koruma konusunda beliren kesin
kararlılığının sonucu olan bu başarı şükranla karşılanmaya değer. Ancak, buna
rağmen, Yunanlıların İzmir ilini işgali önlenebilmiş değildir. Herhalde
milletin, kendi haklarının bilincinde ve onları çiğnetmemek için tek bir vücut
halinde fedakârca harekete hazır olduğu, İtilâf Devletleri'ne karşı gösterilmeye
ve ispata devam edildikçe, bu devletlerin milletimize ve onun haklarına saygılı
olacağına şüphe yoktur.
Sadrazam Paşa Hazretleri'nin konferans huzurunda Osmanlı Devleti'nin haklarını
savunmak için ellerinden geleni yapacakları tabiîdir. Ancak, milletçe kesin bir
şekilde savunulması istenen ve gerekli görülen haklar özellikle iki noktada önem
kazanır. Birincisi, devlet ve milletin mutlak olarak tam bağımsızlığı, İkincisi
de vatanın ana topraklarında çoğunluğun azınlıklara feda edilmemesidir. Bu
konuda Paris'e harekete hazırlanan hey'etin görüşü ile millî vicdanın kesin
istekleri arasında tam bir uygunluğun bulunması şarttır. Aksi halde, millet, pek
güç bir durumda ve giderilmesi imkansız oldu bittiler karşısında kalabilir. Bu
endişeyi doğuran sebepler şunlardır : Sadrazam Paşa Hazretleri, duyulan
demecinde, bir Ermeni muhtariyeti ilkesini kabul etmiş olduğunu bildirdi. Bunun
sınırını belirtmedi, Bundan Doğu illerinin halkı elbette üzüntü duydu ve durumun
açıklanmasını istemeye mecbur oldu. Toplanmış olan Saltanat Şurâsı'nda da
üyelerin hemen hepsi, millî bağımsızlığın korunmasını ve millet mukadderatının
bir millî şurânın yetkisine bırakılmasını istedikleri halde, yalnız, hükümetin
dayandığı İtilâf ve Hürriyet Fırkası adına Bakan Sadık Bey tarafından yazılı
olarak İngiltere'nin himâyesi teklif edildi. Geniş bir Ermenistan muhtariyetini
ve devletin bir yabancı himayesini kabul konularında, milletin isteği ile
şimdiki hükümetin görüşü arasında bir uygunluk olmadığı anlaşılıyor. Sadrazam
Paşa Hazretleri ile birlikte hareket edecek olan hey'etin, milletin haklarını
savunmada uyacağı ilkeler ve program milletçe bilinmedikçe, arz edilen
noktalarda endişeye kapılmamak mümkün değildir. Bu suretle illerdeki ve onlara
bağlı yerlerdeki Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetleri'nin
temsilcileri ve daha teşkilâtı tamamlanamayan yerlerde de belediye hey'etleri,
Sadrazam Paşa Hazretleri'ne ve doğrudan doğruya Zât-ı Şâhâne'ye telgraflar
çekerek, millî bağımsızlığın mutlak dokunulmazlığının ve millet çoğunluğunun
haklarının korunmasının milletin temel şartı olduğu belirtilmeli ve gidecek
hey'etin yapacağı savunmanın esaslarını millete resmen ve açıkça bildirmesi
istenmelidir. Milletin bu şekildeki hareketi ile, gidecek hey'etin savunmaya
çalışacağı ilkelerin gerçekten milletin isteği olduğu, İtilâf Devletleri'nce
anlaşılacak ve şüphesiz daha fazla bir önemle dikkate alınarak hey'etin görevini
kolaylaştıracaktır. Bu düşüncelerin gerekenlere sür'atle ulaştırılmasını ve
duyurulmasını, vatanımızın mukadderatı adına vatansever yüksek şahsiyetinizden
özellikle istirham ederim. Bu telgrafın alındığı zamanın bildirilmesini de rica
ederim. Mustafa Kemal
İSTANBUL'A GERİ ÇAĞRILIŞIM
Bu
tarihten beş gün sonra, yani 8 Haziran 1919 da, İstanbul'a Harbiye Nâzırı
tarafından çağrıldığımı ve gizlice sorup soruşturmam üzerine, kimler tarafından
ne için istendiğimi devlet adamlarımızdan birinin haber verdiğini daha önce
başka bir münasebetle yaptığım açıklamada ifade etmiştim. O zat, Genelkurmay
Başkanlığı makamında oturan Cevat Paşa idi. Bunun üzerine, İstanbul ile yapılmış
olan yazışmaların bir kısmı herkesçe öğrenilmiştir. Bu yazışmalar, Erzurum'da
görevden ayrıldığım tarihe kadar değişik Harbiye Nâzırlarıyla ve doğrudan
doğruya sarayla devam etmiştir.
Anadolu'ya geçeli bir ay olmuştu. Bu süre içinde bütün ordu birlikleriyle temas
ve bağlantı sağlanmış; millet mümkün olduğu kadar aydınlatılarak dikkatli ve
uyanık bir duruma getirilmiş, millî teşkilât kurma düşüncesi yayılmaya
başlamıştı. Genel durumu artık bîr komutan ile yürütüp yönetmeye devam imkânı
kalmamıştı. Yapılan geri çağırma emrine uymamış ve onu yerine getirmemiş olmakla
birlikte, milli teşkilât ve hazırlıkların yönetimine devam etmekte olduğuma
göre, şahsenâsı duruma geçmiş olduğuma şüphe edilemezdi. Bundan başka ve
özellikle girişmeye karar verdiğim teşebbüs ve faaliyetlerin köklü ve şiddetli
olacağını tahmin güç değildi. O halde, yapılacak teşebbüs ve faaliyetlerin bir
an önce şahsî olmak niteliğinden çıkarılması mutlaka, bütün bir milletin birlik
ve dayanışmasını sağlayacak ve temsil edecek bir hey'et adına olması gerekli
idi.
SİVAS'TA GENEL BİR KONGRE TOPLANMA KARARI
Bu
sebeple, 18 Haziran 1919 tarihinde, Trakya'ya verdiğim direktifte işaret ettiğim
bir noktanın uygulanma zamanı gelmiş bulunuyordu. Hatırınızdadır ki, o nokta,
Anadolu ve Rumeli'deki millî teşkilâtları birleştirerek, bir merkezden temsil ve
idare etmek üzere, Sivas'ta genel bir millî kongre toplamaktı. Bu gayenin
gerçekleştirilmesi için yaverim Cevat Abbas Bey 21 /22 Haziran 1919 gecesi,
Amasya'da yazdırdığım genelgenin esas noktaları şunlardı :
1 -
Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.
2 -
İstanbul hükûmeti üzerine aldığı sorumluluğun gereğini yerine getirememektedir.
Bu durum milletimizi yok olmuş gibi gösteriyor.
3 -
Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. ·
4 -
Milletin içinde bulunduğu durum ve şartların gereğini yerine getirmek ve
haklarını gür sesle cihana duyurmak için her türlü baskı ve kontrölden uzak
millî bir hey'etin varlığı zarurîdir.
5 -
Anadolu'nun her bakımdan en güvenli yeri olan Sivas'ta hemen millî bir kongrenin
toplanması kararlaştırılmıştır.
6 -
Bunun için bütün illerin her sancağından milletin güvenini kazanmış üç
temsilcinin mümkün olan en kısa zamanda yetişmek üzere yola çıkarılması
gerekmektedir.
7 - Her
ihtimale karşı, bu mesele milli bir sır olarak tutulmalı ve temsilciler,
gereğinde yolculuklarını kendilerini tanıtmadan yapmalıdırlar.
8 -
Doğu illeri adına, 23 Temmuzda, Erzurum'da bir kongre toplanacaktır. O tarihe
kadar öteki illerin temsilcileri de Sivas'a gelebilirlerse, Erzurum Kongresi'nin
üyeleri de Sivas genel kongresine katılmak üzere hareket ederler.
Görüyorsunuz ki, bu yazdırdığım hususlar, zaten vermiş ve dört gün önce
Trakya'ya tebliğ etmiş olduğum bir kararın bir genelge ile Anadolu'ya da
bildirilmesinden ibarettir. Bu kararın 21/22 Haziran 1919 gecesi, karanlık bir
odada alınmış korkunç ve esrarlı yeni bir karar olmadığı, zannımca kolaylıkla
takdir buyurulur.
Bu
noktanın aydınlanması için, arzu buyurursanız küçük bir açık zorlamada
bulunayım.
Efendiler, o müsvedde işte bu kâğıtlardır (göstererek), dört maddeliktir.
İçindekileri bildirdim. Sonunda benim imzam vardır. Bir de görevi dolayısıyla
Kurmay Başkanım olan Albay Kâzım Bey 'in (şimdiki İzmir Valisi Kâzım Paşa),
kurmay hey'etinden tebliğ işleriyle görevli memur Husrev Bey 'in ( şimdi
büyükelçi ), askerî makamlara şifreleyen yaverim Muzaffer Bey 'in ve sivil
makamlara şifreleyen bir memur efendinin imzaları vardır. Bunlardan başka daha
bazı imzalar vardır.
ADINI
SAKLAYAN BİR TANIDIĞIN AMASYA'YA GELMESİ
Bu
imzaların bu müsveddeye konması iyi bir şans ve tesadüf eseridir.
Daha,
Havza'da bulunduğum sırada Ankara'da bulunan 20'inci Kolordu Komutanı Ali Fuat
Paşa' dan bir şifreli telgraf aldım. Bu telgraf, aşağı yukarı tanıdığımız bir
zat bazı arkadaşlarla birlikte İstanbul'dan buraya gelmiştir. Nasıl hareket
etmeleri gerektiği konusunda ne emir buyuruyorsunuz şeklinde idi. Adeta bir
bilmeceyi andıran bu telgraf, bende büyük bir merak ve hayret uyandırdı. Söz
konusu edilen zatı tanıyorum, benden nasıl hareket edeceğini soruyor; Ankara'da
arkadaşım olan güvenilir bir komutanın yanında, telgraf da şifrelidir. O halde
neden adını şifreli olarak bile yazdırmaktan çekiniyor? Bir hayli düşündüm,
kavrar gibi oldum; tahmin buyurulur ki, bilmece çözmekle uğraşacak zamanım
yoktu. Fakat, Fuat Paşa 'yı yakından görmek, bölgeleri, çevreleri, düşünceleri
üzerinde kendisiyle konuşmak, bence pek istenilir bir şeydi. Bu bilmeceli
telgraftan ilham alarak kendisine şu ricada bulundum : Ankara'dan ayrıldığınızı
belli etmeyecek tedbirleri aldıktan sonra, ad ve kıyafet değiştirerek birkaç gün
için hemen yanıma geliniz. İstanbul'dan gelen arkadaşları da birlikte getiriniz.
Gerçekten de Fuat Paşa, dediğim gibi Havza'ya hareket eder. Ancak, bazı
zorlayıcı sebepler dolayısıyla, ben derhal Havza'dan ayrılıp Amasya'ya gitmeğe
mecbur olmuştum. Fuat Paşa, Havza yolunda durumu anlar ve Amasya'ya yönelir.
İşte, böylece 21 /22 Haziranda Amasya'da yanımda bulunuyor. Adı şifrede
bildirilmeyen zat da Rauf Bey 'di.
İstanbul'dan ayrılmak üzere, evimden otomobile bineceğim sırada Rauf Bey yanıma
gelmişti. Bineceğim vapurun takip edileceğini ve beni İstanbul'da iken
tutuklamadıklarına göre, belki de Karadeniz'de batırılacağımı güvenilir bir
yerden işitmiş, onu haber verdi. Ben İstanbul'da kalıp tutuklanmaktansa, batıp
boğulmayı tercih ettim ve hareket ettim. Kendisine de eninde sonunda
İstanbul'dan çıkmak zorunda kalırsa benim yanıma gelmesini söyledim.
Rauf
Bey, gerçekten de İstanbul'dan çıkmak gereğini duymuş ve çıkmış... Ancak, benim
yanıma gelmedi. Arkadaşı olan 6'ncı Tümen Komutanı Albay Bekir Sami Bey 'in
yanına gitmek ve İzmir cephesine daha yakın bir yerde olmakla, daha etkili ve
daha yararlı olacağını zannederek Bandırma - Akhisar yoluyla Manisa bölgesine
gitmiş. Gittiği yerde halkın maneviyatını bozuk, durumu tehlikeli ve korkunç
bulmuş. Derhal ad değiştirerek oradan Ödemiş, Nazilli, Afyonkarahisar üzerinden
Aziziye Sivrihisar yoluyla ve arabayla Ankara'ya, Fuat Paşa 'nın yanına gelmiş
ve bana haber göndermiş; pek güzel ama! adını saklamak suretiyle beni üzmenin
anlamı var mıydı?
Öte
yandan 3'üncü Kolordu Komutanım olup Samsun mutasarrıflığında bıraktığım Refet
Bey 'i artık Sivas'a Kolordu merkezine göndermek istiyordum. Birkaç defa gelmesi
için emir vermiştim. Bölgeyi teftişe çıkmış. Emirlerime cevap bile alamıyordum.
Nihayet o da bir tesadüf eseri olarak o gün gelmişti.
RAUF
BEY VE REFET BEYLERİN KARARSIZLIĞI
Şimdi,
imza meselesine gelelim : Ben müsveddenin yeni gelen arkadaşlar tarafından da
imzalanmasını istedim. O sırada Rauf ve Refet Beyler benim odamda, Fuat Paşa
başka bir odada bulunuyorlardı.
Rauf
Bey, misafir olduğundan bu müsveddeye imza koymak için kendini ilgili ve yetkili
görmediğini nazikçe ifade etti. Bunun tarihi bir hâtıra olduğunu ileri sürerek
imza etmesini söyledim. Bunun üzerine imzaladı.
Refet
Bey, imzadan çekindi ve böyle bir kongre toplanmasındaki maksat ve yararı
anlayamadığını söyledi.
İstanbul'dan beri yanımda getirdiğim bu arkadaşın - tuttuğumuz yola göre-
anlaşılması pek basit olan bir konuda, böyle bir düşünce ve duygu içinde oluşu
bana pek acı geldi. Fuat Paşa'yı çağırttım. Paşa ,maksadımı anlayınca derhal
imza etti. Fuat Paşa'ya, Refet Bey'in çekinmesinin sebebinì anlayamadığımı
söyledim. Fuat Paşa, Refet Bey 'den biraz ciddî açıklama yapmasını istedikten
sonra, Refet Bey, müsveddeyi eline alarak kendine göre bir işaret koydu. Öyle
bir işaret ki, bunu, bu müsveddede bulmak oldukça güçtür.
(Buyurun! merak eden inceleyebilir.)
Efendiler, gereksiz gibi görülebilen bu açıklamalar, daha sonraki yıllara ve
olaylara ait bazı karanlık noktaları aydınlatmaya yardımcı olur düşüncesiyle
yapılmıştır.
İSTANBUL'DA BAZI KİMSELERE GÖNDERDİĞİM MEKTUP
Kongreye davet genelgesi sivil ve askerî makamlara şifre olarak verildi. Bundan
başka İstanbul'da bulunan bazı kimselere de gönderildi. Fakat bu kimselere
ayrıca bir de genel birer mektup yazdım. Kendilerine mektup yazdığım kimseler
şunlardı : Abdurrahman Şeref Bey, Reşit Akif Paşa, Ahmet İzzet Paşa, Seyit Bey,
Halide Edip Hanım, Kara Vasıf Bey, Ferit Bey (Nafia Nâzırı) Sulh ve Selâmet
Fırkası Başkanı Ferit Paşa (daha sonra Harbiye Nâzırı oldu), Câmi Bey, Ahmet
Rıza Bey.
Bu
mektupta söylediğim noktaları özet olarak tekrar edeceğim :
l.
Yalnız mitingler ve gösteriler, büyük gayeleri hiçbir vakit gerçekleştiremez.
2.
Bunlar, ancak milletin bağrından fiilen doğan ortak güce dayanırsa kurtarıcı
olur.
3.
Zaten acı olan durumu tehlikeli şekle sokan en etkili sebep, İstanbul'daki
muhalif akımlar ve millî faydayı yararlı bir şekilde yüzüstü bırakan siyasî ve
gayri millî propagandalardır.
4.
Artık İstanbul Anadolu'ya bağlı olmak mecburiyetindedir.
5. Size
düşen fedakârlık pek büyüktür.
MİLLİ
GAYE İLE ORTAYA ATILMA KARARI
Bu iki
vali beyler ile 15' inci Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa ve yanımda
bulunan Rauf Bey, eski İzmit mutasarrıfı Süreyya Bey, karargâhına bağlı Kurmay
Başkanı Kâzım Bey, Kurmay Husrev Bey ve Doktor Refik Bey arkadaşlarımla ciddî
bir görüşme yapmayı uygun buldum. Kendilerine genel ve özel durumu açıklayarak
tutulması gerekli olan yolu anlattım. Bu münasebetle en elverişsiz durumları,
genel ve şahsî tehlikeleri; her ihtimale karşı göze alınması kaçınılmaz olan
fedakârlığı dile getirdim. Bir de millî gaye ile ortaya atılacakların bugün yok
edilmesini düşünen, yalnız saray, hükûmet ve yabancılardır. Ancak, bütün
memleketin aldatılmasını ve aleyhimize çevrilmesini de ihtimalden uzak tutmamak
gerekir. Millete önder olacakların, her ne pahasına olursa olsun amaçtan
dönmemeleri, memlekette barınabilecekleri son noktada, son nefeslerini verinceye
kadar, bu amaç uğrunda fedakârlığa devam edeceklerine daha işin başında karar
vermeleri gerekir. Kalplerinde bu gücü duymayanların teşebbüse geçmemeleri
elbette daha isabetli olur. Çünkü, aksi halde hem kendilerini hem de milleti
aldatmış olurlar.
Bir de
söz konusu görev, resmî makam ve üniformaya sığınarak, el altından
yürütülebilecek türden değildir. Bu tarz bir dereceye kadar sürdürülebilir.
Fakat, artık, o devir geçmiştir. Açıkça ortaya çıkmak ve milletin hakları adına
gür sesle bağırmak ve bütün milleti bu sese ortak etmek lâzımdır.
Benim,
görevden alındığıma ve her türlü sonuçla karşı karşıya bulunduğuma şüphe yoktur.
Benimle açıktan açığa işbirliği etmek, aynı sonucu şimdiden kabullenmek
demektir. Bundan başka, bu şartların istediği adamın, başka birçok bakımlardan
da, mutlaka benim şahsım olabileceği gibi bir iddia söz konusu değildir. Yalnız,
herhalde, bu memleket evlâdından birinin ortaya atılması kaçınılmaz olmuştur.
Benden başka bir arkadaş da düşünülebilir. Yeter ki, o arkadaş, bugünkü durumun
kendisinden beklediği şekilde harekete evet diyebilsin dedim.
Bu
konuşma ve açıklamalardan sonra, gelişigüzel karar almak doğru olamayacağından
bir süre düşünmek ve özel görüşmeler yapabilmek için, görüşmelere son verdiğimi
bildirdim.
Tekrar
toplandığımızda, işin başında benim devam etmemi, kendilerinin bana yardımcı ve
destek olacaklarını bildirdiler. Yalnız bir arkadaş, Münir Bey, önemli mazereti
dolayısıyla, bir süre için kendisinin fiilî görevden affını rica etti. Ben,
şeklen, resmî görev ve askerlikten ayrıldıktan sonra da, tıpkı şimdiye kadar
olduğu tarzda üst komutan imişim gibi emirlerimin yerine getirilmesinin başarı
için temel şart olduğunu belirttim. Bu nokta tamamen benimsenip kabul gördükten
sonra toplantıya son verildi.
Efendiler, İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı makamında, birbirinin yerini alan
Cevat ve Fevzi paşalardan, Barış Hazırlığı Komisyonu'nda çalışan İsmet Bey'den
başlayarak Erzurum'a gelinceye kadar, her yerde temas ve ilişkide bulunduğum
komutan, subay, her türlü devlet adamı ve ileri gelen kimselerle, burada,
Erzurum'da yaptığım gibi görüşmeler ve anlaşmalar yapmıştım. Bundaki yarar
takdir buyurulur.
ERZURUM
KONGRESİ HAZIRLIKLARI
Erzurum'a gelişimin ilk günlerinde, Erzurum Kongresi'nin toplanmasını sağlamak
üzere, gerekli tedbirlerin alınmasına önem verildi. Efendiler, Vilâyât-ı Şarkiye
Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti'nin, 3 Mart 1919 tarihinde bir kurucu hey'et
meydana getirmek üzere oluşturduğu Erzurum şubesi, Trabzon ile de anlaşarak 1919
yılı Temmuzunun onuncu günü Erzurum’da bir Vilayat-ı Şarkiye Kongresi toplamaya
teşebbüs etti. Benim daha Amasya da bulunduğum tarihlerde, Haziran içinde, Doğu
illerine temsilci göndermeleri için teklif ve davette de bulundu. İllerden
temsilci getirtilmesi için o tarihten başlayarak, benim Erzurum'a gelişime kadar
ve ondan sonra da bu konuda pek çok gayret sarfetti.
Ancak,
o günlerin şartları içinde böyle bir maksadın gerçekleştirilmesindeki güçlüğün
büyüklüğü kolaylıkla takdir olunur. Kongrenin toplanma günü olan 23 Temmuz
yaklaştığı halde, illerden gönderilmesi gereken temsilciler seçilip
gönderilmiyordu.
Halbuki, bu kongrenin toplanmasını sağlamak artık pek önemli olmuştu. Bu sebeple
tarafımızdan da ciddî teşebbüslerde bulunmak gerekir.
İllerin
her birine açık telgraflar gönderildiği gibi, bir yandan da şifreli telgraflarla
valilere, komutanlara gereken tebligatta bulunuldu. Sonunda, on üç günlük bir
gecikme ile yeterince temsilci getirtilerek kongreyi toplama
gerçekleştirilebildi.
Efendiler, Millî Mücadele'ye ordu mensuplarının desteğini sağlamak, askerî ve
millî mücadeleyi birbiri ile uyumlu olarak yürütmek işi de son derece önemli
idi.
Trabzon'daki tümen vekâletle idare ediliyordu. Asıl komutanı Hâlit Bey
Bayburt'ta gizlenmişti. Hâlit Bey'i gizlendiği yerden çıkartmak iki bakımdan
gerekli idi. Biri ve en önemlisi, İstanbul'a çağırılmanın ve bir emre uymamanın
gizlenmeyi gerektirecek nitelikte olmadığını millete ve özellikle ordu
mensuplarına göstererek manevî gücü yükseltmek içindi. Diğeri de, sahilde önemli
bir nokta olan Trabzon'a dışarıdan bir saldırı olduğu takdirde, oradaki tümenin
başında gözü pek bir komutan bulundurmak maksadına dayanıyordu.
Bundan
dolayı, Hâlit Bey ' i Erzurum'a getirttim. Kendisine bizzat özel bir talimat
verdikten sonra, gerektiğinde derhal tümeninin başına geçmek üzere Maçka'da
bulunması için de emir verdirdim.
Biz bu
işlerle uğraşırken, bir yandan da, İstanbul da Harbiye Nezareti makamında
bulunan Ferit Paşa' nın ve Padişahın, İstanbul’a dönmemi sağlamak üzere birbiri
ardınca çekilen aldatıcı telgraflarına da türlü karşılıklar vermekle vakit
kaybına mecbur oluyorduk.
RESMİ
SIFAT VE YETKİLERİMİ BIRAKARAK, MİLLETİN SEVGİ VE FEDAKARLIĞINA GÜVENEREK
VİCDANİ GÖREVE DEVAM ETME KARARI
Harbiye
Nezareti, İstanbul'a gel, diyor. Padişah, önce "hava değişimi al, Anadolu'da bir
yerde otur, fakat bir işe karışma" diye başladı. Daha sonra, ikisi birlikte
"mutlaka gelmelisin!" dediler. "Gelemem!" dedim. Sonunda, 8/9 Temmuz 1919
gecesi, sarayla açılan bir telgrafbaşı görüşmesi sırasında, birdenbire perde
kapandı ve 8 Hazirandan 8 Temmuza kadar bir aydır süregelen oyun sona erdi.
İstanbul o dakikada, benim resmî görevime son vermiş oldu. Ben de aynı dakikada,
8 - 9 Temmuz 1919 gecesi saat 22.50'de Harbiye Nezareti'ne, saat 23.00'te
Padişah'a resmi görevimle birlikte askerlikten de ayrıldığımı bildiren telgraf
çekmiş oldum.
Durum,
tarafımdan, ordulara ve millete duyuruldu. Bu tarihten sonra resmi sıfat ve
yetkilerden sıyrılmış olarak, yalnız milletin sevgi ve fedakârlığına güvenerek
ve onun tükenmez feyiz ve kudret kaynağından ilham ve güç alarak vicdani
görevimize devam ettik...
Biz,
8/9 Temmuz gecesi İstanbul ile telgraf başında konuşurken bunu başka
dinleyenlerin ve ilgilenenlerin de bulunduğunu tahmin etmek güç değildir.
O
tarihlerde ve ondan sonraki zamanlarda, en hafif deyimi ile saflıklarını
uyanıklık ve tedbirlilik gibi göstermeye çalışmış olanlar hakkında bir fikir
vermiş olmak için, müsaade buyurursanız, şu belgeyi olduğu gibi bilgilerinize
sunmak isterim. Konya, 9.7.l919 Saat : 6.00
3'üncü
Ordu Müfettişliği Başyaverliğine
Telgraf
ve Posta Genel Müdürü Refik Halit Bey ile Konya Valisi Cemal Bey, 6/7 Temmuz
gecesi, telgrafla makine başında konuştular. Konuşmanın şöyle geçtiğini haber
aldım.
Mustafa
Kemal Paşa Hazretleri için gerekli işlem yapıldı. İstanbul'a getirilecek. Cemal
Paşa Hazretleri için de yapılacak işlem hazırdır.
Konya
valisi de :
-
Teşekkür ederim, dediler.
Uygun
bir şekilde Paşa Hazretleri'ne arz etmenizi rica ederim. 2'nci Ordu Müfettişliği
Şifre Müdürü Hasan
MERSİNLİ CEMAL PAŞA'NIN İSTANBUL'A GİTMESİ
Gerçekten, Konya'da bulunan 2' nci Ordu Müfettişi Cemal Paşa'nın on gün için
izinli olarak İstanbul'a gittiğini dört gün önce öğrenmiş ve hayret etmiştim.
Cemal
Paşa ile, Samsun'a çıktığım günden beri millî davayı gerçekleştirmek için
işbirliği yapmak, askerî ve millî hazırlıklara girişmek ve teşkilât kurmak
konularında haberleşmelerimiz vardı. Kendisinden, ümit verici olumlu cevaplar
almıştım.
Benimle
bu tarzda ilişki kurmuş olan bir komutanın, kendi kendine izin alıp İstanbul'a
gitmesi, akıllıca bir iş olmamak gerekirdi. Bu sebeple 5 Temmuz 1919 tarihli
şifre ile, Konya'da 12' nci Kolordu Komutanı Salâhattin Bey'e şu iki maddeyi
yazdım :
1-
Cemal Paşa 'nın on gün için İstanbul'a hareketinin gerçek sebebini açıkça ve çok
acele olarak bildirmenizi;
2 -
Zâtıâlînizin hiçbir sebep ve suretle oradaki birliklerin başından ayrılmanız
doğru değildir. Bu konuda Fuat Paşa ile de haberleşerek en kötü ihtimale karşı
tedbirler almanız gereklidir. Her gün durumunuz hakkında kısa bilgiler vermenizi
rica ederim.
Aynı
şifrenin suretini aynı tarihte Ankara'da bulunan Fuat Paşa'ya da bildirdim.
Salâhattin Bey'in Konya'dan 6/7 Temmuz tarihinde, yani Refik Hâlit Bey'in Konya
Valisi Cemal Bey ile telgraf başında konuştuğu sırada, cevap olarak verdiği
şifreli telgrafta "Cemal Paşa, İstanbul'da bazı kimselerle temas etmek ve
ailesiyle görüşmek üzere on gün için ve kendi isteği ile izinli olarak
İstanbul'a gitmiştir" denilmekte idi.
Cemal
Paşa gitti, fakat gelemedi. Kendisini çok zaman sonra Ali Rıza Paşa kabinesinde
Harbiye Nâzırı olarak göreceğiz.
KOMUTAYI ELDEN BIRAKMAMA KARARI
Maalesef, bu durumun tanığı olan ve kendisine birliklerinin başından ayrılmaması
tavsiye edilen Salâhattin Bey' in de bir süre sonra İstanbul'a gittiğini
öğrendik.
Cemal
Paşa' nın gösterdiği bu kötü örnek üzerine, 7 Temmuz 1919 tarihinde, şu genel
bildiriyi gönderdim.
1 -
Bağımsızlığımızı koruma uğrunda kurulmuş ve teşkilâtlanmış olan millî kuvvetlere
hiçbir şekilde müdahale ve saldırıda bulunulamaz. Devlet ve milletin
mukadderatında millî irade söz sahibi ve hâkimdir. Ordu, bu millî iradeye bağlı
ve onun hizmetindedir.
2 -
Müfettiş ve komutanlar, herhangi bir sebeple komutadan uzaklaştırıldıkları
takdirde, yerlerini alacak kimseler, işbirliği yapılacak niteliklere sahip
iseler, komutayı onlara bırakacaklar; ancak, kendileri de yetki bölgelerinde
kalarak millî görevlerini yapmaya devam edeceklerdir. Aksi takdirde, yani bir
ikinci İzmir olayına yol açabilecek kimselerin tayini halinde, komuta asla
bırakılmayacak, bütün müfettiş ve komutanlarca kendilerine güvenilemediği
gerekçesi ile yapılan tayin reddedilecek ve kabul edilmeyecektir.
3 -
Memleketimizi kolayca işgal edebilmek maksadıyla İtilâf Devletleri tarafından
yapılacak baskılarla, hükümet herhangi bir birliği, askerî ve millî
teşkilâtımızı dağıtma emri verirse, bu emir kabul edilmeyecek ve yerine
getirilmeyecektir.
4 -
Hedef ve gayesi millî bağımsızlığı kurtarmak olan Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ve
Redd-i İlhak Cemiyetleri'nin ve teşebbüslerinin gerileme ve başarısızlığına yol
açacak herhangi bir etki ve müdahaleyi ordu kesinlikle önleyecektir.
5 -
Devlet ve milletin bağımsızlığını kurtarma gayesinde devletin bütün sivil
memurları, Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetleri'nin ordu gibi
meşru yardımcılarıdır.
6 -
Vatanın herhangi bir bölgesine saldırıldığı takdirde, bütün millet, haklarını
savunmaya hazır bulunduğundan, bu gibi olaylar karşısında, işbirliği için her
yer birbirini en kısa zamanda haberdar ederek savunmada hareket ve işbirliği
sağlanacaktır.
Bu
bildiri, Anadolu ve Rumeli'de bulunan bütün ordu ve kolordu komutanlarıyla diğer
ilgililere gönderilmiştir.
REFET
BEY'İN 3'ÜNCÜ KOLORDU KOMUTANLIĞINI BIRAKMASI
Bu
genel bildirimizden beş altı gün sonra, Kavak'tan,3'üncü Kolordu Komutanı Refet
imzalı, 13 Temmuz 1919'da yazılmış bir şifreli telgraf aldım.
Telgrafın metni aynen şudur :İstanbul'dan bir İngiliz gemisiyle, Harbiye Dairesi
Başkanı Albay Salâhattin Bey, benim görevimi devralmak üzere geldi. Benim de
aynı gemi ile dönmemi Nezaret emrediyor. Salâhattin Bey gayeye uygun olarak
çalışacak. Genel durumu göz önünde tutarak komutayı kendisine devretmeyi uygun
buldum ve Harbiye Nezareti'ne görevden ayrıldığımı bildirdim. Ayrıca geniş bilgi
veririm. Sivas yönüne hareket ediyorum. 5'inci Tümen Komutanı Arif Bey
vasıtasıyla Amasya'ya cevap veriniz.
Efendiler, itiraf etmeliyim ki, bu tutum ve tavırdan pek memnun olmadım. Refet
Bey' in benimle olan işbirliği İstanbul'ca biliniyor. Bu çalışmaları benimseyen
bir kimse onun görevini devralmaya hem de bir İngiliz gemisi ile gelince, derhal
verilmesi tabiî olan hüküm, bu kimsenin İngiliz görüşüne hizmet edebileceği
konusunda kendisine güvenilmiş olmasıdır. Bu hüküm, bir zandan ibaret olsa bile,
Refet Bey' in komutayı devirde acele etmemesi, hiç olmazsa bizim de görüşümüzü
alması gerekirdi.
Güvenip
komutayı kendisine devrettiğine göre de, hiç olmazsa bir süre ondan ayrılmayıp,
durumumuzu ve görüşlerimizi ona iyice benimsetinceye kadar birlikte çalışması ve
kendisi ile aramızda bir bağlantı kurduktan sonra uzaklaşması yerinde olurdu,
düşüncesinde idim. Bununla birlikte, bir oldubitti karşısında bırakılmış
olduğuma göre, iki noktada tesellî aramakla yetinmeye mecburdum. Birincisi,
Refet Bey 'in telgrafındaki Salahattin Bey gayeye uygun olarak çalışacak
cümlesi, ikincisi de, Refet Bey' in hiç olmazsa İstanbul'a gitmemiş olması idi.
Bu
durum üzerine, komutanların İstanbul'a gitmek hususunda en küçük bir
yanılmalarının pek pahalıya mal olacağını ve programımızı en iyi şekilde
uygulamaya devam edeceğimizi bütün komutanlara bildirmek suretiyle hemen
dikkatlerini çektim. Refet Bey' e de aynı tarihte (14 Temmuz 1919), Salâhattin
Bey ' in kararlarımızı istenildiği şekilde uygulayacağı, buradaki arkadaşları
fazlasıyla duygulandırmış ve onlara güç kazandırmıştı cümlesi de bulunan bir
şifreli telgraf çektirdim.
Salâhattin Bey' in kendisine de aynen şu telgrafı çektirdim.
14.7.1919 31 Amasya'da 5'inci Tümen Komutanlığına
Refet Bey 'edir : Aşağıdaki telgrafı, uygun görürseniz Salâhattin Bey'e
ulaştırınız ve sonucunu bildiriniz.
Mustafa
Kemal
Salahattin Beyefendi'ye : İstanbul'un düşmanlarca kuşatılmış çevresinden
milletin kutsal bağrına gelmeniz ve fedakâr arkadaşlarınızın azim ve
vatanperverlik meydanına sizin de şeref vermiş olmanız büyük bir sevinçle
karşılandı. Kutsal amacımın gerçekleştirilmesi uğrunda gösterilecek ortak
gayrette Tanrı hepimizi zafere ulaştıracaktır. Gözlerinizden öperim.
(Mustafa Kemal)
3' üncü Ordu Müfettişi
Kurmay Başkanı Albay
Kâzım
Salâhattin Bey hakkında ilk şüphe ve kararsızlık, yine Salâhattin Bey 'in gayeye
uygun olarak çalışacağını söylemesi üzerine kendisine güvenen ve hemen komutayı
teslim edip Sivas'a doğru uzaklaşan Refet Bey tarafından gösterilmiş oldu.
Refet
Bey 'in Amasya'dan çektiği bir telgraf, yalnız Salâhattin Bey hakkındaki şüpheyi
değil, daha birkaç nokta ile ilgili görüşleri de ortaya koyuyordu. Müsaade
buyurursanız olduğu gibi bilginize sunayım :
İvedi
Güvenlikle ilgili
719 Erzurum’un da 15'inci Kolordu Komutanlığına
Amasya, 15.7.1919
Mustafa
Kemal Paşa Hazretleri'ne:
Salâhattin Bey' i tanırsınız. Önce Kâzım Paşa, tebrik dolayısıyla ve yumuşak
ifadelerle kendisiyle haberleşmeye girişmelidir. Hamit Bey'in görevden alınması
hakkında daha bir şey yok. Fakat yerinde bırakılması için teşebbüslerde
bulunuldu. Görevden alınırsa buralarda kalacağını pek sanmıyorum. Bununla
birlikte etkilemeye çalışıyorum.
Benim
dönmem için İngilizlerin hükûmete baskı yapacakları şüphesizdir. Ben kendimi
duruma göre ayarlayarak buralarda kalacağım. İngilizlerden ve buradan geçen
Amerikalılardan anladığıma göre, Kâzım Paşa'nın durumu da tehlikelidir. Her
zaman ölçülü davranılmasını ve durumun iyi idare edilmesini tekrar tavsiye
ederim ( Refet ).
5' inci Tümen Komutanı
Arif
Bu
telgrafta adı geçen Hâmit Bey, Samsun mutasarrıfı idi. Hamit Bey, Samsun'a
gelişimizin ilk günlerinde, Refet Bey' in aralarındaki eski hukuk ve dostluk
dolayısıyla, ortak gaye uğrunda, sonuna kadar bizimle birlikte fedakârca
çalışacak vasıfları taşıyan bir arkadaş olduğuna güvendiği için bana tavsiye
ettiği ve benim Sadrazamlığa ve Genel Kurmay Başkanı Cevat Paşa'ya durumu
bildirerek Samsun'a getirebildiğimiz zat idi.
Böyle
bir zatın, ergeç görevden alınacağına şüphe var mıydı? Fakat, Refet Bey, yerinde
bırakılması için gereken yerlere başvuruldu diyor. Nerede? Kimlere gidilerek?
Kim başvurmuştur? Sonra, Görevden alınırsa buralarda kalacağını pek sanmıyorum.
Bununla birlikte etkilemeye çalışıyorum! diyor. Nereye? İstanbul'a mı gidecek?
Nasıl? Bu zat bugüne kadar bizimle birlikte çalışmıyor muydu?
Bu
telgrafında Refet Bey, kendisinin dönmesi için İngilizlerin hükûmete baskı
yapacaklarını kesin olarak kabul ediyor ve kendisini duruma göre ayarlayarak
buralarda kalacağını söylüyor, Oysa, durum belli ve yapılacak şeyi ben kendisine
7 Temmuz 1919 tarihli genel talimatımla bildirdim (adı geçen talimatın 2.
maddesi). Ondan başka yapılacak şey yoktu.
Refet
Bey, İngilizlerden ve buradan geçen Amerikalılardan anlamış ki, Kâzım Paşa'nın
da durumu tehlikelidir. Bu ne demektir? Azim ve iradelerini en çok korumaları
gereken arkadaşların, bize karşı her halde rahmet okumayacak kimselerin
sözlerinden tehlike kuruntusuna kapılmaları ve bunu inanarak söylemeleri ne
demektir?
Refet
Bey, telgrafının sonunda bana da ders veriyor, Her zaman ölçülü davranılmasını
ve durumun iyi idare edilmesini tekrar tavsiye ederim diyor.
Buradaki ölçülü kelimesinden maksadın ne olabileceğinin yorumunu iz'an
sahiplerine bırakırım.
Bana
iyi idareyi tavsiye eden zat, bu tavsiyeyi, benim verdiğim emir ve talimatı
hakkıyla yerine getirip görevi başından ayrılmadan önce yapmış olsaydı, daha
içten hareket etmiş olurdu, sanırım.
HAMİT
BEY'İN İSTANBUL HÜKÜMETİNCE GÖREVDEN ALINMASI
Efendiler, Hâmit Bey, 14 Temmuz 1919 tarihinde Samsun'dan bana şu kısa telgrafı
çekmişti :
Görevden alındığımı güvenilir bir kaynaktan haber aldım. Şu bir iki gün içinde
emrin gelmesini bekliyorum. Sonra İstanbul'a gideceğimi arz ederim.
Refet
Bey' in komutayı bırakmış olmasının üzüntüsünde iken aynı günde, önemli bir
noktada kendisinden fedakârca bir davranış beklediğimiz diğer bir arkadaşın da,
sanki olağan şartlar içinde bulunuyormuşuz gibi, anlaşılması güç bir tutum
içinde olduğunu öğreniyorum.
Hâmit
Bey'e 15 Temmuz 1919 tarihinde şöyle bir telgraf çekildi :
Kardeşim Hâmit Bey, sizin yerinize İbrahim Ethem Bey'in tayin edildiğini haber
aldık. Refet'e yazdım ve buluşarak birlikte iç taraflara doğru gelmenizi rica
ettim. Bilmem hangi güvenlik duygusu, size İstanbul'a gitmek düşüncesini telkin
ediyor. Bundan başka, biz, değerli arkadaşlarımızı İstanbul'dan Anadolu'ya
çekmeye ve böylece gerçekten vatansever olanları millî gayeye hizmetten uzak
tutmamaya çalışırken, siz bu hareketinizle, en azından düşmanlarca sarılmış bir
çevreye giriyorsunuz. Biz hiç doğru bulmadık.Refet'in yanına gidiniz. Ya Sivas
yakınlarında birlikte kalırsınız yahut da rahatça yanımıza gelirsiniz. Kesin
cevap bekleriz.
Beş gün
sonra (20 Temmuz 1919) Canik Mutasarrıfı Hâmit Bey' in Samsun'dan gelen telgrafı
şuydu :
Bizans'ın gittikçe artan rezaletleri karşısında ümitsizliğe düşen millet,
Doğu'dan bir ümit ışığı bekliyor.
Buraları ve buradakileri öyle hayalî şekil ve yaratılışta görüyorlar ki, acaba
bir şey var mı diye ben bile şüpheleniyorum. Kayıtsızlığımdan utanıyorum.
Gerçi
uyumuyoruz. Bir şey yapmak istiyoruz, Ancak, bu şeyin şekil ve nazariyatı ile
uğraştığımız, uzun yollar seçtiğimiz kanısındayım. Zamanın ve durumun beklemeye
tahammülü yoktur. Memleketin durumu dakikadan dakikaya kötüleşiyor. Bu bakımdan
düşünceler üzerinde fazla durmayarak çalışmalarımızı hızlandırmak gerekiyor. Bu
hususta benim hatırıma gelen şudur :
Her
yerden ve aynı zamanda zâtışâhâne'ye birer telgraf çekelim. On aydan beri gözü
önünde, çok defa kendi istek ve hevesince yapılagelen rezaletler yüzünden nereye
sürüklenmekte olduğunu gören milletin, ne pahasına olursa olsun, mukadderatını
ele almaya karar verdiğine dikkati çekip, kırk sekiz saat içinde milletin güven
duyabileceği bir hükûmet kurulmadığı ve bir kurucu Meclis'in toplanmasına karar
alınmadığı takdirde, ne kendisini ne de hükûmetini tanımadığımızı ekleyelim.
Bunda hiçbir güçlük yoktur. Geleneğe uyarak 'boyun kırmaktan üzüntü duymayan
millet, biz yürüyelim, arkamızdan gelsin efendim.
Beş gün
önce, görevden alındığı takdirde İstanbul'a gideceğini arz eden Canik
mutasarrıfının bu telgrafını, biraz öfkeli yazılmış olmakla birlikte, karar ve
hareket telkin eder nitelikte bulduğumuzu tahmin etmek isterim.
Mutasarrıf Bey, milletin bir ümit ışığı beklediği yerde, acaba bir şey var mı
diye şüpheleniyor.
Bizi ne
yapmak istediğini bilmeyen, şekil ve nazariyatla uğraşan şaşkınlar zannediyor.
Düşüncelerimizi kısaltarak çalışmalarımızı hızlandırmak için yapılacak şeyi de
söylüyor. Eğer bundan sonra, bütün görüşlerindeki isabetsizliği açığa vuran
çirkin bir düşünce ortaya koymamış olsaydı iyi ederdi.
Efendiler, tarih "geleneğe uyarak boyun kırmaktan üzüntü duymayan millet, biz
yürüyelim, arkamızdan gelsin" düşünce ve inancında bulunanların karşılaştıkları
sonuçlar ve cezalarla doludur. Yöneticilerin ve özellikle devlet adamlarının
asla böyle sakat ve çarpık görüşlere kapılmamaları gerekir. Hâmit Bey, bu
telgrafında, bizim, Refet Bey ' le birlikte içerilere doğru çekilmesi konusunda
yazdıklarımıza hiç dokunmuyor.
Hâmit
Bey' in bu telgrafına 21 Temmuz 1919 tarihinde verdiğimiz bir cevapta: "İnşallah
her şey olacaktır. Yalnız, milletin güvenebileceği bir kabine kurabilmek için,
önce o kabinenin dayanabileceği bir kuvveti meydana getirmek lâzımdır. O da Doğu
illeri kongresinin ve onun arkadaşından da Sivas genel kongresinin toplanması
ile gerçekleşecektir" dedik.
REFET
BEY'LE HABERLEŞMELER
Efendiler. 3' üncü Kolordu'dan, bu münasebetle Refet ve Salâhattin Bey'lerden
yeniden söz etmek gerekiyor. İlgisi şudur :
İngilizler Sivas'a bir tabur gönderecekleri söylentisini yaydılar. Her ihtimale
karşı Sivas'a gelen çeşitli yönlerde askerî tedbirler aldırmak gerekmişti. Bu
münasebetle Amasya'da bulunan 5' inci Tümen Komutanlığı'na 18 Temmuz 1919
tarihinde verdiğim bir emir metninde, daha o sırada Amasya'da bulunan Refet
Bey'e ait de şu cümleler vardı : Durum hakkında Refet Bey'in önemle dikkati
çekildi. Belki R e f e t B e y böyle bir durumu dikkate alarak şimdilik
Amasya'da kalmayı da tercih eder.
5' inci
Tümen Komutanı'nın 19 Temmuz 1919'da verdiği cevapta dikkate değer şu cümleler
yer alıyordu :
"Selâhattin
Bey halen Samsun'dadır. Şimdiye kadar kendi si ile temas edemediğim gibi hiçbir
ciddî ve önemli haberleşme de yapılmamış olduğundan, adı geçen komutanın düşünce
ve inancının ne merkezde olduğunu bilemiyorum."
Ankara
R e f e t B e y gerektiğinde İngilizlere karşı koyacak kadar cesaret
gösteremeyeceğini hissettirmişti."
"R e f
e t B e y 18 Temmuz 1919'da Sivas'a hareket etti"(Belge : 35).
Bunun
üzerine R e f e t B e y' e şu şifreyi verdirdim : Kişiye özel 19.7.19l9 Sayı :
115
Amasya'da 5' inci Tümen Komutanlığına, Sivas'ta 3'üncü Ordu Sıhhiye Müfettişi
Albay İbrahim Tali Beyefendi'ye,
R e f e
t B e y' edir S a 1 â h a t t i n B e y ' e telgrafımı verdiniz mi? Bu
arkadaşımızın kesin kanaatlarının mutlaka tespit edilmesi ve kararsızlık yahut
iki taraflı idare gibi felâket doğuracak bir duruma hiç bir şekilde tahammül ve
rıza gösterilmemesi bir vatan görevi olduğundan, bu hususta evet veya hayır
şeklinde kendisinden söz alınması ve ona göre bir karar verilmesi zarurîdir.
Sizin bıraktığınız noktadan başlamak kendileri için en uygun programdır, Şimdiye
ka dar hemen bir hafta geçtiği halde hiç bir kesin bilgi alınamaması,
İstanbul'dan gelen bir haberde kendisi hakkında sağlam bir kanaat gösterilmemesi
ve hareketin den önce Sadık Bey'le gizli bir görüşme yaptığından ve dostluğundan
söz edilerek şikâyet edilmesi bu telgrafımın yazılmasına yol açmıştır. Bu durumu
ve sonuçlarını özellikle sizin takdir etmeniz ve çözmeniz gerekir. Zira,
herhangi biz halk topluluğunda söyleyeceği yanlış ve millî gayeye aykırı bir tek
sözün bile yaratacağı tepkiyi ve bunun duracağı durumu şimdiden düşünmek
yeterlidir (Mustafa Kemal).
3' üncü
Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Albay Kâzım
Yalnız
bu telgrafımıza değil, çok şeye cevap olan R e f e t B e y 'in şu telgrafını
olduğu gibi bilginize sunacağım :
Güvenlikle ilgili ve çok ivedi l828 Sivas, 22.7.1919
Erzurum'da 3' üncü Ordu Müfettişliği Vekili Kâzım Karabekir Paşa Hazretleri'ne
1-M u s
t a f a K e m a l P a ş a Hazretleri'ne: Telgrafınızı S a l â h a t t i n B e y
'den ayrıldıktan sonra aldığım için kendisine veremedim. S a l a h a t t i n B e
y' i herkes gibi siz de çok iyi tanırsınız. Kararsız tabiatlı bir zattır. Bu
bölgede on günden fazla kalmamak niyetiyle gelmiş. Az kalsın, komutayı almadan
geri kaçacaktı. Kendisine güven duygusu vererek ve inandırarak vatanî görevini
hatırlattım. Memleketini herhalde sever. Ancak, vakitsiz iş görmeye gelemez.
Aşağı yukarı R e ş i t P a ş a' dan biraz daha iyi. 13' üncü Kolordu'dan geçen
silahlardan haberi olduğu gibi, bu işi halletmek üzere İstanbul'da da çalışmış
ve başarılı olmuş. Buraya, C e v a t P a ş a tarafından seçilerek gönderilmiş.
Bu bakımdan gayeye zararlı olamaz ve hiçbir halk topluluğunda gayeye aykırı tek
bir söz söylemez. Aksine, millî gayeye uygun olarak fakat sessiz bir şekilde
çalışacağına söz verdi. S a d ı k B e y ' le ilişkisi hakkında verilen bilgilere
inanmıyorum. Zaten aldığımız haberi iyice kontrol et meden ve belirli bir
program yapmadan çalışmak, kuvvetlerin kaybına yol açı yor. Doğu'nun durumu
hakkında bana verdiğiniz bilgilerde, aldığınız abartılmış haberlere kapılmamış
olsaydınız, belki de ben durumu daha iyi idare eder ve ko mutayı terke mecbur
kalmazdım. Tek başına karar verecek insanların, gerçek durumu bilmeleri gereğini
siz de takdir buyurursunuz. O halde, S a l â h a t t i n B e y' i boşu boşuna
ürkütmek ve hayır dedirtmekle ne çıkacak? Zaten o kaç maya hazır. Yerine acaba
kim gelecek? Emirlerinizin kısa ve açık olmasını rica ederim. S â l a h a t t i
n B e y ' le ilgili telgrafınızı lütfen bir daha okuyunuz. Fırtına ile başlayıp
sukunetle biten bu telgraftan kesin olarak ne demek istendiğini çıkaramadım.
Bununla birlikte, birkaç güne kadar S a l â h a t t i n B e y Samsun'dan
dönüyor. Kendisiyle görüşeceğim: Şüphesiz kendisini uygun bir tarzda ve amaca
hizmet yolunda idare için gerekli tedbirleri alıyorum.
2 -
Samsun'a çıkarılan taburun, buradaki Hintli Müslümanları değiştir mekle
birlikte, asıl Sivas'ta bulunduğunuzu zannettikleri zatıâlilerine karşı bir
gözdağı vermek maksadıyla çıkarıldığını, İngilizlerle temasımda anladım. Beni
İstanbul'a gitmeye razı etmek için, Kavak'ta bulunduğum zaman bir İngiliz
binbaşısı geldi. İngilizlere karşı gösterdiğim direnmeyi fırsat bilerek fakat
aslında zâtıâlîlerini yıpratmak için beni görevden aldırdıklarını açıkça
söyledi. Zâtıâlîlerinin öteki dayanağı K â z ı m K a r a b e k i r P a ş a imiş.
Bu bakımdan K â z ı m P a ş a, ellerine, İngilizlerin ısrarına yol açacak bir
tutamak vermemelidir. F e r i t P a ş a' nın, istifanız üzerine Kâzım Paşa'yı
komutan vekili olarak tayin etmesi, İstanbul'dakilerden bir kısmının kötü bir
niyeti olmadığını gösteriyor. Ancak, İngilizlerin ısrarı karşısında bir şey
yapamazlar. Kâzım Paşa'nın vekil olarak tayini de S a l â h a t t i n B e y'in S
a d ı k B e y hesabına buraya gelmediğini gösterir.
3 -
Benim İstanbul'a götürülmem için İngilizlerin İstanbul hükûmetine baskı
yapmaları pek muhtemeldir. Çünkü, benimle İngilizlerin arasında. resmî bir
ilişki var ( ! ). Bu baskı artarsa S a l â h a t t i n B e y' i güç bir durumda
bırakmamak için izimi kaybettireceğim.
4 - H â
m i t B e y' in değiştirileceği söylentisi daha gerçekleşmedi. Onun, yerinde
bırakılması için gerek S a l â h a t t in B e y ve gerekse İngilizler İstanbul
Hükûmeti'ne başvurdular. Bu zatın değiştirilmesi teşebbüsü Dahiliye Nezareti ile
kavga etmesinin sonucudur. S a l â h a t t i n B e y ' in yerine, Konya'ya S e d
a t B e y ' in geldiği de doğru değildir, Her ne kadar H a m i t B e y' bütün
komutanların değiştirileceğini haber aldığını yazıyorsa da K â z ı m P a ş a'nın
vekil olarak tayini bunun aksini gösteriyor.
5 -
Sivas Kongresi ile ilgili olarak Sadrazamlıktan doğruca illere tebliğ olunan 20
Temmuz 1919 tarihli telgrafı gördünüz mü? Karahisar'daki tümen ko mutanı bu
kongreye temsilci seçilmesi için buralara bildiri yayınlamış. Bu davranış
tarzını uygun buluyor musunuz? Almanya ile yapılan barış anlaşması ve Doğu'daki
sessizlik, durumun gelişmesini beklerken bizim de ihtiyatlı bulunma mızı
gerektirmiyor mu? Şahsım için hiç bir endişem olmadığını artık anlamışsınızdır
(!). Yalnız, kararsız ve programsız hareketlerle gayeyi çıkmaza sokacağız. Ya
ihtiyatlı olalım yahut da işi hemen açığa vuralım. Ne var ki, ikisinden birini
yapalım. Sivas Kongresi'nden bugün için bir fayda bekliyor musunuz? Bugünkü
duruma göre, bu kongrenin Sivas'ta ve açıktan açığa yapılmasını tehlikeli
bulmuyor musunuz? Güney yönlerinden Sivas'a gelecek bir darbe özellikle bu il
halkının kansızlığı yüzünden Anadolu'yu ikiye ayırır ve pek tehlikeli olur.
Bunun için bu ilin son ana kadar tarafsızmış gibi görünmesi son derece
önemlidir. Bu kongrenin mutlaka toplanması gerekiyorsa, aldığımız haberlere
göre, temsilciler de gelebilecekler ise, acaba bunun Doğu'da başka bir yerde
toplanması daha uygun düşmez mi?
6 -
Sivas ve Amasya şehirlerinin halkı pek bayağı; ilçelerde, köylerde halk bunlara
bakarak çok daha iyi. Bundan sonra, çalışmalarımı ona göre ayarlaya cağım.
7 -
İstanbul'dan aldığım haberde, buradaki Millî Mücadele'nin hiçbir parti veyahut
bir şahsın kendi özel emellerini gerçekleştirmek maksadına dayanmayıp sırf
milletin selâmet ve istiklâlini kurtarmak gayesine dayandığı konusunda, zâtı
âlîleri tarafından bir bildiri yayınlanarak İngilizlerin yatıştırılması tavsiye
olunuyor. Buna gerek görüldüğü takdirde, ben, bunun zâtıâlîniz tarafından bir
bil diri şeklinde değil, belki Erzurum Kongresi'nin kararlarına sokularak
yayınlanmasının uygun olacağını zannediyorum.
8 -
Ajanslar Meclis-i Meb'usan seçimlerinden bahsediyorlar. Bu hususta ne
düşünüyorsunuz? (Refet)
Bu
telgrafa verdiğimiz cevabı da olduğu gibi aktarmakla yetineceğim: Şifre Subay
eliyle çekilmesi 23.7.1919 İvedi 171
Sivas'ta 3'üncü Kolordu Kurmay Başkanı Zeki Bey'e
Refet
Beyefendi'ye:
1- S a
l â h a t t in B e y hakkındaki telgrafı bir defa daha okumak üzere aradım.
Fakat, bulunamıyor. Hatırladığıma göre, bu zat için söz konusu olan hususlar
İstanbul'dan bildirilmişti. Her alınan haberin doğruluğunu istenildiği gibi
kontrol edebilmek nadiren mümkündür. Doğu'nun durumu hakkında aldığımız
bilgiler, abartmadan uzak olmamakla birlikte, bize yanlış bir adım at tırmış
değildir, kanısındayım. Mukadderatımızda, yalnız Doğu'daki olayların gelişmesine
bağlı kalınmakla yetinilmiş değildir. Millî teşkilâtı genişlik ve canlılık
kazandırarak kökleştirmek, kongrelerle millî dâvâyı benimsetmek, ordunun millî
teşkilâta destek ve yardımını sağlamak, millî dâvânın kaybına meydan vermemek
için, komuta ve silâh meseleleri ile gereken kesin kararı verme hususlarında,
şimdiye kadar yapıldığından başka türlü ve daha ihtiyatlı davranmak, acaba
bugünkü verimli sonucu sağlayabilir miydi? Her halde şimdiki durum, herkesi
sevindirecek derecededir.
2 - K â
z ı m P a ş a'nın komutan vekilliğine tayini pek yerinde ol muştur. Ellerine
İngilizlerin ısrarına yol açacak görünürde bir sebep vermemeye çalışıyor. Ancak,
silâh konusunda ve Trabzon'a asker çıkarılmasını önleme hususunda hoşgörülü
davranamayacağımız aşikardır. Halbuki, ileri sürülen bu sebepler İngilizlerin
hiç de hoşuna gitmeyecektir.
3 -
İngilizler, benim İstanbul'a götürülmem için pek çok ısrar ettiler ve hükûmete
ağır baskı yaptılar. Hükûmet ve Padişah ile makine başında günlerce devam eden
görüşmeler sırasında bu nokta açıkça bildirildi. Bu konuşmaların metinleri,
görüştüğümüzde sizin tarafınızdan da görülecektir. Yalnız şu var ki, meslekten
ayrılınca ısrar son buldu. Bu bakımdan sizin için de istifadan sonra büyük bir
ısrar olacağını sanmıyorum. Bununla birlikte ve aksi halde, izinizi
kaybettirmektense, S a l â h a t t i n B e y 'in güç duruma girmesini tercih
ederim, Burada H â l i t B e y hakkında, hükûmet ve İngilizler K â z ı m P a ş a
' ya çok ısrar ettiler. K â z ı m P a ş a bir şey yapılamayacağını söyle mekte
direndiği içindir ki, bugün H â l i t B e y, resmen olmasa bile, yine tü meninin
başında bulunuyor.
4 - H â
m i t B e y, son telgrafıyla hepimizden daha çabuk hareket etme isteğini
gösteriyor. Şimdilik yumuşatıldı.
5 -
Sivas Kongresi ile ilgili telgrafı henüz görmedim. Gerçekten de bazı yerlerde
olumlu bazı yerlerde olumsuz yönde aşırılıklar görülüyor. Şüphesiz duruma göre
ve verimli hareketlerde bulunabilecek şekilde ihtiyatlı davranma taraflısıyım.
Herkesi ilgilendiren bu açık ve kesin program, bugün toplanmaya başla yan
Erzurum Kongresi görüşmelerinden çıkacaktır.
Sivas
Kongresi'nden pek çok yarar beklerim. Bugün değil, Sivas Kongresi ilk defa söz
konusu edildiği gün bile, her yönden ve özellikle güneyden bir darbe
gelebileceğini büyük bir ihtimal dahilinde gördüğümü ve bundan dolayı da savunma
tedbirleri alınması için ricada bulunduğunu hatırlarsınız. Bununla birlikte,
Erzurum Kongresi toplandıktan sonra, Sivas'a gelecek temsilcilerin sayısına ve
Erzurum Kongresi'nin yapacağı etkilerden doğacak duruma göre daha pratik ve
güvenilir bir şekil de düşünülür.
6 - Siz
kardeşimin, çalışmaları düzenleme konusundaki düşüncesi pek ye rindedir. Ancak,
şehirlileri de millî duygu ve etki altında tutmaktan uzak kalınmayacağını ümit
ederim.
7-
Milli Mücadele'nin gaye ve hedefi kongre tarafından yayınlanacak bildirilerle
tasavvur buyurduğunuz şekilde duyurulacaktır.
8 -
Meclis-i Mebusan toplanmalıdır. Fakat İstanbul'da değil, Anadolu'da. Bu konu
kongrede görüşüldükten sonra teşebbüse geçilecektir. Hepimiz gözlerinizden
öperiz kardeşim. (Mustafa Kemal)
3' üncü
Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Albay Kazım
ERZURUMLULARIN YARDIMLARI
Efendiler, askerlikten ayrıldıktan sonra, bütün Erzurum halkının ve Vilayat-ı
Şarkiye Mühafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti'nin Erzurum şubesinin bana karşı pek
açık olarak gösterdikleri güven ve yakınlığın bende bıraktığı unutulmaz hâtırayı
burada açıkça belirtmeyi görev sayarım.
Cemiyetin Erzurum şubesinden aldığım 10 Temmuz 1919 tarihli yazıda Cemiyetin
başına geçerek Yönetim Kurulu Başkanlığını kabul etmemi teklif ediyorlar ve
birlikte çalışmak üzere seçtikleri beş kişinin adlarını bildiriyorlardı.
Bu beş
kişi, Raif Efendi, emekli Binbaşı Süleyman Bey, emekli Binbaşı Kâzım Bey,
Albayrak gazetesi müdürü Necati Bey, Dursun Beyzâde Cevat Bey idi. Sözünü
ettiğim yazıda Rauf Bey' in de Yönetim Kurulu İkinci Başkanlığı'na seçildiği
bildiriliyordu.
Bu
tarihlerde, Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Raif Efendi, üyeler Hacı Hafız
Efendi, Süleyman Bey, Maksut Bey, Mes'ut Bey, Necati Bey, Ahmet Bey, Kâzım Bey
ve sekreter Cevat Bey idi.
Erzurum
şubesi, İstanbul'daki Genel Merkez Başkanlığı'na ulaştırmaya çalıştıkları bir
telgrafla Genel Merkez adına karar verme ve söz söyleme yetkisinin bana
verildiğinin telgrafla bildirilmesini de rica ettiler.
Bundan
başka, bizim Erzurum Kongresi'ne katılmamızı kolaylaştırmak için, Kongre Erzurum
temsilcisi olarak seçilmiş bulunan emekli Binbaşı Kâzım ve Dursun Beyzade Cevat
Beyler temsilcilikten istifa ettiler.
ERZURUM
KONGRESİ
Efendiler, yüksek malûmunuz olduğu üzere, Erzurum Kongresi 1919 yılı Temmuz'unun
23'üncü günü, pek gösterişsiz bir okul salonunda toplandı. İlk günü, beni
başkanlığa seçtiler. Kongre üyelerini, durum ve bir dereceye kadar da tutulan
yol hakkında aydınlatmak için yaptığım konuşmada :
Tarihin
ve olayların zoru ile, doğrudan doğruya içine düştüğümüz kanlı ve kara
tehlikeleri göstermeyecek ve bundan irkilmeyecek hiçbir vatanseverin tasavvur
edilemeyeceğine işaret ettim. Ateşkes Anlaşması hükümlerine aykırı olarak
yapılan saldırı ve işgallerden bahsettim.
Tarihin, bir milletin varlığını ve hakkını hiçbir zaman inkâr edemeyeceğini, bu
itibarla vatanımız, milletimiz aleyhinde verilen hükümlerin er geç iflâsa mahkûm
olduğunu söyledim.
Vatan
ve milletin kutsal varlıklarını kurtarmak ve korumak hususunda son sözü
söyleyecek ve bunun gereğini yerine getirecek gücün, bütün vatanda bir elektrik
ağı haline gelmiş olan míllî akımın kahramanlık ruhu olduğunu ifade ettim.
Maneviyatın kuvvetlendirilmesine yardımcı olmak üzere de, yeryüzündeki bilinen
bütün milletlerin milli gayelerine ulaşmak için içinde bulunduğumuz tarihteki
mücadeleleri ile ilgili mevcut bazı bilgileri özetledim.
Ve
milletin mukadderatına hâkim bir milli iradenin, ancak Anadolu'dan
doğabileceğini belirttim. Milli iradeye dayanan bir Millet Meclisi'nin meydana
getirilmesini ve gücünü milli iradeden alacak bir hükûmetin kurulmasını, kongre
çalışmalarının ilk hedefi olarak gösterdim.
ERZURUM
KONGRE'SİNİN BİLDİRİSİ VE KARARLARI
Efendiler, Erzurum Kongresi 14 gün sürdü. Çalışmalarının sonucu, tespit ettiği
tüzük ve bu tüzükteki hükümleri ilân eden bildiri maddelerinden ibarettir.
Bu
tüzük ve bildiri metni, zaman ve ortamın gerektirdiği bazı önemsiz ve ikinci
derecede düşünce ve görüşler atlanarak incelenirse, birtakım köklü ve geniş
çaplı ilkeler ve kararlara varmış oluruz.
Müsaade
buyurursanız, bu ilkelerin ve kararların bence, daha o zaman, nelerden ibaret
olduğuna işaret edeyim :
1 -
Milli sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir bütündür. Birbirinden
ayrılamaz ( Bildiri, madde 6; Tüzük madde 3'ün açıklaması : Tüzük ve bildiri'nin
1'inci maddeleri lütfen okunup incelensin...)
2 - Her
türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükümeti'nin dağılması
halinde, millet topyekûn kendisini savunacak ve direnecektir. ( Tüzük madde 2 ve
3; Bildiri, madde 3 )
3 -
İstanbul Hükümeti vatanı koruma ve istiklâli elde etme gücünü gösteremediği
takdirde, bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu
hükûmet üyeleri millî kongrece seçilecektir. Kongre toplanmamışsa bu seçimi
Heyet-i Temsiliye yapacaktır. (Tüzük,madde 4; Bildiri, madde 4)
4 -
Kuva-yı Milliye'yi tek kuvvet olarak tanımak ve millî iradeyi hâkim kılmak
esastır (Bildiri, madde 3).
5 -
Hıristiyan azınlıklara siyasî hâkimiyet ve sosyal dengemizi bozacak imtiyazlar
verilemez ( Bildiri, madde 4 ).
6 -
Manda ve Himaye kabul olunamaz (Bildiri, madde 7).
7 -
Millî Meclis'in derhal toplanmasını ve hükûmetin yaptığı işlerin meclis
tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışılacaktır.(Bildiri, madde 8).
Bu
ilkeler ve bu kararlar çeşitli şekillerde yorumlanmışsa da, gerçek niteliklerini
hiç değiştirmeden uygulanma imkânı bulabilmişlerdir.
Efendiler, biz Kongre'de özetlediğim bu kararları ve bu ilkeleri ortaya koymaya
çalışırken, Sadrazam Ferit Paşa da basında birtakım demeçler yayınlıyordu. Bu
demeçlere, Sadrazamın milli jurnalı dense yeridir. 23 Temmuz 1919 tarihli basın,
dünyaya şunu ilan ediyordu :
"Anadolu'da karışıklık çıktı. Kanun-ı Esasî'ye aykırı olarak Meclis-i Meb'usan
adı altında toplantılar yapılıyor. Bu hareketin askerî ve sivil memurlar
tarafından önlenmesi gerekir."
Buna
karşı gereken tedbirler alındı ve Meclis-i Meb'usan'ın toplantıya çağrılması
istendi.
Ağustos'un yedinci günü, Kongre, toplantısına son verirken üyelerine :
"Önemli
kararlar alındığını, bütün dünyaya milletimizin varlık ve birliğinin
gösterildiğini" söyledim ve "tarih, bu kongremizi ender görülen büyük bir eser
olarak kaydedecektir" dedim.
Sözlerimde isabetsizlik olmadığını zaman ve olayların ispatlamış olduğuna
inanıyorum, Efendiler.
Erzurum
Kongresi, tüzüğü gereğince bir Hey'et-i Temsiliye seçmişti.
Dernekler Kanunu'na göre, dilekçe yerine geçmek üzere, Erzurum Valiliği'ne
verilen 24 Ağustos 1919 tarihli yazıda, Heyet-i Temsiliye üyelerinin adları ve
kimlikleri şu şekilde gösterilmiştir :
Mustafa
Kemal Eski 3' üncü Ordu Müfettişi, askerlikten ayrılmış
Rauf
Bey Eski Bahriye Nâzırı.
Raif
Efendi Eski Erzurum Milletvekili.
İzzet
Bey Eski Trabzon Milletvekili.
Servet
Bey Eski Trabzon Milletvekili.
Şeyh
Fevzi Efendi Erzincan'da Nakşî Şeyhi.
Bekir
Sami Bey Eski Beyrut Valisi
Sadullah Efendi Eski Bitlis Milletvekili.
Hacı
Musa Bey Mutki Aşiret Bey'i
Efendiler, sırası gelmişken arz edeyim ki, bu kimseler hiçbir vakit bir araya
gelip birlikte çalışmış değillerdir. Bunlardan İzzet, Servet ve Hacı Musa
Bey'ler ile Sadullah Efendi hiç gelmemişlerdir. Raif ve Şeyh Fevzi Efendiler
Sivas Kongresi'ne katılmışlar fakat ondan sonra biri Erzurum'a öteki Erzincan'a
dönerek bir daha Hey'et-i Temsiliye'de bulunmamışlardır. Rauf Bey ve Sivas
Kongresi'nde aramıza katılan Bekir Sami Bey İstanbul'da Meclis-i Meb'usan'a
gidinceye kadar, bizimle birlikte bulunmuşlardır.
ERZURUM
KONGRESİ'NDE GÖRÜLEN KARASIZLIKLAR
Efendiler, hâtıra olarak küçük bir noktaya da işaret etmek isterim. Benim bu
Erzurum Kongresi'ne üye olarak girip girmemekliğim, üzerinde düşünülmeye değer
bulunduğu gibi, Kongre'ye katıldıktan sonra da başkan olup olmamaklığım
konusunda kararsızlık gösterenler olmuştur. Bu kararsızlığı gösterenlerden bir
kısmının düşüncelerini iyi niyet ve içtenliklerine vermek mümkün ise de, diğer
bazı kimselerin bu hususta tamamen samimiyetten uzak, aksine mel'unca bir
maksadın peşine düştüklerine daha o zaman şüphem kalmamıştı. Söz gelişi, düşman
casusu olup her nasılsa Trabzon ilinde bir yerden kendisini kongreye temsilci
seçtirerek gelen Ömer Fevzi Bey ve arkadaşları gibi. Bu zatın hainliği, sonradan
Trabzon'da ve oradan kaçtıktan sonra da İstanbul'daki faaliyet ve hareketleri
ile sabit olmuştur.
Kongrenin bitiminden iki üç gün önce başka bir tartışma da söz konusu olmaya
başlamıştı. Bazı yakın arkadaşlarım benim Hey et-i Temsiliye'ye girerek açıkça
faaliyet göstermemi sakıncalı buluyorlardı. Görüşleri şu noktalarda
özetlenebilir : Millî teşebbüs ve faaliyetlerin bütün anlamıyla milletten
doğduğunu, gerçekten millî olduğunu göstermek lâzımdır. Bu takdirde, yapılacak
teşebbüsler daha güçlü olur ve kimsenin kötü yorumuna ve özellikle yabancıların
olumsuz düşüncelerine fırsat vermez. Fakat tanınmış ve hele İstanbul Hükumeti'ne
Hilafet ve Saltanat makamına karşı asi duruma düşmüş, hücumların hedef noktası
haline gelmiş olan benim gibi bir adamın bütün bu millî teşebbüslerin başında
bulunduğu görülürse, faaliyetin millî gayelere dayanmaktan çok, şahsî emellerin
gerçekleştirilmesi maksadına dayandığı inancı uyanır. Bu bakımdan Hey'et-i
Temsiliye'yi illerin ve müstakil sancakların seçeceği kimseler oluşturmalıdır.
Ancak, bu şekilde millî bir güç gösterilebilir.
Bu
görüşlerin ne dereceye kadar yerinde olup olmadığını araştıracak değilim. Yalnız
benim de bu görüşlere karşı olan düşüncelerimi ve bunları dayandırdığım
noktalardan bazılarını sayayım : Özellikle, ben mutlaka kongreye katılmalı ve
onu idare etmeliydim. Çünkü, zaman geçirmeksizin milli iradenin faaliyete
geçirilmesini ve milletin doğrudan doğruya fiilî ve silâhlı olarak tedbirler
almaya başlamasını sağlamak zaruretine inanıyordum. Bu esaslı noktaları, takdir
ve tespit ettirebilmek için, kongrede aydınlatmak, yol göstermek ve bizzat idare
etmek suretiyle çalışmamı zarurî görüyordum. Nitekim öyle oldu. Erzurum
Kongresi'nin daha önce açıkladığım ilke ve kararlarını, herhangi bir temsilciler
hey'etinin uygulama alanına sokturabileceğime henüz güvencim olmadığını itiraf
ederim.
Nitekim
zaman ve olaylar beni doğrulamıştır. Bundan başka, daha Amasya'da iken karar
verilip de bütün millete her türlü vasıta ile tebliğ ettirdiğim Sivas Genel
Kongresi'nin toplanmasını sağlamak, bütün milleti ve memleketi yalnız bir
hey'etle temsil etmek, ayrıca yalnız Doğu illerini değil, vatanın her köşesini
aynı dikkat ve duyarlıkla savunma ve kurtarma çarelerini bulmaya çalışmak
hususlarını herhangi bir heyetin gerçekleştirebileceğine inanmadığımı açıkça
ifade etmek zorundayım. Çünkü, bende böyle bir kanaat var olsaydı, benim
işbaşına geçtiğim güne kadar teşebbüs ve faaliyette bulunanların çalışmalarının
sonuçlarını bekler ve istifa etmemek yolunu tutardım. Hükûmet'e, Padişah ve
Halife'ye karşı isyan gereğini duymazdım. Aksine, ben de bazı iki yüzlü ve iki
taraflı oynayanlar gibi görünüşte pek şatafatlı ve gösterişli olan, o günün Ordu
Müfettişliği görevini ve Padişah Hazretleri'nin Yaveri sıfatını taşımakta devam
ederdim. Gerçi, benim açıkça ortaya atılmamda ve bütün millî ve askerî
hareketlerin başına geçmemde elbette sakınca vardı. Ancak, o sakınca,
başarısızlık halinde herkesten önce ve herkesten çok benim, en büyük ceza ve
azaba uğratılmamdan başka bir şey olabilecek miydi? Oysa, bütün vatanın ve
koskoca bir milletin ölüm kalım dâvâsı söz konusu olurken vatanseverim
diyenlerin kendi sonlarını düşüncelerinin yeri var mıydı ?
Efendiler, ben, bazı arkadaşlarca ileri sürülen düşünce ve kuruntulara uymuş
olsaydım, iki bakımdan büyük sakıncalar ortaya çıkacaktı.Birincisi;
düşüncelerimde, kararlarımda ve bütün kişiliğimde yetersizlik ve güçsüzlük
olduğunu itiraf etmek ki, bu husus, benim, vicdanımın emrine uyarak yüklendiğim
görev bakımından düzeltilmesi imkânsız bir yanılma olurdu.
Efendiler, tarih, itiraz edilemez bir şekilde ispatlamıştır ki, büyük dâvâlarda
başarı için sarsılmaz bir kabiliyet ve kudrete sahip bir önderin varlığı
şarttır. Bütün devlet adamlarının ümitsizlik ve beceriksizlik içinde bütün
milletin başsız olarak karanlıklar içinde kaldığı bir sırada, her vatanseverim
diyen bin bir çeşit insanın, bin bir hareket ve görüş tarzı ortaya attığı ve her
şeyin allak bullak olduğu bir dönemde, danışmalar yolu ile, birçok hatırlı ve
nüfuzlu kimselere bel bağlama gereğine inanmakla, güvenli ve kararlı bir şekilde
ve özellikle sür'atle yol almak ve en sonunda çok çetin olan hedefe ulaşmak
mümkün müdür? Tarihte, bu tarzda başarıya ulaşmış bir toplum gösterebilir mi?
İkincisi Efendiler; millet, memleket, siyaset ve ordu yönetimi ile hiçbir ilgi
ve ilişkileri bulunmamış, bu alanda başarıları görülmemiş ve denenmemiş olan
gelişigüzel kimselerden, söz gelişi Erzincanlı bir Nakşî Şeyhi ve Mutki'li bir
aşiret reisi gibi zavallılardan da kurulması ihtimalden uzak olmayan herhangi
bir temsilciler hey'etine, söz konusu durum ve görev emanet edilebilir miydi?
Edildiği takdirde, memleket ve milleti kurtaracağız dediğimiz zaman, milleti ve
kendimizi aldatmış olmak gibi bir yanılgıya düşmeyecek miydik?
Bu
nitelikteki bir hey'ete perde arkasından yardım edilebileceği söz konusu olsa
bile, bu tarz güvenli bir yol sayılabilir miydi?
Bu
söylediklerimin, o günlerde değilse bile, artık bugün bütün dünyaca inkâr
edilemeyecek gerçekler olarak kabul edildiğine asla şüphe yoktur. Bununla
birlikte, ben burada bu söylediklerimi geçmiş günlere ait bazı hâtıra ve
belgeler ile bir kere daha belirtmeyi, gelecek nesillerin siyasî ve sosyal ahlâk
terbiyesi açısından bir görev sayarım.
Bu
dakikaya kadar olduğu gibi bundan sonra da üzerinde duracağım olaylar
dolayısıyla, bu husus, kendiliğinden aydınlığa kavuşacaktır.
Efendiler, Erzurum Kongresi'nin bitiminde, Ferit Paşa'dan sonra Harbiye
Nezareti'ne yeni geldiği anlaşılan bir Nazım Paşa imzasıyla, 15' inci Kolordu
Komutanlığı'na 30 Temmuz 1919 tarihli şöyle bir emir geldi.
Mustafa
Kemal Paşa ile Refet Bey'in hükumetin kararlarına aykırı faaliyet ve
hareketlerinden dolayı hemen yakalanarak İstanbul'a gönderilmeleri Bâbıâlî'ce
uygun görülüp o bölgedeki memurlara emirler verildiğinden, Kolordu'ca gereken
yardımda bulunulması ve sonucundan bilgi verilmesi rica olunur.
Bu emre
Kolordu Komutanlığı tarafından lâyık olduğu şekilde cevap verildi. Bu cevabı
öteki komutanlara da verdirerek dikkatlerini çektirdim.
Kongre
bildirisi, memleket içinde her yere ve yabancı devlet temsilcilerine çeşitli
vasıtalarla gönderildi. Tüzük de komutanlara ve öteki güvenilir makamlara kısım
kısım şifre ile verilerek, oralarda basılmasının ve çoğaltılıp dağıtılmasının
sağlanmasına çalışıldı. Bu durum tabiatıyla günlerce devam etti. Bu münasebetle
Sivas'ta 3' üncü Kolordu Komutanı Salâhattin Bey 'den aldığım 22 Ağustos 1919
tarihli bir telgrafta : "Tüzüğün ikinci ve dördüncü maddelerinin yayınlanmasını
sakıncalı bulduğu, bir kere daha incelenmesi gereği" bildiriliyordu.
İkinci
madde Topyekûn savunma ve direnme esasının kabul edildiği
Dördüncü madde Geçici bir idare kurulabileceği hususundaki maddelerdir.
KARAKOL
CEMİYETİ
Biz
Erzurum'da kongre kararlarının her tarafça anlaşılmasını ve topyekûn
uygulanmasını sağlayıcı tedbirleri almaya çalışırken, bize Karakol Cemiyetinin
Teşkilât-ı Umumiye Nizamnamesi , ve Karakol Cemiyetinin Vezaif-i Umumiye
Talimatnamesi diye basılı bir takım kâğıtların, bütün orduya, komutan,subay,
herkese dağıtıldığı bildirildi.
Bu
yönetmeliği okuyan bana en yakın komutanlar bile, bu teşebbüsün benden geldiğini
sanarak, birçok şüphe ve kararsızlıklara düşmüşler. Benim bir yandan kongrelerle
açıkça ortak millî faaliyetlerde bulunurken, bir yandan da esrarengiz ve korkunç
bir komite kurmaya çalıştığım zannına kapılmışlar. Gerçi, bu örgütün ve
teşebbüslerin elebaşıları İstanbul'da bulunuyorlarmış; fakat, teşebbüslerini
benim ad ve hesabıma yapmakta imişler.
Karakol
Cemiyeti'nin genel kuruluş tüzüğü'ne göre, genel merkez üyeleri, sayıları,
toplantı yer ve toplanış şekilleri, seçim usulleri ve görevlendirilmeleri
kesinlikle gizli tutulur.
Bir de,
en ufak bir sırrı açığa vuran, Karakol Cemiyeti'ne bir tehlike getiren, hattâ
tehlikeye yol açabilecek bir şüphe uyandıran kimseler derhal idam edilir.
Genel
Görev Yönetmeliği'nde de bir "millî ordu'dan" söz ediliyor ve "bu ordunun
başkomutanı, büyük kurmay hey'eti, ordu, kolordu ve tümen komutanları ile
kurmayları seçilmiş ve tayin edilmiş olup gizli tutulur. Bunlar görevlerini
gizli olarak yaparlar" açıklaması okunur.
Efendiler, derhal komutanları uyararak, bu tüzük ve yönetmelik hükümlerini asla
uygulamamaları gerektiğini ve bu teşebbüsün kaynağını araştırmakta olduğumu
bildirdim.
Sivas'a
varışımdan sonra, oraya gelen Kara Vasıf Bey 'den anladım ki, bu işi yapan
kendisi ve bazı arkadaşları imiş.
Herhalde, bu hareket tarzı doğru değildi. Herkesi idam ile tehdit ederek
bilinmeyen bir merkezin, bilinmeyen bir başkomutanın, bilinmeyen birtakım
komutanların emirlerine uymak mecburiyetinde bırakmaya kalkışmak çok
tehlikeliydi. Gerçekten de, bütün ordu mensuplarında birbirlerine karşı bir
güvensizlik ve korku başladı. Söz gelişi,herhangi bir kolordu komutanının, benim
komuta etmekte olduğum kolordunun acaba bilinmeyen gizli komutanı kimdir? Bu
gizli komutan ne vakit ve nasıl komutayı ele alacak ve bana ne gibi bir işlem
uygulayacak gibi haklı birtakım kuruntulara kapılması ihtimalden uzak değildi.
Sivas'ta Kara Vasıf Bey'e bu gizli merkezin, gizli başkomutanın ve gizli büyük
kurmay hey'etinin kimler olduğunu sorduğum zaman, hepsi siz ve
arkadaşlarınızdır, karşılığını vermişti. Bu beni büsbütün şaşırtmıştı. Böyle bir
karşılık elbette akla yatkın olamazdı. Çünkü, bana asla böyle bir örgütlenmeden
kimse söz etmiş ve iznimi de almış değildi.
Bu
derneğin, sonradan, özellikle İstanbul'da yine aynı adla faaliyetini sürdürmeye
çalıştığı anlaşıldıktan sonra, kuruluşunda ve bununla ilgili olarak bize vermek
zorunda kaldıkları bilgilerde samimiyet bulunabileceği iddia edilemez.
AVRUPA'DAN BİRŞEY BAŞARAMADAN DÖNEN FERİT PAŞA'YA ÇEKTİĞİM TELGRAF
İstanbul Hükûmetini millî teşebbüsleri engellemekten vazgeçirmek, başarıda
sağlayacağı çabukluk ve kolaylık bakımından önemli idi. Bu düşünce ile ve Ferit
Paşa'nın, tabiatıyla hiç bir şey başaramadan, adeta hakarete uğramış bir durumda
İstanbul'a dönüşünden yararlanarak, kendisine 16 Ağustos 1919 tarihinde bir
şifreli telgraf yazdım. Bu telgrafta başlıca şu cümleler vardır :
Mösyö
Clemenceau (Klemanso)'nun, siz Sadrazam Hazretleri'nin yüksek şahsiyetlerine
olan ayrıntılı cevabını, ben âcizleri son günlerde okuyunca İstanbul'a nasıl acı
ve üzüntüler içinde dönmüş olduğunuzu takdir ediyorum. Vatanımızı paylaşma ve
yok etme düşüncesini bu kadar açık ve haysiyet kırıcı bir şekilde ortaya koyan
bu ifade karşısında titremeyecek duygulu bir insan düşünemiyorum. Tanrı'ya
binlerce şükredelim ki, milletimiz, ruhundaki kahramanlık azmiyle, tarih boyunca
sürüp gelen hayat ve varlığını, hiçbir zaman ne kaderin akışına ne de böyle
cellâtça hükümlere kurban etmeyecektir.
Şimdi
pek eminim ki, siz Sadrazam Hazretleri'nin yüksek şahsiyetleri,bugünkü genel
durumu, devlet ve milletin gerçek çıkarlarını üç ay önceki gözlerle görmüyorlar.
Dokuz
aydan beri iş başına gelen hükümetlerin hep birbirinden daha çok yıpranması ve
sonunda da ne yazık ki, artık iş göremez bir duruma düşmesi, milletin yüksek
haysiyeti karşısında doğrusu pek üzücü oluyor. Şurası bir gerçektir ki, vatan ve
milletin mukadderatı adına içeride ve dışarıda sesini duyurmak ve söz sahibi
olabilmek, mutlaka millî iradeye dayanmayı şart kılar.
Hayat
hakkı ve bağımsızlını için çalışan milletin amacındaki bu asalet ve ciddiyete
karşılık, İstanbul Hükûmeti, düşmanca davranmak yolunu tutuyor. Bu davranış
tarzı, elbette büyük bir üzüntü doğuruyor. Milleti, İstanbul Hükümeti'ne karşı
istenmeyen hareketlere sürükleyebilecek niteliktedir. Çok açık olarak arz edeyim
ki, millet her türlü iradesini kullanabilecek güçtedir. Teşebbüslerinin önüne
geçebilecek hiçbir kuvvet yoktur.
İstanbul Hükûmeti'nin olumsuz teşebbüsleri hiçbir yerde hiçbir kimse tarafından
uygulanamayacaktır. Millet, çizdiği program çerçevesinde pek kesin ve açık
adımlarla hedefine doğru yürümektedir. İstanbul Hükûmeti'nin şimdiye kadar
süregelen engelleyici teşebbüslerinin hiçbir yerde hiçbir etki yapamamakta
olmasıyla, gerçek durumun takdir buyurulmuş olacağına şüphe edilemez.
İngilizlerin gösterdikleri yolda bir kurtuluş çaresi aramak da boşunadır ve
sonucu bir hiçtir. Bununla birlikte, İngilizler de en sonunda kuvvetin millette
olduğunu takdir ederek, hiçbir dayanağı olmayan ve millet adına hiçbir taahhütte
bulunamayan, bulunsa bile milletçe kabul edilemeyecek olan bir hükümetle sonuç
alınabilecek bir işe girişmenin mümkün olamayacağına inanmışlardır .........
Bütün
dilekler şu noktada birleşmiştir ki, hükümet meşru olan milli akımı engellemeye
çalışmaktan vazgeçerek, Kuva-yı Milliye'ye dayansın ve bütün teşebbüslerinde
kendine millî gayeyi rehber edinsin.
Bunun
için de millî varlığı ve millî iradeyi temsil edecek olan Meclis-i Meb'usan'ın
en kısa zamanda toplanmasını sağlasın!.......
SİVAS
KONGRESİ HAZIRLIKLARI
Efendiler, Sivas'ta toplanmasını sağlamaya çalıştığımız kongreye her taraftan
temsilci seçtirmek ve onların Sivas'a gelmelerini sağlamak üzere, daha Amasya'da
iken başlamış olan çalışma ve yazışmalar devam ediyordu. Bütün komutanlar ve
birçok vatansever her yerde olağanüstü bir çaba harcıyorlardı.Ne var ki, yine
her tarafta olumsuz ve aleyhte propagandalar ve özellikle İstanbul Hükûmeti'nin
engelleyici tedbirleri işi güçleştiriyordu.
Bazı
yerlerden hem temsilci seçmiyorlar hem de maneviyat kıracak ve herkesi
ümitsizliğe düşürecek cevaplar veriyorlardı. Örnek olarak,20' nci Kolordu
Komutanı adına Kurmay Başkanı Ömer Halis Bey'in İstanbul'dan gelen bilgileri
içine alan 9 Ağustos 1919 tarihli şifresinde, şu maddeler dikkate değer görüldü
:
1-
İstanbul temsilci göndermiyor. Oradaki işleri uygun bulmakla birlikte, cür'etli
bir duruma girmeyi de istemiyor.
2 -
İstanbul'dan temsilci göndermek imkânsızdır. Gönderilmek istenen kimseler, orada
verimli, başarılı iş göreceklerine emin olmadıklarından dolayı, boşuna masraf
etmemek ve yolculuk sıkıntılarına katlanmamak için hareket etmiyorlar.
(Bilindiği üzere, bazı kimseleri özel birer mektupla da davet etmiştik. )
Biz,
her yerden temsilci seçtirmek ve göndertmekte karşılaşılan güçlükleri yenmeye
çalışırken, öte yandan kongrenin toplanması için en güvenli bir yer olarak
seçtiğimiz Sivas'ta da bir telâş ve heyecan başladı.
Efendiler, burada, sırası gelmişken arz edeyim ki, ben Sivas'ı gerçekten de her
bakımdan güvenli bir yer saymış olmakla birlikte, daha Amasya'da iken Siıvas'a
gelen bütün yollar üzerinde uzaktan ve yakından her türlü askerî tedbir ve
tertipleri aldırmayı da ihtiyatlı olmanın gereği saymıştım.
SİVAS
VALİSİNİN ENDİŞELERİ
Sivas'ın heyecanı şöyle öğrenildi. 20 Ağustos günü öğleyin, Sivas Valisi Reşit
Paşa tarafından telgraf başına davet olunduğum zaman, Paşa'nın uzun bir telgrafı
veriliyordu. O telgraf şudur :
Erzurum'da Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne
Önce,
rahatsız ettiğim için beni bağışlamanızı diler ve zâtı devletlerinin sağlığını
sorarım. Neden rahatsız ettiğimi aşağıda arz ediyor ve açıklıyorum efendim.
Görünüşte, Fransızlara ait kuruluşları teslim almak, gerçekte buraların durumu
konusunda incelemelerde bulunmak üzere, Cizvit papazlarıyla birlikte
İstanbul'dan önceki gün Sivas'a gelerek valilik makamını ziyaret eden Fransız
subaylarının ziyaretlerini iade için dün sabah yanlarına gitmiştim. Ziyaret ve
görüşmenin sonunda orada hazır bulunan Fransız binbaşılarından Jandarma
Müfettişi Mösyö Brunot(Brüno) biraz özel görüşmek isteğinde bulunarak bendenizi
başka bir odaya aldı. Söylediği sözleri olduğu gibi aktarıyorum :
Mustafa
Kemal Paşa ile Kongre Hey'etinin Sivas'a gelerek burada da bir kongre
yapacaklarını işittim. Bunu İstanbul'dan gelen Fransız subayları söylediler.
Sizinle bu kadar samimi görüşüp şahsınıza karşı pek çok saygı duyarken bu konuyu
benden saklamanıza çok üzüldüm, dedi. Bendeniz de gereken cevabı vererek
kendisini inandırmaya çalıştımsa da son söz olarak :
"Eğer
Mustafa Kemal Paşa Sivas'a gelir ve burada kongre yapmaya kalkışırlarsa, beş on
gün içinde buraları, işgal etme kararının verildiğini kesin olarak biliyorum.
İnanmazsanız, gerçekleştiğinde görürsünüz. O zaman vatanınızın felâketini
hazırlayanlar arasına siz de girmiş olursunuz sözlerini söyledi. Dahiliye
Nezareti'nden aldığım şifreli telgraf da başka şekilde yazılmış olmakla birlikte
aynı kanaati verecek nitelikte idi. Yeni gelen Fransız subaylarından biri de dün
kolordu komutanı ile uzun uzadıya görüşerek, kongre hakkında komutan
beyefendi'nin düşüncesini anlamaya çalıştığı gibi, bu sabah da Mösyö Brunot
bendenize gelerek saat 15.00'te öteki Fransız subaylarıyla birlikte kongre
hakkında görüşüleceğini, ancak kendisinin aradaki samimiyet dolayısı ile daha
önce ayrıca görüşmek istediğini bildirdi. Bir süre konuşulduktan sonra sonuç
olarak şunu da ekledi : "Ben dünden beri bu mesele üzerinde çok düşündüm.Sonunda
şuna karar verdim ki, eğer Mustafa Kemal Paşa ile Kongre Hey'eti, Sivas
Kongresi'nde İtilâf Devletleri aleyhine kışkırtmalarda bulunmazlar ve onlar
hakkında saldırgan bir dil kullanmazlarsa, kongrenin toplanmasında hiçbir
sakınca yoktur. Bizzat ben General Franchetd'Esperey (Franşe Despere)'ye yazar,
Mustafa Kemal Paşa hakkındaki tutuklama emrini geri aldırır ve kongrenin
toplanmasına engel olunmaması için Dahiliye Nezareti'nden size emir verdiririm.
Ancak, şu şartla ki, siz de benden hiçbir şeyi saklamayacaksınız ve samimî
dostluğumuzdan dolayı birbirimize karşı daima açık bir dil kullanacağız. Yalnız,
kongrenin toplanma tarihini öğrenmek gerekir" dedi. Bendeniz de kendisine bu
konuda bir şey bilmediğimi, öğrendiğimde kendisine bildireceğimi ve aradaki
dostluğa dayanarak hiçbir şeyi saklamayacağımı söyledim.
Binbaşının işgal konusunda dünkü kesin ifadesine rağmen bugünkü yumuşaklığının
sebebini, bütün incelikleri gören yüksek dikkatinize arz etmeyi görev bilir ve
bu hususta sözü uzatmayı gereksiz sayarım. Öyle anlaşılıyor ki, bunların
düşüncesi, kongreyi Sivas'ta toplatmaya razı görünerek sayın kongre üyeleri ile
sizi burada toplamak ve el altından hazırlıklarda bulunarak bütün arkadaşları
ele geçirmekten ve işgal mes'elesini de bir oldu bitti haline getirmekten
ibarettir. Dün akşam Dahiliye Nezareti'nden aldığım şifreli telgraf da, başka
şekilde yazılmış olmakla birlikte, nitelik bakımından hemen hemen aynı idi. İşte
bendeniz her gerçeği gizli tutulmak istirhamı ile efendimize arz ediyorum.
Bundan sonra tutulacak yolun tayini size düşer. Entrikalı bir tehlikenin bu
kadar yakın ve âdeta elle tutulacak derecede görünürde olduğunu bilip dururken,
durumdan zâtıâlîlerini haberdar etmemeyi ve dolayısıyla Sivas'ta kongre
toplanmasından vazgeçilmesini arz etmemeyi vicdanıma sığdıramadım. İşte bunun
için zâtı devletlerinden ve orada bulunan diğer sayın arkadaşlardan pek çok rica
ederim ki,ikinci bir kongrenin toplanmasına mutlak bir ihtiyaç yoksa
vazgeçilsin.Varsa,dört yandan işgali pek kolay olan Sivas'ın toplantı merkezi
olmasından vazgeçilerek,işgal ihtimali pek uzak olan Erzurum'da veyahut uygun
görülürse,Erzincan'da toplanması çarelerinin araştırılmasını,memleketin selameti
adına istirham ederim.Kolordu komutanı Salahattin Beyefendi de bu husustaki
düşüncelerini ayrıca Kazım Paşa Hazretleri vasıtasıyla size yazacaklardır.Şimdi
yanımda bulunan eski Sivas milletvekili Rasim Bey de,eski Erzurum Milletvekili
Hoca Raif Efendi Hazretleri 'ne bu husustaki bilgi ve görüşlerini bildiren bir
telgraf çekecektir. Elbette, okuduktan sonra, Hoca Raif Efendi Hazretleri' nin
Ilıca'dan dönüşünde kendilerine yollamak lutfunda bulunursunuz. İşte efendim
durum bu merkezdedir. Herkesçe bilinen vatanseverliğinize karşı fazla
rahatsızlık vermekten çekinir, cevabınızda vereceğiniz emrinizi beklerim
efendim. İşte Rasim Bey'in telgrafı.
Reşit
Bu
telgrafa orada verdiğim cevabı olduğu gibi arz edeceğim. Ertesi gün Heyet-i
Temsiliye adına da aynı nitelikte uzun bir telgrafla vali yatıştırılmaya ve
inandırılmaya çalışıldı. Ayrıca Kadı Hasbi Efendi'ye de dolaylı olarak bir
telgraf çekildi. Kolordu Komutanı'na da gerektiği gibi yazıldı. Rasim Bey'e de
endişeye kapılmaması için kendim yazdım.
Sivas
Valisi Reşit Paşa Hazretleri'ne
20/8/1919 Saat : 13.00
Verdiğiniz bilgilere ve yüksek düşüncelerinize özellikle teşekkürümü arz ederim.
Mösyö Brunot ve arkadaşlarının bir gözdağı vermek için söyledikleri sözleri
tamamiyle blöf olarak saydım. Sivas Kongresi'nin toplanması yeni bir mesele
değildir; aylarca öncesinden dünyaca bilinen bir teşebbüstür. Gariptir ki,
İstanbul da bulunan yetkili Fransız siyaset adamlarının da bana gönderdikleri
haberler, Anadolu'da millet tarafından girişilmekte olan teşebbüslerin pek haklı
ve meşru olduğu, milletimizin istekleri kendilerine ve açıkça bildirildiği
takdirde, bunları memnunlukla kabul ile gereğini yerine getireceklerine dair
şimdiden yazılı güvence vermeye hazır oldukları şeklindedir. Mösyö Brunot'nun
ikinci görüşmede ağız değiştirmesi ve yumuşaması, beni kazanma maksadına
dayanabilir. Binbaşı Brunot'nun dediği gibi Sivas'ın Fransız'lar tarafından beş
gün içinde işgali o kadar kolay bir şey değildir. Zâtı devletinizin hatırında
olsa gerekir ki, İngilizler bu konudaki tehditlerinde daha ileri giderek
Batum'daki askerlerinin Samsun'a çıkarılmasına karar verdiler. Hatta sözde beni
yıldırmak için, bir tabur bile çıkardılar. Fakat, bu teşebbüse karşı, milletin
sarsılmaz bir azim, iman ve ateşle karşı koyacağı gerçeği kendilerince
anlaşıldıktan sonra, hem kararlarından vazgeçmeye hem de Samsun'a çıkarmış
oldukları askerleriyle birlikte orada bulunan taburu da alıp götürmeye mecbur
olmuşlardır. Sivas Kongresi'nde ele alınacak hususlar da Erzurum Kongresi
bildirisi'ndeki maddelerden kolaylıkla anlaşılacağına göre,İtilaf devletleri
aleyhine kışkırtmalarda bulunmak gibi maksatlar asla söz konusu değildir. Burada
şunu da arz edeyim ki, bendeniz ne Fransızların ve ne de herhangi bir yabancı
devletin yardımına tenezzül eden şahsiyetlerden değilim, Benim için en büyük
korunma yeri ve yardım kaynağı milletimin bağrıdır. Kongrenin gereği, zaman ve
toplanma yeri hakkında söz sahibi olmak, bendenizin şahsî hükmünün pek üstünde
bir söz sahibi olan millet kararına bağlı bir durumdur. Yalnız, tahmin
buyurulduğu gibi, Fransızların, kongre üyelerinin Sivas'ta toplanmasına taraftar
görünerek, sonradan onları ele geçirme imkânını bulabilmesi bizce pek uzak
kuruntulardandır. Bütün bu arz ettiklerimi Mösyö Brunot'ya aynen söylemenizde
hiçbir sakınca görmüyorum. Bu münasebetle Mösyö Brunot ve arkadaşlarına,
milletimizi savunmak için, Erzurum Kongresi Bildirisi ile, bütün dünyaya olduğu
gibi kendilerinin İstanbul'daki siyasî temsilcilerine de duyurmuş olduğu temel
kararları uygulamakta hiçbir şekilde kararsızlığa düşmesine imkan bulunmadığı
bildirilmiş olur. Mösyö Brunot bilmelidir ki, Fransızların Sivas'ı işgale karar
vermeleri, kendilerine pek pahalıya mal olabilecek yeni kuvvetlerle ve çok
paralarla yeni bir harbe karar vermelerine bağlıdır. Böyle bir kararın, Jandarma
Binbaşısı Mösyö Brunot ve arkadaşları arasında söz konusu edilse bile, Fransız
milletince kabul edilebileceğine ihtimal verilemez.
Milletvekili Rasim Bey' in, Raif Efendi Hazretleri ne olan telgrafını okudum.
Korkmanın yeri olmadığının kendisine bildirilmesini rica ederim.
Gerek
bendenize vermiş bulunduğunuz bilgi ve düşünceleri gerek Rasim Bey'in telgrafını
Hey'et-i Temsiliye'ye olduğu gibi takdim edeceğim yalnız, Sivas Kongresi
hakkındaki kesin karar ancak Hey'et-i Temsiliye'nin görüşmeleri sonunda belli
olacaktır. Alınacak karar, yüksek şahsiyetinize elbette arz olunacaktır.Yalnız,
bugün için istirhamım, Brunot'nun tehditlerinin halk arasında yayılıp
maneviyatın bozulmasına engel olunmasıdır. Samimî saygılarımın kabulünü ve
Sâlahattin ve Refet Beyefendi'lere selâmımın bildirilmesini istirham ederim.
Muhterem Paşa Hazretleri.
Mustafa
Kemal
(Verilen Cevap Üzerine Reşit Paşa'dan Alınan İkinci Telgraftır)
Bendeniz anlayabildiğim kadarını Efendimize arz etmekle vicdani görevimi yerine
getirmiş oluyorum. İstanbul'daki Fransız ordu ve siyaset adamlarının görüşlerini
ve zâtı devletlerine karşı vermiş oldukları sözlerin ne dereceye kadar
güvenilebilir olduğunu kestirememekte haklıyım. Şüphe götürmez olan
vatanseverliğiniz açısından vatanın kurtuluşu söz konusu olduğuna göre, iyice
düşünerek tutulması gerekli yolun belirlenmesi Efendimize ve yüksek kongre
hey'etinin orada bulunan sayın üyelerine düşer. Emirlerinizi yerine
getireceğimizi arz ile derin saygılarımı sunarım, efendim.
Reşit
Efendiler, Diyarbakır ve Bitlis dolaylarındaki halkı aydınlatmak maksadıyla,
oralarda ordu komutanı olarak bulunduğum sıralarda, bir kısmını şahsen tanıdığım
birtakım ileri gelenlere özel mektuplar yazdım.Van, Bayezıt ve yakınlarında
bulunan bazı aşiret beyleri ile de ilişki ve bağlantılar kurdum.
ERZURUMDAN AYRILMA GEREĞİ
Nihayet, Efendiler, Ağustos içinde, her yerden bir takım temsilcilerin Sivas'a
doğru yola çıktıkları ve kısmen Sivas'a gelmeye başladıkları anlaşıldı. Sivas'a
gelen temsilciler tarafından bizim Sivas'a ne zaman hareket edeceğimiz sorulmaya
başlandı.
Artık,
Erzurum'dan ayrılmak gerekiyordu. Fakat, şimdiye kadar verdiğim bilgilerden
anlaşılmıştır ki, Sivas Kongresi, Doğu ve Batı illeri ile Trakya'nın yani bütün
bir memleketin birliğini sağlamak gayesini güdüyordu. Bu sebeple kongrede Doğu
illerinin de temsilcileri bulunmak gerekirdi. Bu illerden Sivas Kongresi için
temsilciler seçtirmeye kalkışmak ise, uygulanması bakımından değeri olmayan bir
düşünceydi. Erzurum Kongresi'ni yapan temsilcilerin, Sivas'a gönderilmesine
kalkışmanın da mümkün olamayacağı anlaşılıyordu. Zaten Vilâyât-ı Şarkiye
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adına, kendi illerinden yetki almış olan bu
temsilcilerin daha genel bir gayeye yönelen yetkileri de yoktu. Bu bakımdan
Erzurum Kongresi'nin, Sivas Kongresi'ne Doğu'daki seçim bölgeleri adına,bir
temsilci hey'et gönderme yetkisini alamayacağı da belliydi.
Yeniden
temsilci seçtirmeye kalkışmak pratik bakımdan ne kadar geçersiz idiyse, birtakım
teorik fikir çerçevesi içinde sıkışıp kalmak da o kadar geçersiz idi.
En
basit ve çıkar yol, Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin Temsil
Hey'eti'ni Sivas'a götürüp kongreye katmaktan ibarettir.
Üyelerden Mutki aşiret reisinin Mutki dağlarından çıkmaktan korktuğunu bilirdim.
Siirt milletvekili Sadullah Bey de ortada yok.
Servet
ve İzzet Bey'ler kongre biter bitmez birer mazeretle Trabzon'a gitmiş
bulunuyorlar.
Erzurum'da Rauf Bey ve Raif Efendi var.Raif Efendi de özür diliyor.
Yolumuz
üzerinde, Erzincan'da Şeyh Fevzi Efendi'yi bulabileceğiz.
Servet
ve İzzet Bey'leri davet ettim, gelmediler. Raif Efendi've bizimle birlikte
gelmesi için rica ettik, kabul etti.
Nihayet, Hey'et-i Temsiliye üyeleri olarak Erzurum'dan üç kişi, Erzincan'dan bir
kişi ve Sivas'ta bulduğum Bekir Sami Bey ile beş kişi olduk. Sivas kongresi'ne
katılan temsilcilerin ellerindeki kartları inceleme gereği duyulduğu, zaman,
ben, orada şöyle bir belge hazırladım ve altına Hey'eti Temsiliye'nin mührünü
bastım.
"Hey'et-i
Temsiliye'den :
Mustafa
Kemal Paşa
Rauf
Bey
Ulemadan Raif Efendi
Şeyh
Fevzi Efendi
Bekir
Sami Bey
Yukarıda adları yazılı şahıslar, Doğu Anadolu adına Sivas Kongresi'nde bulunmak
üzere Erzurum Kongresi'nce görevlendirilmiştir. ( Mühür)
Efendiler, Erzurum'dan ayrıldığımız tarih 29 Ağustos 1919'dur.
SİVAS
YOLUNDA
Amasya'dan Erzurum'a gelirken, Sivas'ta küçük bir hikâyeye konu olan olay
hatırlarınızdadır. Gariptir ki, Erzurum'dan Sivas'a giderken de buna benzer
küçük bir durumla karşılaştık.
Erzincan'dan batıya hareket ettiğimiz günün sabahı, Erzincan Boğazı'nın girişine
gelir gelmez, bazı Jandarma erlerinin ve subaylarının heyecanlı ve telâşlı bir
şekilde otomobillerimizi durdurduklarını gördük.
Durumu
açıkladılar : "Dersim Kürtleri 'boğazı tutmuşlardır. Tehlike var. Geçilemez."
Bir
subay, merkeze kuvvet gönderilmesini yazmış. O kuvvet gelince tertibat alacak,
hücum edecek ve eşkiyayı püskürterek yolu açacakmış.
Pek iyi
ama, bu eşkıyanın kuvveti nedir? Neresini nasıl tutmuş? Ne kadar kuvvet ve ne
vakit gelecek?
Bu
sorunlar çözülünceye kadar, geri Erzincan'a dönmek ve kim bilir nice günler
beklemek gerekir. Bizim ise, işimiz pek aceleydi. Ben Erzurum ile Sivas
arasındaki yolu belli bir zamanda kat edip kararlaştırılan günde Sivas'ta
bulunamazsak, şurada veya burada şu veya bu sebeple korkup kaldığım, Sivas'ta ve
başka yerlerde duyulursa, panik başlayabilir, işler altüst olabilirdi.
O halde
karar? Tehlikeyi göze alıp yola devam etmek. Başka çaremiz de yoktu. Yalnız ufak
bir tedbir almayı uygun buldum.
Hafif
makineli tüfeklerle silâhlanmış olan fedâkâr arkadaşlarımızdan birkaçını - şimdi
bir alay komutanı olan Osman Bey ki Tufan Bey adıyla tanınmıştır. Bunların
başında idi - bir otomobille kendi otomobilimizin önüne geçirdik. Sağdan soldan
gelecek uzak mesafedeki ateşlere aldırış etmeyerek, otomobiller, şose üzerinde
sür'atle ilerlemeye devam edecekler. Vurulan, ölen olursa, onlarla meşgul
olunmayacak... Tam şose üzerinde ve yakınında, şoseyi kapamış olan eşkıyaya
rastlanırsa, hepimiz otomobillerden atlayacağız ve bunlara hücum ederek yolu
açacağız. Kalanlar tekrar kullanılabilir durumdaki otomobillere binerek ve
sür'atle uzaklaşarak yola devam edecekler... İşte verilen emir de buydu. . .
Bu
tedbiri ve bu arzdaki hareketi yerinde ve emniyetli görmeyenler bulunabilir.
Gerçi bu tarihlerde Elâzığ Valisi Ali Galip Bey'in Dersim'de dolaştığı, bazı
propaganda ve tertiplere giriştiği bilinmekte idiyse de, açıklayayım ki, ben,
önce, boğazın gerçekten tutulmuş olduğuna inanmadım. Bunu İstanbul Hükûmeti'ne
hizmet edeceklerini tahmin ettiğim bazı kimseler tarafından, sırf beni geri
dönmeye mecbur etmek için kurulmuş bir plân olarak kabul ettim. İkincisi, eğer
Dersim Kürtleri boğazı tutmuşlarsa, bunların alabilecekleri tertibatın, uzak
tepelerden yola ateş etmekten ibaret kalması bence çok muhtemeldi.
Özet
olarak, yürüdük, boğazı geçtik ve 2 Eylül 1919 günü Sivas'a vardık. Halkın,
şehrin çok uzaklarından başlayan büyük ve parlak gösterileriyle karşılandık.
3' üncü
Kolordu Komutanı olan Salâhattin Bey, Sivas'ta bulunuyordu. Vali Paşa ile
birlikte, kongreye gelen temsilcilerin yerleştirilmesinde, Hey'et-i Temsiliye
için lise binasının ve kongrenin yapılacağı salonun hazırlanmasında, ayrıca her
türlü tedbirin alınmasında, bir konukseverlik örneği verecek şekilde mükemmel
çalışmışlardır.
Refet
Bey orada değildi. Nerede bulunduğunu da kimse bilmiyordu. 7 Temmuz 1919 tarihli
genelgemiz uyarınca, kendi bölgesi olan 3' üncü Kolordu bölgesinden ayrılmaması
gerekir ve özellikle tam Sivas'ta kongre yapılacağı günlerde, orada bulunması
uygun düşerdi. Haberleşme sonunda kendisinin Ankara'da olduğu anlaşıldı.
Ankara'da Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa'ya "derhal ve mutlaka Sivas'a
gönderilmesini" emrettim. 7 Eylül'de geldi ve Hey'et-i Temsiliye üyesi olarak
tarafımdan Kongre Hey'eti'ne takdim edildi.
Efendiler, bizden önce gelmiş olan temsilciler, gelişimizi beklerken, aralarında
toplantılar yapmışlar ve hazırlık olarak bazı tasarılar kaleme almışlar.
Bizim
gelişimizden sonra da bazı özel toplantılar ve görüşmeler yapılmış. Bu defa bazı
kararlar da verilmiş. Müsaade ederseniz, çok karakteristik olduğu için bu
noktayı açıklayayım :
SİVAS
KONGRESİ AÇILIYOR
Sivas
Kongresi, 1919 Eylülünün 4'üncü Perşembe günü saat 14.00 te açıldı. Öğleden önce
temsilciler arasında bulunan ve öteden beri şahsen tanıdığım Husrev Sami Bey
yanıma gelerek şöyle bir haber getirdi : Rauf Bey ve diğer bazı kimseler Bekir
Sami Bey'in evinde özel bir toplantı yapmışlar ve beni başkan yapmamaya karar
vermişler. Arkadaşların, özellikle Rauf Bey'in böyle bir davranış içine
girmesine asla ihtimal vermedim. Husrev Sami Bey'e itiraf edeyim ki, biraz ciddi
olarak, böyle anlamsız sözleri bana getirmemesi uyarısında bulundum. Verdiği
haberin aslı olmak imkân ve ihtimali bulunmadığını, arkadaşlar arasında, yanlış
anlaşılmalara yol açabilecek sözler sarf edilmesinin doğru olmadığını da
ekledim.
Efendiler, ben bu kongrede başkanlık meselesine önem vermiyordum. Başkanlığa,
belki yaşlı bir zatın getirilmesinin uygun olacağını düşünüyordum. Bu maksatla,
bazı arkadaşların da düşüncelerini yolladım. Bu arada, kongre salonuna girmeden
önce koridorda Rauf Bey'e rastladım. Kimi başkan yapalım? dedim. Rauf Bey, âdeta
heyecanlı bir sesle, zaten söylemeye hazırlanmış olduğu o anda halinden
anlaşılan bir tavırla ve keskin bir dille : Sen başkan olmamalısın. dedi. Derhal
Husrev Sami Bey'in verdiği haberin doğruluğuna inandım ve doğrusu üzüldüm.
Gerçi, Erzurum Kongresi'nde de benim başkanlığımı sakıncalı görenler vardı.
Fakat onların nasıl kimseler olduklarını belirtmiştim. Bu defa en yakın
arkadaşlarımın aynı zihniyeti açığa vurmaları beni düşündürdü. Rauf Bey'e
:Anladım, Bekir Sami Bey'in evinde aldığınız kararı bana bildiriyorsun dedim ve
cevabını beklemeden yanından uzaklaşarak kongre salonuna girdim.
Kongrenin açılmasından sonra ilk söz alan bir yüksek zatın kongre zaptına aynen
geçmiş olan şu konuşmasını dinledik :
-
Efendim, şimdi tabiî başkanlık meselesi söz konusu olacak. Bendeniz başkanlığın
birer gün veyahut birer hafta devam etmek üzere sıra ile yapılmasını ve üyelerin
veya temsil edilen il ve sancak adlarının baş harfleri esas alınarak alfabe
sırasına uyulmasını teklif ediyorum.
Efendiler, garip bir tesadüftür ki, bu teklif sahibinin temsil ettiği ilin adı
elif (A) ile başladığı gibi, kendi adının ilk harfi de (A) ile başlıyordu. Ben
davet sahibi sıfatıyla bir konuşma yaparak kongreyi açtıktan sonra, geçici
olarak başkanlık makamında bulunuyordum.
- Buna
neden gerek duyuluyor, efendim? diye sordum.
Teklif
sahibi : Bu şekilde işin içine şahsiyat karışmamış olacağı gibi, eşitlik
ilkesine uyulduğu için dışarıya karşı da olumlu bir etki yapmış olur dedi.
Efendiler, ben, vatanın, teklif sahibi ile birlikte bütün milletin ve hepimizin
bir felâket çıkmazında bulunduğumuzu göz önüne getirerek, kurtuluş çaresi
olduğuna inandığım teşebbüsleri, sonsuz güçlük ve engellere rağmen, maddî,
manevî bütün varlığımla bir sonuca ulaştırmaya çalışırken, benim en yakın
arkadaşlarım daha dün İstanbul'dan gelmiş ve tabiî olarak işin içyüzünü
bilmeyen, saygı duyduğum yaşlı bir zatın diliyle, bana şahsiyattan söz
ediyorlar.
Bu
teklifi oya koydum. Çoğunlukla reddettiler. Başkan seçimini gizli oyla
yaptırdım. Üç olumsuz oya karşı, beni başkan seçtiler.
SİVAS
KONGRESİNİN UĞRAŞTIĞI İŞLER
Sivas
Kongresi'nin gündemini, Erzurum Kongresi'nin tüzük ve bildiri metinleri ile,
bizden önce Sivas'a gelmiş olan yirmi beş kadar üyenin hazırladığı bir muhtıra
oluşturacaktı.
İlk
açılış günü olan 4 Eylül ile, beşinci, altıncı günler yani üç gün, İttihatçı
olmadığımızı ispat için yemin etmek gerektiğinden, yemin formülü hazırlamakla,
Padişah'a sunulacak bir yazı yazmakla, kongrenin açılışı dolayısıyla gelen
telgraflara cevap vermekle ve özellikle, kongre siyasetle uğraşacak mı
uğraşmayacak mı konusunun tartışması ile geçti. İçinde bulunulan mücadele ve
yapılan işler siyasetten başka bir şey değilken, bu son konuyu tartışmak,
hayretle karşılanacak bir durum değil midir?
En
sonunda, Kongrenin dördüncü günü asıl maksada geldik ve aynı günde, Erzurum
Kongresi Tüzüğü'nün metnini görüşerek hemen bir sonuca bağladık. Çünkü, Erzurum
Kongresi'nin Tüzüğü'nde yapılması gereken değişiklikleri zaten hazırlamış ve
gereken kimseleri de aydınlatmış bulunuyorduk.
Bununla
birlikte, yapılan değişiklikler sonradan bazı itirazlara, anlaşmazlıklara,
birçok yazışma ve tartışmalara yol açtığı için, değiştirilen noktaların önemli
olanlarına işaret edeceğim :
1-
Derneğin adı Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti idi. Anadolu ve Rumeli
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti oldu.
2 -
Hey'et-i Temsiliye, bütün Doğu Anadolu'yu temsil eder yerine Hey'et-i Temsiliye
bütün vatanı temsil eder dendi. Mevcut üyelere altı kişi daha eklendi.
3 -Her
türlü işgal ve müdahaleyi Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine bağlı
sayacağımızdan, top yekun savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir yerine her
türlü işgal ve müdahalenin özellikle Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine yönelmiş
faaliyetin reddi konularında top yekun savunma ve direnme ilkesi kabul
edilmiştir denildi.
Bu iki
cümlede anlam bakımından elbette büyük fark vardır. Birincisinde İtilâf
Devletlerine karşı düşmanca tavır alma ve direnmeden söz edilmiyor. İkincisinde
bu husus açıklık kazanıyor.
4 -
Tüzüğün dördüncü maddesinde yer alan konu oldukça tartışmalı geçti. Madde şuydu
:
Osmanlı
Hükûmeti'nin yabancı devletlerin baskısı karşısında, buraları (yani Doğu
illerini) bırakmak ve ilgilenmemek zorunda kaldığı anlaşılırsa, alınacak idarî,
siyasî, askerî tedbirlerin tayin ve tespiti yani geçici bir vekalet kurma
konusu.
Sivas
Kongresi Tüzüğü'nün bu maddesindeki buraları yerine yurdumuzun her hangi bir
parçasını bırakmak ve ilgilenmemek şeklinde daha geniş ve genel bir kayıt kondu.
AMERİKAN MANDASI İÇİN PROPAGANDALAR
Bundan
sonra, 8 Eylül toplantısında sözünü ettiğim muhtıra ele alındı. Bu muhtırada
başlıca Amerikan mandası üzerinde duruluyordu.
O
günlerde, İstanbul'dan gelen bazı kimseler Amerikalı Mistez Brown (Bravn) adında
bir gazeteciyi de Sivas'a getirmişlerdi.
Bu konu
üzerinde kongrede geçen görüşmelere yer vermeden önce,yüksek hey'etinizi
yeterince aydınlatabilmek için, bazı, ön bilgiler arz edeyim. Bu bilgiler,
Erzurum'dan beri başlayan bazı haberleşmelerden daha iyi anlaşılacağı için,
onları olduğu gibi sunacağım :
Güvenlikle ilgili ve çok ivedi Amasya, 25/26.7.1919
Erzurum'da 3' üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı'na
1-Mustafa Kemal Paşa'ya özel : Bu gün 25 Temmuz 1919 akşamı Bekir Sami Beyefendi
Amasya'ya geldiler. Kendileri ile uzunca bir süre görüşmek şerefine eriştim.
Mustafa Kemal Paşa'ya ve Rauf Beyefendi'ye saygılarını sunarlar. Kendisi
aşağıdaki düşüncelerini arz etmekliğimi rica etmiştir.
2 -
Bağımsızlık, elbette istenir ve tercih edilir. Ancak, tam bağımsızlık
istediğimiz takdirde, vatanın birçok parçalara ayrılacağı kesin ve şüphesizdir.
Şu halde, iki üç ili içine almaktan ibaret olacak bağımsızlığa, vatanımızın
bütünlüğünü garanti altına alacak yabancı bir devletin himayesi (mandaterlik)
elbette tercih edilir. Osmanlı ülkesinin tamamını içine alan meşruluğumuz ve
dışarıdaki temsil hakkımız eskiden olduğu gibi devam etmek şartıyla, belirli
süre için Amerika mandasını istemeyi milletimiz için en yararlı bir çözüm şekli
olarak kabul ediyorum. Bu konuda Amerika temsilcisiyle görüştüm. Birkaç kişinin
değil,bütün bir milletin sesini Amerika'ya duyurmak gerektiğini söyledi ve
aşağıdaki şartlar çerçevesinde Wilson'a, Senato'ya ve Amerikan Kongresi'ne
başvurulmasını teklif etti :
a) Adil
bir hükümetin kurulması,
b)
Öğretim ve eğitimin yayılması ve genelleştirilmesi,
c) Din
ve mezhep hürriyetinin sağlanması,
d)
Gizli anlaşmaların kaldırılması
e)
Bütün Osmanlı ülkesini sınırları içine alacak şekilde, Amerikan Hükûmeti'nin
bizi kumandası altına almayı kabul etmesi.
3 -
Bundan başka kongremizin seçeceği bir hey'eti, Amerika'ya bir zırhlı ile
göndermeyi de temsilci üzerine almıştır.
4 -
Bekir Sami Bey, daha bir iki gün buralarda kalacağından, her türlü emir ve
talimatın benim aracılığımla gönderilmesini, özellikle Sivas Kongresi'nin ne
zaman toplanacağının ve kendilerinin o güne kadar nerede beklemesinin uygun
olacağının bildirilmesini istirham eylemekte olduğu.
5' inci
Kafkas Tümeni Komutan Vekili Arif
Şifre
İvedi ve kişiye özel Erzurum
Amasya'da 5' inci Tümen Komutanlığına
1-
Şimdi Amasya'da bulunan eski Vali Bekir Sami Beyefendi'ye özel : Zâtıâlîlerinin
telgrafından çok yararlandık, Toplanmış bulunan Vilâyat-ı Şarkiye Kongresi hemen
her tarafta kendi memleketleri halkınca etkili,hatırı sayılır ve söz sahibi
olarak tanınmış kimselerden kurulmuş yetkili bir hey'et durumundadır. Bu
kongrede, şimdiye kadar yapılan görüşmelerde, devlet ve milletin istiklâlinin
bölünmezliği ısrarla savunulmaktadır. Bu bakımdan, bizce de daha şartları ve
niteliği belirsiz olan bir Amerika mandaterliğinden kongrede doğrudan doğruya
söz edilmesi pek sakıncalı olacağından, zâtıâlîlerinin İstanbul'da temasta
bulunduğu kimselerle yaptığı görüşmelere dayanarak aşağıdaki noktaların
açıklanmasını ve bizleri hemen aydınlatmanızı özellikle rica ederiz. Bundan önce
de doğrudan doğruya İstanbul'dan gelen bu konudaki bilgiler şüpheli
görüldüğünden, aynı esaslar çerçevesinde açıklama istendiği gibi, 21 Temmuz 1919
tarihinde Sivas'ta Refet Bey vasıtasıyla İstanbul'dan alınan bilgilerde de yine
şüpheli noktalar bulunduğundan, oradan da şartlar hakkında kestirmeden açıklama
istenmiştir.
a) Tam
bağımsızlık istendiği takdirde, vatanın birçok parçalara ayrılacağı kesin ve
şüphesizdir, buyuruluyor. Bu görüşün kaynağı nedir?
b)
Vatanın bütünlüğünden maksat, memleketin bütünlüğü mü, yoksa hakimiyet hakları
mıdır?
c)
Osmanlı ülkesinin tamamını içine alan meşruluğumuz ve dışarıdaki temsil edilme
hakkımız eskiden olduğu gibi devam etmek şartı ile mandaterlik istemeyi en
yararlı bir çözüm olarak kabul buyuruyorsunuz, Ancak, temsilcinin ileri
sürdüğünü bildirdiğiniz maddeler ile bu şekil birbiri ile çelişmiş
görünüyor.Çünkü, meşruluğumuz eskiden olduğu gibi devam ettiği takdirde, hükûmet,
yasama gücünün güvenine sahip ve denetimine tâbî bir hey'etten ibaret olur ki,
artık bu hey'etin kuruluşunda Amerika'nın müdahalesi ve etkisi olamaz. Bu
durumda ya meşruluk devam edecektir ve Amerika'dan âdil bir hükümetin
kurulmasını istemeye gerek yoktur. Yahut da, istendiğine göre, meşruluğun devamı
sözden ibaret kalır.
d)
Öğretim ve eğitimin yayılmasından ve genelleştirilmesinden maksat nedir? İlk
anda hatırımıza gelen, memleketin her tarafında Amerikan okullarının
açılmasıdır. Çünkü daha şimdiden yalnız Sivas'ta yirmi beş kadar okul
açmışlardır ki, yalnız bir tanesinde bin beş yüz kadar Ermeni öğrenci vardır. Bu
durum karşısında Osmanlı ve İslâm ve öğretim ve eğitiminin yayılması ve
genelleştirilmesi ile bu teşebbüs nasıl bağdaştırılacaktır.
e) Din
ve mezhep hürriyetinin sağlanması maddesi de önemlidir. Patrikhanelerin
imtiyazları devam ederken bunun farklı yanı ve anlamı nedir?
f)
Temsilcinin beşinci madde olarak sözünü ettiği bütün Osmanlı ülkesinin sınırları
ne demektir? Yani savaştan önceki sınırlarımız mıdır? Eğer bu deyim içinde
Suriye ve Irak da varsa, Anadolu halkı Arabistan adına mandaterlik isteğine hak
ve yetkisi olabilir mi?
g)
Bugünkü hükûmetin politikası nedir? Tevfik Paşa neden Londra'ya gitti?
Amerikalılar gibi İngilizlerin de ayrıca bir mandaterlik politikası güttükleri
anlaşılıyor. Aralarındaki fark nedir? Hükümet Amerikan mandası için ne
düşünüyor? Yani buna eğilimli mi, yoksa isteksiz mi? Amerikalılar neden
Ermenistan mandaterliğini bıraktılar? Amerikalılar mandayı almaya ne dereceye
kadar yatkın ve isteklidirler?
2 -
Sivas Kongresi'nin toplanması, Erzurum Kongresi'nin sonucuna bağlıdır. Bununla
ayrıca uğraşılmaktadır.. Yüksek şahsiyetlerinin bunu beklemek üzere ya Tokat'ta
yahut Amasya'da bulunmaları uygundur. Saygılarımızı sunarız.
Mustafa
Kemal
Güvenlikle ilgili Amasya, 30.7.1919
İvedi
3' üncü
Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı'na
1-Mustafa Kemal Paşa'ya özel; Bekir Sami Bey'den alınan cevap aşağıda arz olunur
:
a) Tam
bağımsızlık istendiği takdirde, vatanın birçok bölgeye ayrılacağı ve birkaç
mandaya tabi tutulacağımız Dörtler Komisyonu'nca kararlaştırılmıştır.Bu bakımdan
ve buna engel olmak için, Amerikan temsilcisi, bir manda istemenin en uygun
olacağını söylemiştir.
b)
Yalnız hakimiyet hakları söz konusudur; yurt bütünlüğümüzün korunması temel
ilkedir.
c)
Amerika'dan herhangi şekilde bir hükumet istemeyeceğiz. Amerika'ya adil bir
hükumet kuracağımız konusunda güvence vereceğiz. Anayasamızın hükümleri
yürürlükte kalmak, Hanedan'ın her türlü hüküm sürme haklarına dokunulmamak ve
korunmak, eskiden olduğu gibi dışarıda temsilcilerimiz bulunmak
şartıyla,Amerikan Hükumeti'nin mutluluğumuza ve gelişmemize yardımcı olmasını
isteyeceğiz. İsteyeceğimiz manda şekli budur.
d)
Öğretim ve eğitimin yayılmasından ve genelleştirilmesinden maksat Amerikan
okullarının köylerimize kadar girmesine izin vermek değil, millî ve islâmî
öğretim ve eğitimi yaymaya ve genelleştirmeye çalışacağımız konusunda
kendilerine söz vermekle birlikte yardımlarını istemektir. Mandaterliği Amerikan
misyonerlerine değil Amerikan Hükümeti'ne vermek istiyoruz.
e) Din
ve mezhep hürriyeti esasen dinî ve islâmî ilkelerimizin gereğidir;Amerikan
kamuoyu bu gerçeği bilmediği için, kendilerine bu konuda güvence vermek
istiyoruz. Temsilcinin sözünü ettiği sınırlar savaştan önceki
sınırlarımızdır.Suriye ve diğer memleketler üzerinde bizim mandaterlik isteğine
yetkimiz olup olmaması kongrece çözülecek bir sorundur. Esasen Suriye ve Irak'ta
Amerikan hey'etleri halk oyuna başvurdular. Suriye ve Filistin'de bağımsız bir
Arap hükûmeti kurulmasını istemekle birlikte, Amerikan mandasını ötekilerden
daha üstün tuttuklarını gösterdiler.
f)
Bugünkü hükûmet daha yeni kurulduğundan politikası belli değildir. Ancak, daha
önceki hükûmetlerin siyasetleri güçsüzlük ve İtilâf kuvvetlerinin her emrine
boyun eğmekti. Tevfik Paşa, Londra'ya gitmeyerek Ferit Paşa ile geri
dönmüştür.Amerika, Ermenistan hükûmeti belli olmadan yalnız oralarda dolaşan
heyetlerinin verdiği raporlara göre, büyük bir Ermenistan'ın kurulmasına maddî
olarak imkân bulunmadığı görüşündedir. Manda konusundaki aynntılı bir rapor
posta ile gönderilmek üzeredir.
g)
Şimdilik tarafınızdan yapılacak tebligatı beklemek üzere Tokat'ta bulunacağım.
Amasya ve Tokat ile ilçelerde gerekli tebliğlerde bulunmakta ve bunların iyi
sonuçlar vereceğini ümit etmekteyim. Hepinize saygılarımı sunarım, efendim.
5' inci
Tümen Komutanı
Arif
şifre
Erzurum, 1.8.1919
Kişiye
özel
Amasya'da 5' inci Tümen Komutanlığı'na
Bu
telgrafın hemen Bekir Sami Beyefendi'ye ulaştırılması ve cevabının acele olarak
alınması rica olunur.
Bekir
Sami Beyefendi'ye Özel:
İlgi :
3.7.1919.
Amerikan mandası hakkındaki son açıklamalarınızı öğrendik. Bu şartlara göre
aslında korkulacak bir şey olmamak lâzım. Bununla birlikte daha bir nokta
hakkındaki yüksek görüşlerinizi de almak istiyoruz. Lehimizde bu kadar elverişli
şartlar ileri sürülmesine yatkın bulunacak olan Amerikan Hükumeti, böyle bir
mandaterliği kabul etmesine yani buna katlanmasına karşılık,Amerika adına ne
gibi yarar ve çıkarlar sağlamış olacaktır? Bununla kendi hesaplarına elde
edecekleri sonuç nedir? Bu konudaki yüksek düşünce ve bilgilerinizle de bizi
aydınlatmanızı acele bekleriz, efendim.
Mustafa
Kemal
Amasya,
3.8.l919
3' cü
Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı'na
Bekir
Sami Bey'den alınan cevap aşağıda arz olunur :
Mustafa
Kemal Paşa'ya Özel : Amerikalılarla şimdiye kadar yapılan görüşmeler tabiatıyla
hep özel bir şekilde olmuş ve sırf bir varsayımdan ibaret kalmış olduğu için,
mandaterliklerin her iki tarafa yükleyeceği şartlar üzerinde durulmamıştır.
Mümkünse, hazırlıklara başlanarak Sivas Kongresi'nin bir an önce açılması
gereğini özet olarak arz ederim.
Kurmay
Yarbay Arif
Mustafa
Kemal Paşa Hazretleri'ne
Saygıdeğer Efendim,
Memleketin siyasî durumu en son kertesine geldi. Kendimize bir yön çizebilmek
için, Türk milletinin zarını atıp olumlu bir durum alma zamanı ise geçmek üzere
bulunuyor.
Dış
durum İstanbul'da şöyle görünüyor :
Fransa,İtalya, İngiltere, Türkiye'nin mandaterlik meselesini Amerikan
Senatosu'na resmen teklif etmiş olmakla birlikte, Senato'nun bu teklifi kabul
etmemesi için bütün güçlerini kullanıyorlar. Taksimden pay kaçırmak elbette
işlerine gelmiyor.
Suriye'de aradığını bulamayan Fransa, zararını Türkiye'den kapatmak istiyor.
İtalya namuslu bir emperyalist olduğundan, savaşa ancak Anadolu'nun
bölüşülmesinde pay almak için girdiğini açıktan açığa söylüyor. İngiltere'nin
oyunu biraz daha incedir.
İngiltere, Türk'ün birliğini, çağdaşlaşmasını, gerçek bir bağımsızlık
kazanmasını, gelecekte bile istemiyor. Yeni imkân ve görüşlerle ;tamamen çağdaş
ve kuvvetli bir Müslüman - Türk hükûmeti başında hilâfet de olursa,
İngiltere'nin elindeki müslüman esirleri için kötü bir örnek olur. İngiltere
Türkiye'yi bütünü ile ele geçirebilse, kafasını kolunu koparır, birkaç yılda
sadık bir sömürge durumuna sokar. Buna, memleketimizde en başta ve özellikle
dinî sınıflar çoktan taraftardırlar. Fakat bunu Fransa ile dövüşmeden yapabilmek
mümkün olamayacağından taraftar olamaz. Fakat, Türkiye'yi bütün olarak korumak
gereği duyulursa, yani bölüşmenin büyük askerî fedakârlıklarla yapılabileceğini
anlarsa Lâtinleri sokmamak için Amerikan görüşünü tutar ve destekler.Nitekim
İngiliz siyasetçileri arasında zaten bu görüşe eğilimli olanlar vardır. Morisson
(Morison) gibi ünlü kimseler Amerika'nın Türkiye'de manda kurmasını istiyorlar.
Başka
bir çözüm yolu da, Türkiye'yi Trakya'dan, İzmir'den, Adana'dan, belki de
Trabzon'dan ve hele İstanbul'dan yoksun bıraktıktan sonra, eski Kapitülasyonları
ve boğulmaya mahkum iç sınırlarıyla baş başa bırakmak.
Biz
İstanbul’da, kendimiz için, bütün eski ve yeni Türkiye sınırlarını içine almak
üzere geçici bir Amerikan mandasını Kehven-i şer olarak görüyoruz. Dayandığımız
noktalar şunlardır :
1-
Aramızda, hangi şartlar altında olursa olsun, Hristiyan azınlıklar kalacaktır.
Bunlar hem Osmanlı vatandaşı olma haklarından yararlanacaklar hem de dışarıda
bir Avrupa devletine dayanarak karışıklık çıkaracaklar, sürekli olarak
müdahaleye yol açacaklar ve zaten göstermelikten ibaret olan bağımsızlığımızdan
azınlıklar adına her yıl bir parça daha kaybedeceğiz.
Güçlü
bir hükûmet ve çağdaş bir idare kurulabilmesi için, patrikhanenin siyasî
imtiyazla, azınlıkların kuvvetli devletler vasıtasıyla yaptıkları sürekli
tehditler ortadan kalkmalıdır. Küçük ve zayıf bir Türkiye bunu başaramayacaktır.
2 -
Birbirini yok eden, çıkar sağlama, hırsızlık, macera ve şöhret için yaşayanların
hırsını doyuran bu hükûmet anlayışı yerine, milletin refah ve kalkınmasını
sağlayabilecek, halkı ve köyleri, sağlığı ve zihniyeti ile çağdaş bir halk
durumuna getirebilecek bir hükûmet anlayış ve uygulamasına ihtiyacımız var.Bunun
için gerekli olan paraya uzmanlığa ve kudrete sahip değiliz. Siyasî dış borçlar,
siyasî esareti artırıyor. Taraf tutma, cahillik ve çok konuşmaktan başka olumlu
bir sonuç veren yeni bir hayat yaratamıyoruz.
Bugünkü
hükûmet, adamlarını takdir etmese bile, halkı ve halk hükûmeti kurulmasını
yararlı gören Filipin gibi vahşî bir memleketi, bugün kendi kendini idareye
muktedir çağdaş bir makine haline koyan Amerika, bu konuda çok işimize geliyor.
On beş yirmi yıl sıkıntı çektikten sonra yeni bir Türkiye'yi, her ferdi öğrenimi
ve zihniyetiyle gerçek bağımsızlığı kafasında ve cebinde taşıyan bir Türkiye'yi,
ancak yeni dünyanın kabiliyeti yaratabilir.
3 -
Yabancı devletlerin Türkiye üzerindeki rekabetlerini ve kuvvetlerini
memleketimizden uzaklaştırabilecek bir yardımcıya ihtiyacımız var. Bunu ancak
Avrupa dışında ve Avrupa'dan daha güçlü bir elde bulabiliriz.
4 -
Bugünkü oldu bittileri ortadan kaldırmak ve davamızı sür'atle dünyaya karşı
savunabilmek için, gerekli güce sahip bir devletin yardımını istemek lâzımdır.
Yayılma siyaseti güden Avrupa'nın başvurduğu bin bir yol ve alçakça siyasetine
karşı böyle bir vekil olarak Amerika'yı kendimize kazanarak ortaya atabilirsek,
Doğu Meselesi'ni de Türk Meselesi'ni de gelecek için kendimiz çözümlemiş
olacağız.
Bu
sebeplerden dolayı, bir an önce istememiz gereken Amerikan mandası da, elbette
sakıncasız değildir. Haysiyetimizden epeyce fedakârlık etmek mecburiyetinde
bulunuyoruz. Yalnız, bazılarının düşündüğü gibi, Amerika'nın resmî sıfatında
dinî eğilim ve taraf tutma yoktur. Hıristiyanlara para verecek misyoner kadın
Amerika'sı, Amerika'nın yönetim mekanizmasında bir yer tutmaz. Amerika'nın
yönetim mekanizması dinsiz ve milliyetsizdir. O, türlü cins ve mezhepten
insanları çok uyumlu ve kaynaşmış olarak bir arada tutmanın yolunu biliyor.
Amerika, Doğu'da mandaterlik yapmak Avrupa'da başına dert açmak niyetinde
değildir. Fakat onların onur meselesi yaptıkları şey, yöntemleri ve idealleri
ile Avrupa'dan daha üstün bir millet olmak iddiasıdır. Bir millet içtenlikle
Amerikan milletine başvurursa, Avrupa'ya, girdikleri memleket ve milletin
yararına nasıl bir idare kurduklarını göstermek isterler.
Amerikan resmî mahfillerinin önemli şahsiyetleri arasında epey lehimize bir hava
oluştu. İstanbul'a Ermeni dostu olarak gelen birçok hatırı sayılı Amerikalı,
Türk dostu ve Türk propagandacısı olarak döndüler.
Bu
akımı temsil eden resmî ve gayrî resmî Amerikan görüşünün altında yatan gizli
düşünce şudur : Türkiye'yi parçalamamak, eski sınırları içinde bir bütün halinde
olduğu gibi korumak şartıyla genel ve tek bir mandaya bağlamak. Suriye, Amerikan
Komisyonu orada iken, genel bir kongre toplayarak Amerika'yı istemiştir.
Suriye'nin bu isteği Amerika'da çok iyi karşılanmıştır.
Amerika, bizim topraklarımız üzerinde Ermenistan kurmaya niyetli görünmüyor.
Eğer mandayı alırlarsa, bütün milletleri eşit şartlar altında bir memleket
evlâdı olarak kabul edip alacaklarını önemli çevrelerden haber aldım.
Ne var
ki, Avrupa, mutlaka bir Ermenistan meselesi ortaya çıkarmak - özellikle
İngiltere - Ermenilere tavizler vermek istiyor. Amerikan kamuoyunda zulüm görmüş
Ermeniler adına bir oyun oynamaya çalışıyor. Avrupa korkusu bizim fikir
adamlarını düşündürüyor. Reşat Hikmet Bey gibi, Câmi Bey gibi,hattâ millî
birliğe şekil veren diplomatlarımızın, Ermeni meselesi için bir çözüm yolu
tavsiyeleri var. Resmen size yazılıyor.
Çok
tehlikeli anlar geçiriyoruz. Anadolu'daki mücadeleyi dikkat ve sevgiyle izleyen
bir Amerika var. Hükûmet ve İngilizler, bunun Hıristiyanları
öldürmek,İttihatçılar getirmek için yapılan bir hareket olduğu düşüncesini
Amerika'ya elbirliği ile benimsetmeye çalışıyorlar.
Her an
bu Millî Mücadele'yi durdurmak için kuvvet gönderilmesi tasarlanıyor; bunun için
İngilizleri kandırmaya çalışıyorlar. Millî Mücadele sür'atle ve olumlu
isteklerle kendini ortaya koyarsa ve Hıristiyan düşmanlığı gibi bir rengi de
olmazsa Amerika'da hemen destek bulacağını yine çok önemli çevreler garanti
ediyorlar.
Sivas
Kongresi toplanıncaya kadar, Amerikan komisyonunu alıkoymaya çalışıyoruz. Hattâ,
kongreye Amerikalı bir gazeteci göndermeyi de belki başarabileceğiz.
İşte
bütün bunlar karşısında, dâvâmızda bize yardımcı olabilmesi için, bu fırsat
dakikalarını kaybetmeden, bölüşülme ve çözülme korkusu karşısında, kendimizi
Amerika'ya başvurmaya mecbur görüyoruz Vasıf Bey kardeşimizle bu hususta
birleştiğimiz noktaları kendisi de ayrıca yazacaktır.
Türkiye'yi azim ve irade sahibi geniş görüşlü bir iki kişi belki kurtarabilir.
Macera ve boğuşma devri artık geçmiştir.Gelecek için kalkınma ve birlik savaşı
açmaya mecburuz. Sınırlarında bu kadar çok evladı ölen zavallı memleketimizin
düşünce ve medeniyet savaşında kaç tane şehidi var.Biz Türkiye'nin hayırlı
evlâtlarından, yarının kurucuları olmalarını istiyoruz. Sizin, Rauf Bey
kardeşimizle birlikte, temelleri bile çöken zavallı memleketimiz için uzakları
görerek düşünüp çalışmanızı bekliyoruz.
Saygılarımı gönderir, başarınıza dua ederim. Millî dâvâda canıyla başıyla
çalışanlar arasında, sade bir Türk askerinin alçak gönüllülüğü ile, sizinle
birlikte olduğumu ifade ederim. 10.8.1919
Halide
Edip
Afyonkarahisar 13.8.1969
15'
inci Kolordu Komutanlığı'na
Mustafa
Kemal Paşa'ya özel : İstanbul'daki çeşitli partilerin birleşerek Amerika
hey'etine verilmek üzere aldıkları kararlar aşağıda arz olunur :
1-
Ermenistan için Türkiye'nin doğu sınırları üzerinde Ermenilerin işine yarayacak
bir toprak parçası vermeye Doğu illerindeki Türklerin ve orada iş başında
bulunan büyüklerin, bu bölgenin gelecekteki refahını ve serbestçe gelişmesini
düşünerek razı olabilecekleri görüşünde olduklarını, yalnız bu görüşlerini,
oradaki Kürtlerle işbirliği yapmış olmaları ve Kürtlerin de Ermenilere toprak
verme düşüncelerine kesinlikle karşı bulunmaları dolayısıyla açığa vurmak
istemediklerini ve hattâ açığa vursalar bile, oradaki Türk çoğunluğunun,
aşağıdaki şartların yerine getirileceği konusunda kendilerine güvence
verilmedikçe bu düşüncede Kürtlerden ayrılmayacaklarını zannettiklerini tespit
etmiştir. Şöyle ki Birincisi,Türk ve Kürt çoğunluğunun ve aralarındaki diğer
azınlıkların yaşadıkları toprakların bütünlüğü; ikincisi, Türk bağımsızlığının
tam olarak tanınması ve fiilen garanti edilmesi; üçüncüsü, Türkiye'nin çağdaş
medeniyete ulaşabilmesi için serbestçe gelişmesine engel olan kayıtların
kaldırılmasıyla Wilson prensiplerinde vadedildiği üzere, bağımsızlıklarından ve
haklarından en güvenli bir şekilde yararlanmasına imkân verilmesi; dördüncüsü,
bu hususlarda ve Türklerin gelişmelerinin çabuklaştırılmasında Amerika'nın bize
yardımcı olacağını, Cemiyet-i Akvam 'a karşı üstlenmesi.
2 -
Boşaltılacak topraklardan çıkarılacak olan Türk ve Kürtlerin gönderildikleri
yeni topraklarda derhal yerleştirilmeleri ve bu topraklardan hemen
yararlanmalarını sağlamak için Amerika'nın yardım etmesi.
3 - O
çevrede ve özellikle Erzincan ve Sivas arasında yoğun olarak bulunan
Ermeniler'in yine Ermenistan sınırları içine gönderilmelerinin sağlanması.
4 -
Ermenistan adına ve hesabına gerçekleşmesini muhtemel gördüğümüz toprak verme
durumu, bağımsız bir Ermenistan adına değil, ancak büyük ve medenî bir devletin
mandası altında gelişecek çağdaş bir devlet adına olacaktır. Çünkü,bugünkü
Ermenistan'a toprak bırakmak, Türkiye'nin başına ikinci bir Makedonya derdi
açmak demek olduğu gibi, Kafkasya için de bir gaile çıkarmak demektir.
5 -
Bütün bunlar tartışılabilir bir "teklif" niteliğindedir. Ancak, bunların kesin
bir şekil alabilmesi, memleketteki hey'etlerle temas kurmaya bağlı ise oraya
Amerikan hey'etinden birinin gönderilmesi şarttır.
6 - Ve
en son olarak konunun kanunî ve meşru bir şekle sokulması için Osmanlı Millî
Meclisi'ne götürülmesi tabiîdir.
12'nci
Kolordu Komutanı
Salâhattin
Şifre
Erzurum, 21.8.1919
Kişiye
özel
12' nci
Kolordu Komutanlığı'na
20' nci
Kolordu Komutanlığı'na
(Yalnız
12'nci Kolordu). İlgi : 13.8.1919.
İstanbul'da çeşitli partilerin Amerikan Komisyonu'na verilmek üzere aldıkları
kararlar, burada Hey'et-i Temsiliye'mizce son derece üzüntü ve esefle
karşılandı. Çünkü, birinci maddede Ermenistan'a Doğu illerimizden toprak
verilmesi söz konusu olmaktadır. Oysa, ezici çoğunluğu Türk ve Kürt olan bu
illerden bir karış toprağın bile Ermeniler hesabına yazılmasının, bugün için
uygulamada mümkün olamayacağı şöyle dursun, unsurlar arasındaki nefret ve öç
alma duygusunun dehşet ve şiddeti, Osmanlı Ermenilerinin dönmeleri halinde bile
iller içinde yoğun olarak yerleştirilmelerini tehlikeli göstermektedir. Bu
bakımdan, suçlu olmayan Osmanlı Ermenilerine gösterilecek en büyük kolaylık,
adaletli ve eşit şartlar altında vatanlarına dönmelerini kabulden başka bir şey
olamayacaktır. Üçüncü maddede, Erzurum ve Sivas arasında yoğun bir Ermeni
topluluğu bulunduğu hayali,bilgisizlik ve vukufsuzluktan başka bir şey değildir
: Harpten önce bile, buralarda oturanların büyük çokluğu Türk, birazı Zaza
denilen Kürtlerden ve pek azı da Ermenilerden ibaretti. Bugün artık varlığından
söz edilecek sayıda Ermeni yoktur. O halde, bu gibi dernekler yetkilerini
bilmeli ve bir iş yapmak isterlerse, hiç olmazsa Harbiye ve Hariciye
Nezaretleri'nin barış hazırlıkları dolayısıyla yaptıkları resmî istatistik ve
grafiklere olsun başvurmak zahmetinden kaçınmamalıdırlar. Bu telgrafın aynen
İstanbul'a gönderilmesini rica ederiz.
Mustafa
Kemal
Güvenlikle ilgili Ankara,14.8.1919
3' üncü
Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı'na
1-
Mustafa Kemal Paşa'ya (özel) : İstanbul'a gönderilmek üzere yazmış olduğunuz son
cevaplarınız, yerine ulaştırılmış ve buna cevap olarak basılı bir raporla, Ahmet
Rıza Bey, Ahmet İzzet, Cevat, Çürüksulu Mahmut Paşalar, Reşat Hikmet, Câmi,
Reşit Sadi Beyler, Esat Paşalar gibi pek çok şahsiyetin düşüncelerine uygun olan
Kara Vasıf'ın yani Cengiz'in ve Halide Edip Hanım'ın görüşlerinin yer aldığı
uzun mektuplar geldi. Bunlar sıra ile özetlenerek arz edileceği gibi, asılları
da Sivas'a gönderilecektir. Bunların hepsinde bir yardıma ihtiyaç duyulduğu ve
bu yardımın Amerika tarafından yapılmasının en az zararlı yol olarak kabul ve
uygun bulunduğu şeklinde bir gerekçe ileri sürülmektedir. Basılı rapor, Câmi,
Rauf, Ahmet, Reşit Hikmet, Reşit Sadi Bey'ler ile Halide Hanım, Kara Vasıf, Esat
Paşa, bütün parti ve derneklerin düşünceleri yoklandıktan sonra büyük çoğunluğun
görüşüne göre düzenlenmiştir. Vakit varmış. Kongrede bir an önce iş
görmek,Amerikalılar gitmeden tebligat yapılmak gerekirmiş. Amerikalıları
oyalayarak hareketleri geciktirilmeye çalışılıyormuş. Kongre hemen kesin bir
karar verebilir mi? sorusuyla Amerikalılar bu düşünceyi benimsediklerini
hissettiriyorlarmış. Kongrenin toplanmasını çabuklaştırmanız rica olunur.
20' nci
Kolordu Komutanı
Ali
Fuat
Bu
telgrafta sözü edilen uzun mektuplar günlerce telleri işgal eden şifrelerle
verildi. Birbirine ekli olan o şifrelerden biri de şuydu :
Güvenlikle ilgili
Kişiye
özel Ankara,17.8.1919
3'üncü
Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Kâzım Beyefendi'ye
Mustafa
Kemal Paşa Hazretleri'ne(özel):16.7.1919tarih ve 880 sayılı şifrenin dokuzuncu
maddesinin ekidir :
Kara
Vasıf'ın 10 numaralı madde hakkında ek olarak verdiği bilgi :
1- Bir
yardım şeklinde Amerika'ya taraftar olursak ve bunu Doğu İlleri Kongresi, Millî
Kongre, bir istek gibi telgrafla hükûmetimize bildirirse, Wilson'un Amerikan
Kongresi'ne karşı güzel bir dayanak noktası olacaktır. İstanbul'da pek çok aydın
bu görüşten yanadır ve böyle bir şey hazırlıyorlar. Eğer Anadolu da yaparsa
yararlı olur diyorlar. Böyle olursa, Amerika'nın mandasından yararlanarak öteki
alçak düşmanları memleketimizden çıkarmak ve sonra yalnızca Amerikalılarla
karşılaşmak mümkün olur ve uğraşmak da kolay olur. Bir de Amerikalılar bizi
şiddetle suçluyorlar. Yani hükûmeti aşağılayıp milletimizi de horluyorlar.
Temsilcilerine İstanbul'dan çıkışını, Paris'e gidişini, muhtıraları.... sonra
diyorlar ki, Avrupa'nın yapmaya cesaret edemediğini siz kabul ediyorsunuz. Söz
gelişi,Avrupa büyük bir Ermenistan kurulmasını düşünmüyor. Sizin sadrazam,
Toros'tan sınır veriyor, Ermenistan istiyor. Oysa, şimdiye kadar Amerikan
komisyonlarından hiçbirisi bile, buna olabilir demedi. Bütün raporlara göre,
Anadolu'da, Türkiye'de bir Ermenistan kurmak şöyle dursun, muhtar ve bölgesel
idareler bile oluşturmak mümkün değildir. Nüfusları yok, toprakları yok. Bu
yönetim müthiş bir askerî kuvvete dayandırılmazsa olmaz. Ermenilerde bu kuvvet
olamaz, Amerika bu lûtfu yapamaz. Öteki devletler de buna tahammül edemez. Meğer
ki, oraları zaptetsinler ve barış yapsınlar, Bu da mümkün değil, Rekabet bunu
engeller.İşte İstanbul'un haberleri. Orada iyice düşünülsün : Epeyce zaman
vardır. Amerikan Kongresi hemen hemen Wilson'u dinlemek üzeredir.
2 -
İstanbul'da büyük çapta temaslar var. Onun için Mustafa Kemal Paşa genel bir
emir verir mi? Yoksa İstanbul'un karar ve çalışmalarını benimser mi? Bu
çalışmaların amacı, milletin birliği, vatanın bütünlüğü, istiklâl ve hâkimiyetin
elde edilmesi! Eğer Mustafa Kemal Paşa buraya genel bir emir vermezse ve kendisi
hemen oradan Amerikalılar, İngilizler ve diğer yabancılarla temasa geçmezse,
tabiî burada faaliyet devam edecektir. Belki; ters bir sonuç ortaya çıkabilir.
Buna dikkati çekerim. Bu rolü, siyaseti çok daha iyi yürüten bir Mustafa Kemal
Paşa'nın mücadelesine ve kuvvetine dayanmak ise , onun sözleri, demeçleri, tavır
ve hareketleriyle tutum ve söz olarak yalanlanmış.
3-Çolak
Hüseyin Salâhattin iki yüzlü davranışını sürdürüyor. Sadık Bey'in en gözde
bendelerinden olan bu şahsın bir mevki sahibi olmaması için ne yapılacağı
düşünülüyor.
20' nci
Kolordu Komutanı
Ali
Fuat
Kara
Vasıf Bey'e bildirilmek üzere verilen cevap şuydu :
Şifre
Erzurum, 19.8.1918
Kişiye
özel ve ivedi
20' nci
Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa Hazretleri'ne
İlgi
:17.8.1919
1- Sözü
edilen Amerikan mandasının nasıl bir yardım sağlayacağının dikkatli bir
incelemeden geçirilmesi ve millî gayemiz açısından bir yararı olup olmayacağının
da hesaplanması pek önemlidir. İstanbul'da çalışan grubun gayesi milletin
birliği, vatanın bütünlüğü, istiklâl ve hâkimiyetin elde edilmesi noktasında
toplanmış gösterildiğine göre, Amerikan mandasını kabul durumunda bu gaye
korunmuş olabilir mi?
2 -
Millî isteklere bağlı kalmayan ve onlara uygun düşmeyen kararlar, hiçbir zaman
milletçe kabul edilemeyeceğinden, milletimizin ve vatanımızın alınyazısını
tayinde, millî vicdana tercüman olmaktan ibaret bulunan görevimizi tam olarak
yerine getirebilmek için, millî isteğin odaklaşarak tek bir hedefe yönelmesini
beklemeden hiç bir meselede yetkili görünmemiz doğru değildir. Bundan dolayıdır
ki,tarafımızdan yabancılarla olan temas ve ilişkilerin, kongrenin kararlarına
uyularak millet adına yapılmasını tercih etmekteyiz. Tanrı'ya şükür,
yurdumuzdaki millî akımın pek çok gelişmekte, kökleşmekte ve güçlenmekte oluşu,
bizleri sürekli olarak bu noktaya doğru çekiyor ve davet ediyor.
3 -
Şurası da göz önünde tutulmalıdır ki, memleket ve milletin alınyazısı üzerinde
Amerika veya herhangi bir devletle anlaşmaya yetkili olabilecek bir hükumet,
ancak millî hâkimiyet ilkesini kabul ve milli bir meclis'in varlığını
benimseyerek ona dayanmayı gerekli sayan bir hükümettir. Bu takdirde, İstanbul
Hükümeti'ni oluşturacak şahısların da mutlaka bu vasıfları taşıması gerekir.
Burada
bizce olduğu gibi oradaki çalışmalarınız da bu amacın sağlanmasına yönelmelidir.
4 -
Yakında kongre kararlarını öğreneceksiniz. Gözlerinizden öperiz.
Mustafa
Kemal
Bir
küçük bilgi daha vereyim. Sivas'a gelmiş olan gazeteci Mister Brown(Brovn) ile
bizzat görüşmeyi uygun gördüm. Karşısındakini kolaylıkla anlayan çok zeki bir
genç.
MANDA
MESELESİNİN KONGREDE GÖRÜŞÜLMESİ
Şimdi,
Efendiler, Kongre'de manda konusunda yapılmış olan görüşme ve tartışmaları elden
geldiğince, olduğu gibi yüksek heyetinize dinletmeye çalışacağım :
Birçok
kimse söz aldı. Hiç kimseye söz vermeden önce, başkanlık kürsüsünden zabıtlara
aynen geçmiş olan şu kısa konuşmayı yaptım : Bu rapor üzerinde görüşmeye
başlamadan önce bazı noktalara dikkatinizi çekmek isterim. Raporda, söz gelişi
Mister Brown'dan söz edilmekte ve elli bin kişilik bir işçi ordusunun
getirileceğini söylediği bildirilmektedir.
Efendiler, Mister Brown : Ben hiçbir ,resmî sıfatla görüşmüyorum. Tamamiyle özel
olarak görüşüyorum diyor ve hattâ Amerika'nın mandayı kabul edeceğini değil,
belki etmeyeceğini söylüyor. Onun için sözleri Amerika adına değil, kendi
adınadır. Mandanın ne olduğunu kendisi de bilmiyor.Manda siz ne derseniz odur,
diyor. Bu raporda önemli olarak manda meselesi vardır. Bu konuda görüşmeden önce
on dakika ara verelim ( saat 15.25 ).
Sonraki
oturumda - İIk söz Vasıf Bey'indir, dedim. Vasıf Bey, önce mandanın ne olduğu
konusunda uzun açıklamalar yaptı. Sözü başkalarına bıraktı. Yeniden söz aldı ve
bir kere prensip olarak mandayı kabul edelim, şartları üzerinde daha sonra
görüşürüz dedi.
Üyelerden Macit Bey adında bir zat, genel kurulda asıl görüşülecek mesele,
bundan sonra yalnız yaşayabilecek miyiz, yaşayamayacak mıyız? Mandayı nasıl
yorumlayacak ve mandaterle ne tarzda görüşeceğiz? Bizi mandasına alacak devlet
kim olacaktır? Asıl mesele budur, şeklinde konuştu. Ben, başkanlık kürsüsünden
Zannederim bu rapordan iki görüş ortaya çıkıyor. Bunlardan birincisi, devletin
içte ve dışta bağımsızlığından vazgeçmemesi; ikincisi de, devlet ve milletin
yabancı devletlerin zararlı baskıları karşısında bir yardım ve destek
ihtiyacında bulunup bulunmamasıdır. Asıl kararsızlık doğuran nokta budur.
Müsaade buyurulursa, bu noktayı etraflıca düşünmek için Teklif Komisyonu'na
havale edelim. Sonra da yüksek huzurlarınıza arz edelim. Herhalde içeride ve
dışarıda istiklâlimizi kaybetmek istemiyoruz dedim. Bunun üzerine söz alan Bekir
Sami Bey : yüklendiğimiz görev pek ağır ve önemlidir. Boş tartışmalara ayıracak
hiçbir dakikamız yoktur. Bu raporumuzu görüşelim ve vakit geçirmeden hemen bir
karar alalım dedi. Ben, başkanlık kürsüsünden bu meseleyi komisyon başkanı olmak
dolayısıyla açıklayayım (ben aynı zamanda Teklif Komisyonu Başkanı idim). Bu
rapor metni komisyonda okundu, üzerinde birçok konuşma ve tartışma yapıldı.
Ancak, kesin karar verecek şekilde bir görüş belirmedi. Daha önce, Genel
Kurul'da okunmaksızın Teklif Komisyonu'na gönderilmişti. Bu sebeple bir defa da
burada okunup Genel Kurul'un görüşü belirdikten sonra yeniden Teklif
Komisyonu'na gönderilerek kesin karar verilmesini istemiştik dedim. İsmail Fazıl
Paşa merhum da söz alarak şu konuşmayı yaptı : Bekir Sami Bey'in düşüncesine
katılırım; kaybedecek vaktimiz yoktur. Aslında sorun da basitleşmiştir. Tam
istiklâl mi, yoksa manda mı kabul edeceğiz? Alacağımız karar budur. Böylesine
önemli, hattâ pek önemli olan bir meseleyi yeniden komisyona götürmek ve oradan
yeniden Genel Kurul'a getirmekle vakit geçirmeyelim. İş uzar. Zamanımız
değerlidir. Buna bugün yarın yahut öbür gün her halde Genel Kurul'da bir karar
verelim. Komisyonda vakit geçirmeyelim. Çünkü, pek ince bir konudur.
Bunun
arkasından Hami Bey söz alarak İsmail Paşa Hazretleri ile Bekir Sami
Beyefendi'nin düşüncelerine katıldığını söyledikten sonra : Herhalde bir desteğe
muhtacız, bunun en basit delili de, devlet gelirlerinin ancak borcumuzun faizini
karşılayabilmesidir ! buyurdular.
Bundan
sonra, Raif Efendi manda aleyhinde konuştu. İsmail Fazıl Paşa ona karşılık
olacak şekilde uzun bir konuşma yaptı. Daha sonra tekrar Bekir Sami Bey söz aldı
ve dedi ki : İsmail Fazıl Paşa Hazretleri'nin tamamiyle katıldığım konuşmasına
yalnız bir şey ilâve edeceğim : Kırım Muharebesinden savaşı kazanmış olarak
çıkıp da katıldığımız Paris Kongresi'nde, müttefiklerimizin bize yüklemiş
oldukları bilinen şartlarla bu şimdi okunan rapordaki isteklerimiz
karşılaştırılacak olursa, bunlardan hangisinin daha çok bağımsızlığı yok edici
olduğu anlaşılır sanırım.
Bekir
Sami Bey'den sonra Hâmi Bey Hâmi Bey'den sonra da Refet Bey (Refet Paşa)
konuştular. Refet Bey'in konuşması aynen şöyleydi : Mandanın bağımsızlığı yok
etmeyeceği gerçeği ortada iken, bazı arkadaşlarımız - bağımsız mı kalacağız
yoksa mandayı mı kabul edeceğiz? -- tarzında birtakım görüşler ileri sürüyorlar.
Onun için her şeyden önce mandanın ne olduğu anlaşılmalıdır. Bununla birlikte
daha mandadan söz etmeden önce, düşünceleri gıcıklayan bu raporda bu deyimin ne
şekilde anlaşılmış olduğunu bilmek gerekir. Fazıl Paşa Hazretleri bağımsızlığı
korumak şartıyla manda buyuruyorlar. Hâmi Beyefendi tarafından verilmiş olan
rapor iki bölüme ayrılıyor. Bir gerekçe bölümü var, ondan sonra bir de mandanın
ne olduğunu anlatan bölüm var. Manda meselesini buradaki görüş açılarından
değerlendirebilmek için önce bir noktayı anlamak isterim. Bu rapor metni genel
kurulda görüşülmeye sunulmuş mudur, sunulmamış mıdır?
İsmail
Fazıl Paşa : Yanlış anlaşıldığı için biz üçümüz yani Fazıl Paşa Bekir Sami ve
Hâmi Bey'ler bu raporu , geri çekiyoruz. Hiç verilmemiş saydık dedi (bu raporun
müsveddesi de temize çekilmişi de kendilerinde kalmıştır).
Başkanlıktan - Rapor geri alınmıştır dedim. Raporun geri alınmış olmasına
rağmen, söz alan Refet Bey, zabıtlarda beş altı sayfa yer tutan özentili bir
konuşma yaptı. Bu konuşmadan, zabıtlara dayanarak olduğu gibi aldığım bazı
cümleler, katibin maksadını açıklamaya yetecektir, sanırım.
Refet
Bey diyordu ki : Bizim, Amerika mandasını tercih etmekten maksadımız, bütün
toplumları kendine tutsak eden, kalpleri, vicdanları söndüren İngiliz
mandasından kurtulmak ve sakin milletlerin vicdanlarına saygılı olan Amerika'yı
kabul etmektir. Yoksa asıl iş para meselesi değildir .
Söz
olarak, manda ile bağımsızlık birbirine engel olan şeyler değildir: Yalnız, eğer
biz gerçekte güçlü olmayacak olursak, işte o zaman mandanın altında eziliriz ve
o zaman manda bizim için bağımsızlığımızı yok edici bir unsur olur. Bir de
diyelim ki, biz dışarıda ve içeride tam bir bağımsızlık isteriz. Ancak, acaba
hemen kendi başımıza yapabilecek miyiz, yapamayacak mıyız? Ondan da önce acaba
bizi kendi başımıza bırakacaklar mı, bırakmayacaklar mı? Bunu düşünelim. burası
bir gerçektir ki, bugün bizi İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan aralarında
bölüşmek istiyorlar; Ancak, eğer biz bugün bu devletin kefilliği altında bir
barış anlaşması yapacak olursak, ileride, uygun şartlar altına girer girmez
hemen döner ve kendi yararımızı sağlarız. Fakat, eğer olumsuz bir durum ortaya
çıkacak olursa, acaba büsbütün heder etmiş olmayacak mıyız?
Herhalde bir Amerikan kefilliğini kabul etmek zorundayız. Yirminci yüzyılda, beş
yüz milyon lira borcu, harap bir memleketi, pek verimli olmayan bir toprağı ve
ancak on on beş milyon lira geliri olan bir millet için, bir dış dayanak
olmaksızın yaşamak imkânı olamaz : Eğer bundan sonra da bu durumumuzda kalır ve
dışarıdan bir destekle kalkınamayacak olursak, belki de ileride, Yunanistan'ın
saldırılarına karşı bile kendimizi savunamayız...
Allah
korusun, eğer İzmir Yunanistan'da kalsa ve aramızda bir savaş çıksa, düşmanımız,
Yunanistan'dan vapurlarla asker getirebileceği halde, acaba biz Erzurum'dan
hangi demiryolları ile ulaştırmamızı sağlayabileceğiz. O halde, Amerikan mandası
her şeyden önce bir kefil ve yardımcı bulmak için gereklidir. Hatip, sözlerini
şu cümle ile bitirdi : Eğer sunmuş olduğum bu açıklamalarla ilerideki görüşmeler
için bir giriş yapabildimse ne mutlu.
Efendiler, bu parlak ve ustalıklı nutkun, dinleyenlerin düşünce ve görüşleri
üzerinde yapabileceği yanıltıcı etkinin derecesini kolaylıkla takdir
buyurursunuz. Zihinlerin, bunun ardından gelebilecek aynı görüşteki hatiplerin
konuşmalarıyla büsbütün zehirlenmesine meydan vermemek ve kendilerini özel
olarak aydınlatıp yol göstermeye fırsat bulabilmek için, derhal on dakika
dinlenelim efendim - diyerek oturuma ara verdim (Saat : 17.30).
Efendiler, bu nutkun son cümleleri üzerinde dikkatle durulmaya değer. Refet
Beyefendi, Yunanlılar'ın İzmir'i işgalini geçici sayıyor ve savaş halinde
olduğumuzu kabul etmiyor. Yunanlılar İzmir'de kalır da savaş durumuna girilirse
başa çıkamayacağımız görüşünde bulunuyor.
Bundan
sonraki oturumda, Bursa temsilcilerinden Ahmet Nuri Bey, manda aleyhinde uzun
bir konuşma yaptı. Hâmi Bey, buna daha uzun bir konuşma ile cevap verdi ve
gerçekten de pek uzun olan konuşmasının sonlarına doğru, anlattıklarını şu
bilgilerle doğruluyordu :
Fakat,
şimdi biraz da işin kesin bildiğim bir yanından söz edeceğim. Konunun bu
safhasında, ilgili zat ile şahsen bağlantı kurmuş olduğum için, sözlerim tahminî
değildir; kesin bilgilere dayanıyor. İstanbul'dan hareket etmeden önce, eski
Sadrazam İzzet Paşa Hazretleri'ni ziyarete gitmiştim. Herhalde bir manda
ihtiyacında olduğumuza kendileri de inanıyorlardı. Bendenizden de bu konudaki
düşüncemi sordular, ben de düşündüklerimizi arz ettim. Birkaç gün sonra
bendenizi çağırtıp şu meseleyi açıkladılar : Suriye ve Adana bölgesinde
dolaştıktan sonra, İstanbul'a gelip siyasî partilerin görüşlerini öğrenmeye
çalışan Amerikan Araştırma Komisyonu üyeleri, İzzet Paşa'yı konağında ziyaret
ederek, Anadolu'daki millî teşkilâtın Türk milletini temsil ettiği inancında
olduklarını ve paşayı da (yani İzzet Paşa'yı) bu işin öncüsü bildiklerini
söylemişler ve eğer siz Erzurum ve Sivas Kongrelerine Amerikan mandasını
istettirecek olursanız, Amerika da Osmanlı mandasını kabul edecektir. demişler,
Paşa, bunu bendenize açıkladıktan sonra, bu milletin bir harbe daha gücü
kalmadığından ve herhalde böyle bir çareye başvurmak zorunda kaldığımızdan söz
etti ve Sivas'a gittiğim zaman oradakilere bu durumu anlatmaklığımı tavsiye
buyurdu. İzzet Paşa'nın inancı da bu şekilde istenecek bir mandanın yüzde doksan
kabul ihtimalinin bulunduğu ve yalnız bizim için birtakım şartlar ileri sürmenin
zarurî olduğu merkezindedir. Hattâ Paşa, Amerika için milletin isteğine
dayanmayan bir mandayı kabul etmek mümkün olmadığından, kongremiz tarafından
gösterilecek isteğin Avrupa devletlerine karşı Amerika lehinde bir dayanak
noktası olacağını da söyledi. Bendeniz bu meseleyi İstanbul'dan şifre ile
Erzurum'da Rauf Bey'e bildirdim. Manda'nın kendinden çok adına karşı çıkanlar
boşuna telâşlanıyorlar kelimenin önemi yoktur. Önem, işin gerçeğinde ve
niteliğindedir. Manda altına girdik demeyelim de isterlerse varlığını ebedî
olarak sürdürecek devlet olduk diyelim.
Bu son
söze cevap verenler arasında, Husrev Sami Bey'in şu sözleri işitildi : Fakat
bizim bu çalışmalardan beklediğimiz kendimizi savunmak suretiyle, ebedi olarak
varlığını koruyacak bir millet olduğumuzu ispat etmektir! Hâmi Bey, buna
düşüncesinde bir geriye dönüş sezgisi uyandıracak şekilde cevap verirken, Kara
Vasıf Bey söz aldı ve o günkü toplantının sonuna kadar konuştu. Vasıf Bey'in
uzun sözlerinin özetini, zabıtlara olduğu gibi geçmiş olan şu cümlelerle yüksek
dikkatlerinize sunuyorum : Bütün devletler bizi tamamen bağımsız bırakacaklarını
söyleseler bile, biz yine bir dış desteğe muhtacız ( Vasıf Bey, sözlerinin
başında ,mandaya ve dışarıdan destek adını verelim demişti ). Dört yüz ilâ beş
yüz milyon lira borcumuz var. Bu parayı kimse kimseye bağışlamaz; bize bunu
ödeyiniz diyecekler; halbuki bizim gelirimiz bunun faizine bile yeterli
değildir. O zaman güç bir durumda kalacağız; bunun için bağımsız olarak yaşamaya
malî durumumuz elverişli değildir. Sonra, yanı başımızda, bizi bölüşmeyi emel
edinmiş hükûmetler var; onların ihtirasları karşısında mahvoluruz. Parasız,
ordusuz ne yapabiliriz? Onlar uçakla havada uçuyorlar, biz henüz kağnı
arabasından kurtulamıyoruz. Onlar savaş gemisi yapıyorlar, biz yelkenli bir gemi
yapamıyoruz. Bu şartlar altında bugün bağımsızlığımızı kurtarsak bile yine günün
birinde bizi bölüşürler. Vasıf Bey, konuşmasını şu sözlerle bitiriyordu :
. . .
İstanbul'daki Amerikalılar : Manda'dan korkmayınız. Milletler Cemiyeti Tüzüğünde
yeri vardır diyorlar. İşte bütün bunlardan dolayı İngiltere'yi kendimize sürekli
düşman Amerika'yı da en az kötülük gelebilecek bir devlet olarak kabul ediyorum.
Eğer uygun bulursanız, buradan İstanbul'daki temsilciye 'bir mektup yazıp
gizlice bir hey'et göndermek için bir torpido isteyebiliriz.
Eylül'ün dokuzunda salı günü yapılan toplantıda, manda meselesine dokunan Rauf
Bey'in zabıtlara geçen konuşması aynen şöyledir : Bu manda konusu üzerinde
şimdiye kadar gerek basın ve gerekse başka çevreler tarafından birçok sözler
söylendi. Gerçi yüksek hey'etiniz dış destek prensibini kabul buyurmuş ise de,
bu desteği kimden isteyeceğimiz açıklanmadı. Bunun Amerika olduğu dolaylı olarak
anlatılıyorsa da, bence doğrudan doğruya belirtilmesinde bir sakınca olamaz!
ERZURUM
KONGRESİ HİÇBİR ŞEKİLDE MANDA KABULÜ HAKKINDA KARAR VERMIŞ DEĞİLDİR
Bu sözlerden
anlaşılacağı üzere Rauf Bey'in görüsüyle, gerek Sivas Kongresi Hey'eti'nin ve
gerek Erzurum Kongresi Hey'eti'nin anlayışları arasında bir görüş ayrılığından
doğan yanlışlık olduğuna şüphe yoktur. Rauf Bey'in görüsünün yorumu niteliğinde
olan bu sözlerin, gerek Erzurum ve gerek Sivas Kongreleri bildirilerinin yedinci
maddesindeki yazilis seklinden kaynaklandigina hükmedilebilir. Gerçekten de bu
maddenin yazilis seklinde, belki de mandacilikta pek ileri giden ve sonu
gelmemis propagandalariyla kamuoyunu bulandiranlari susturmak ve belki bundan da
çok, onlann iddialarina cevap olacak bir özellik vardir. Madde metni dikkatle
okunur ve incelenirse ne manda ne de Amerika'nin mandaterligini istemek
düsüncesinin yer almadigi kendiliginden ortaya çikar. Bu noktayi açikça
göstermek için, söz konusu maddeyi aynen hatirlatmak isterim :
Madde: 7 -
Milletimiz çagdas gayelerin büyüklügüne inanir; teknik, sinat ve ekonomik
durumumuzu ve ihtiyacimizi takdir eder. Bu itibarla devlet ve milletimizin
hakimiyet ve bagimsizligi ile vatanimizin bütünlügü korunmak sartiyla altinci
maddede belirtilen sinirlar içinde milliyetin gereklerine saygili ve
memleketimizi ele geçirme emeli beslemeyen herhangi bir devletin teknik, sinai
ve ekonomik yardimini memnunlukla karsilariz. Böyle adaletli ve insancil
sartlari içine alan bir barisin bir an önce gerçeklesmesi, insanligin güvenligi
ve dünyanin huzuru adina basta gelen milli gayemizdir.
Efendiler, bu
maddenin hangi noktasinda manda ve mandaterin Amerika olacagi görüsü vardir?
Olsa olsa "herhangi bir devletin teknik> sinai ve ekonomik yardimini memnunlukla
karsilariz" sözlerinden manda düsüncesi çikaranlar olabilir. Ancak, mandanin
anlam ve gayesinin bu olmadigi bir gerçektir. Her zaman ve bugün bile, bu
açiklik çerçevesinde yapilacak yardimlari kivançla karsilamaktayiz ve karsilariz.
Nitekim Ankara-Eregli ve Keller-Diyarbakir demiryollarinin yapimi için bir Isveç
firmasinin; Kayseri - Sivas - Turhal hatlarinin yapimi için de bir Belçika
firmasinin teknik, sinai ve ekonomik yardimini severek kabul ettik. Söz gelisi,
Ankara sehrinin ve diger Anadolu sehirlerimizin bir an önce kurulup
yapilmalarinda olsun, öteki bütün kara ve demiryollarimizin, limanlarimizin
yapimlarinda olsun teklifte bulunacak yabanci sermaye sahiplerinin yardimlarini
severek kabul ederiz. Yeter ki, memleketimize sermaye getireceklerin içeride ve
disarida devlet ve milletimizin hakimiyet ve bagimsizligi ile vatanimizin
bütünlügünü bozmaya yönelmis gizli emelleri olmasin. Bu maddede yer alan
"milliyetin gereklerine saygili ve memleketimizi ele geçirme emeli beslemeyen
herhangi bir devlet "ifadesinden, Amerikan Devleti anlaminin çikarilmasi da
yersizdir. Çünkü, milliyetin gereklerine saygili dünya devletleri arasinda
yalniz Amerikalilar yoktur. Söz gelisi Isveç Devleti, Belçika Devleti ayni
nitelikte devletler degiller midir? Bu devletlerden herhangi birinin
mandaterligi de söz konusu olabilir mi? Bir de eger dolayli olarak Amerikan
Devleti kastedilmek istenseydi, "herhangi bir devletin" ifadesi yerine bir
devletin kelimeleri veya hiç olmazsa sadece "devletin" kelimesi ile yetinilmesi
gerekirdi. Bu bakimdan maddenin açikladigi sartlar çerçevesinde teknik, sinai ve
ekonomik yardimin iyi karsilanacagi hususunun bütün devletler için söz konusu
oldugu açiktir.
Efendiler, bu
manda konusu üzerindeki görüsümün - bu görüs bundan önce yapilan ve su anda
yüksek hey'etinizin'de ögrenmis bulundugu bunca yazisma ve tartismalarimizla
ortaya konmustur -- aylardan beri gece gündüz yanimda bulunan bir arkadas
tarafindan hala anlasilmamis olduguna hükmedilebilir mi? 0 halde Rauf Bey, ya
aslinda benimle ayni görüste degildi veyahut ayni görüste idi de, Sivas'ta,
Istanbul'dan gelenlerle yaptigi konusmadan sonra görüs degistirmis oluyordu.
Burasini kestirmek bence güçtür. Simdi biraz da Rauf Bey'i dinleyelim; Rauf Bey,
sözüne söyle devam ediyor:
"Ateskes
Anlasmasi yapildigi siralarda Almanlarin baris anlasmasini imza etmeyecekleri
sanilirken, Ingiliz basini bazi sirlari açiga vurdu. Bunun birinci bölümü,
Almanya'nin baris anlasmasini imza edecegi hususu idi. Bu gerçeklesti. Ikinci
bölümü de Türkiye'nin bölüsülecegi hususu idi. Bu çok sükür gerçeklesmedi. Bu
bölümde, konferansin aldigi karar geregince Kizilirmak'in dogu tarafi Ermenistan
sayilarak Amerikan himayesine veriliyor. Belki Gürcistan ile Azerbaycan da
Amerika'ya birakiliyor, deniliyordu. Kizilirmak'in batisindaki topraklar da,
Izmir ve Istanbul bunlarin disinda kalmak üzere, denize çikis yeri Antalya
olarak Türkiye'yi olusturuyordu Bu bölgenin kuzeyi, Italyan ve Fransiz, güneyi
de Ingiliz himaye ve yönetimine veriliyordu. Izmir'in isgali, bu açiga vurulan
sirlarin dogruliigunu ispata basladi. 0 halde, böyle bir tehlike karsisinda
rnemleketimize karsi en tarafsiz durumda bulunan Amerika'nin destegini kabule
mecburuz. Ben bu görüsteyim."
Rauf Bey'in
düsüncesini anlamak için bundan sonra daha çok devam eden sözlerini dinlemeye
bilmem gerek kaldi mi?
Efendiler, pek
uzun ve tartismali olarak geçen bu manda görüsmesi, taraftarlarini susturaeak
ortalama bir çare bulunarak sona erdi. Hem de bu çareyi teklif eden yine Rauf
Bey oldu: "Amerika'da yillardan beri aleyhimizde yapilmakta olan olumsuz yöndeki
propagandalarin dogurdugu düsünce akimini düzeltmek için, her seyden önce
Amerikan Kongresi'nden memleketimizi inceleyecek ve gerçegi görecek bir hey'et
davet etmek. "Bu teklif oy birligi ile kabul edildi. Kongre Baskanlik Divani'nin
imzalariyla bu yolda bir mektup kaleme alindigini hatirliyorsam da bu mektubun
gönderilip gönderilmedigini pek iyi hatirlamiyorum. Kaldi ki, ben bu mektuba
özel bir önem de vermis degildim.
Efendiler,
sirasi gelmisken kisaca sunu da belirteyim: Belge olarak basvurdugum Kongre
tutanaklari, Baskanlik Divan KAtipligi'nde bulunan Afyonkarahisar temsilcisi
Sükrü ve manda lehindeki konusmalarini dinledigimiz Hami Beyler tarafindan
tutulmus ve Hami Bey'in yazisiyla, düzgün bir deftere, temize çekilmistir.
SİVAS
KONGRESİ'Nİ BALTALAMA TESEBBÜŞLERİ
Efendiler,
Kongre 11 Eylül'de sona erdi, 12 EyIül'de Sivas halkinin da hazir bulundugu açik
bir toplanti yapilarak bazi nutuklar söylendi. Kongre görüsmeleri sirasinda,
önemli olarak Meclis-i Meb'usan seçimlerinin çabuklastirilmasi ve Meclis'in
nerede toplanmasi gerektigi konularina dokunuldu. Ancak, simdi açiklamaya
baslayacagim mes'eleler, Kongre görüsmelerini kisa kesmeyi gerektiriyordu. Bu
son noktalarla daha sonra Hey'et-i Temsiliye mesgul oldu. 9 Eylül 1919 günü,
toplanmis olan bazi bilgiler Kongre'ye su sekilde açiklandi "Eskisehir ve
Afyoiikarahisar'daki Ingiliz Kuvvetler' bir kat daha artirildi. General Mi11er
Konya'ya geldi. Konya Valisi Cemal Bey ve Ankara Valisi Muhittin Pasa karsi
koymaya çekiniyorlar. Yeni Kastamonu Valisi Ali R1Za Bey de tipki Cema1 Bey
türünden bir adammis. Pek sayin arkadaslarin böyle durumlar karsisinda siddetli
davranma taraflisi olduklarim bildigimden, hemen sert tedbirler alimnasini Fuat
Pasa'dan rica etmistim. Fuat Pasa da Kongre'nin kendisine olan güvenine
dayanarak, Kongre adina gereken tebligat ve tesebbüslerde bulunmustur. Bu
davranis tarzinin yüce hey'etinizce kabul edilmesini rica ediyor. Fuat Pasa,
valilere sert uyarilarda bulunuyor. Bölgelere yüksek rütbeli subaylardan milli
komutanlar tayin ediyor ve bu komutanlara millet adina her türlü yetki
verilmistir" diyor.
Kongre teklifi
kabul etti. Bundan sonra ben açiklamalara söyle devam ettim:
"Buraya Galip
Bey adinda bir vali tayin edilmis, geliyormus. Ancak, bunun Harput Valisi Ali
Galip Bey mi, yoksa Trabzon Valisi Mehmet Galip Bey mi oldugu anlasilamadi.
Fakat biz baska bir bilgi elde ettik. Mister Nowil adinda bir Ingiliz binbasisi
Bedirhanlilar'dan Kamuran Celadet ve Cemil Bey'lerle birlikte, yaninda on bes
kadar Kürt atlisi oldugu halde Malatya'ya gelmis ve mutasarrif Bedirhanli Halil
Bey tarafindan karsilanmislardir. Harput Valisi de görünüste bir posta
hirsizinin pesine düsme bahanesiyle otomobille Malatya'ya gelmistir. Bu maksatla
bunlara Adiyaman'daki müfreze de verilmistir. Maksatlarinin Kürtleri, Kürdistan
kurulacagi vaadiyle aleyhimize çevirerek, bize karsi suikast yapilmasina
yöneltmek oldugu anlasilmis ve karsi tedbirlere de basvurulmustur. Diyelim ki,
valiyi ve digerlerini tutuklatmak istiyoruz. Malatya Mutasarrifi da Kürt
asiretlerini Malatya'ya çagirmistir. Bu durum üzerine 13' üncü Kolordu
bölgesinde faaliyete geçtik. Gereken tedbirler alinmistir. Yarin aksam
Harput'tan gönderilecek bir askeri birlik bozgiinculan tepeleyecektir. Buradaki
Kolordu Komutani da gereken tedbirleri almistir. Malatya'ya ve öteki yerlere de
gereken emirler verilmistir."
Efendiler,
Sivas Kongeresi'nin hemen hemen bütün toplanti süresince, sinirlere gerginlik
verecek nitelikte haberler almaktan geri kalmiyordum. Ancak, aldigim bütün
bilgileri oldugu gibi Kongre hey'etine sunmakta yarardan çok sakinca buluyordum.
Gördünüz ki, simdi açikladigim üzere, gerçekten tehlikeli sayilabilecek
nitelikte olan A1i Ga1ip meselesinden de söz ederken ihtiyatli bir dil
kullanmayi tercih etmistim. Bence en önemli mesele, her türlü güçlük ve
tehlikelere ragmen, Sivas Kongresi'nin sonuca ulasan kararlarla, görüsmelerini
bir an önce tamamlamis olmak ve alinan bu kararlari memlekette uygulamaya
girismekti. Bu istegim yerine geldi. Bütün memleketi içine alan milli teskilat
tüzügünün ve genel kongre bildirisinin hemen bastirilarak her yere dagitilmasi
yoluna gidildi. Ancak, beklenenlerin disinda yeni olaylar karsisinda
kalindigindan, kongre sona erdigi halde, kongre üyelerinin yeni gelismeler
kendini gösterinceye kadar Sivas'ta kalmalarini uygun gördüm ve gerekirse daha
etkili olaganüstü bir kongre toplamak için de hazirlik yaptim. A1i Ga1ip'in
kaçmasi üzerine, kongre üyelerini Sivas'ta bekletmekten vazgeçildigi gibi, Ferit
Pasa Kabinesi'nin düsmesi üzerine olaganüstü kongre toplanmasina da gerek
görülmedi.
ALİ
GALİP OLAYI
Şimdi
Efendiler, Millî Mücadele tarihimizde önemli bir olay durumunda olan Ali Galip
konusu üze rinde biraz açıklamalı bilgi vereyim:
Efendiler, daha Temmuz başında, Erzurum'da bulunduğumuz sıra larda C e l â d e t
ve K â m u r a n A l i adlarında iki şahsın yabancı lar tarafından, bol para ile
İstanbul'dan Kürdistan'a gönderileceği, bun ların yıkıcı propaganda ve aleyhte
kışkırtıcılık yapmakla görevlendiril dikleri; bir iki gün içinde hareket etmiş
ve edecek oldukları haberi alındı. Bu haber üzerinde, bunların dağdağaya meydan
verilmeden gözet Ienerek yakalanmaları gereğini 3 Temmuz tarihinde Diyarbakır'da
13' üncü Kolordu Komutanı'na, ayrıca Kurmay Başkanı H a l i t B e y' e ve Canik
Mutasarrıfı'na bildirdim.
20
Ağustos'ta 13' üncü Kolordu Kamutanı'na verdiğim emirde, adı geçen kimselerin
İstanbul'dan hareket ettiklerinin bildirildiğini ve alı nacak tedbirler
arasında, özellikle Mardin istasyonunun sıkı bir kont rol altında tutulmasının
uygun olacağını yazdım.
Sivas
Kongresi'nin ikinci günü, yani 6 Eylül tarihinde, "Bedirhanlı ailesinden C e l â
d e t ve K â m u r a n ile Diyarbakırlı C e m i l P a ş a z a d e E k r e m
adlarında üç şahsın, yanlarında, vaktiyle Diyarba kır ilinde aleyhimizde
propaganda yapan bir yabancı subay bulunduğu halde silâhlı Kürtlerin
koruyuculuğunda Elbistan ve Akçadağ üze rinden Malatya'ya geldikleri, orada
Mutasarrıf ve Belediye Başkanı tara fından karşılandıkları" 13' üncü Kolordu'nun
yazısından anlaşılıyor. 15' inci Kolordu Komutanı K â z ı m K a r a b e k i r P
a ş a ' nın 3' üncü Kolordu Komutanlığı'na bununla ilgili olarak gönder diği 6
Eylül 1919 tarih ve 529 sayılı şifresinde verilen bilgide : "Yabancı subayın,
Türk, Kürt ve Ermeni nüfusunu incelemek üzere, İstanbul Hükûmeti'nin iz niyle
dolaştığını söyledikleri; Malatya'da bulunan süvari alayının mev cudunun azlığı
yüzünden bunları tutuklamaya cesaret edemediği, bu nunla birlikte hemen
tutuklanmaları için İstanbul'a başvurulduğu 13' üncü Kolordu'dan bildirilmiştir.
Bu adamların ne maksatla hangi gö revle, nereleri gezecekleri konusunda
bildiklerini Harput, Valisi'nden sordum" denilmekte idi. (Belge : 56 l Harput
Valisi A l i G a l i p B e y' dir. Bu adamların ne maksatla geldiklerini 3
Temmuz tarihinden beri bilmekteyiz. Beş on silâhlı Kürd'e karşı bir süvari
alayının mevcudu az görülmüş, tutuklanmalarına cesaret edilememiş; asıl hayret
verici olan husus, bunların tutuklanması için İstanbul'a başvurmuş olduğu
haberidir.
Bu
küçük ve önemsiz gibi görünen noktaları, o zamanki durum değerlendirmesinde,
dikkate değer anlayış ve zihniyet farklarının bulun duğunu göstermesi bakımından
kaydediyorum.
Diyarbakır'da, 13' üncü Kolordu Komutanı'nın tutumu şüpheli gö rüldüğünden,
doğrudan doğruya bu kolordunun Kurmay Başkanı'na 3'üncü Kolordu Komutanı'nın
imzasıyla 1 Eylül 1919 tarihinde yazılan (kişiye özel) şifrede, V a l i G a l i
p, Malatya Mutasarrıfı H a l i l, K â m u r a n, C e l â d e t ve E k r e m B e
y' lerle beraber İngiliz binbaşısı nın mutlaka yakalanıp Sivas'a gönderilmeleri
için Elâzığ'da bulunan 15' inci Alav Komutanı İ l y a s B e y ' in kendi
komutasında altmış ka dar atlı ve katırlı askerden oluşan bir müfrezenin en geç
9 Eylül'de Har put'tan Malatya'ya hareketi ile ilgili olarak ve işin kestirmeden
bitirilmesi bakımından doğrudan doğruya tebligat yapıldığı bildirildi ve
müfrezenin hemen hareketinin sağlanması rica edildi.
8
Eylül'de, Sivas'tan da bir otomobille bazı subayların gönderile ceği bilgisi
verildi (Belge : 57).
Diyarbakır'dan, Kurmay Başkanı'nın 7/8 Eylül 1919 tarihiyle bana gönderdiği
şifrede şöyle deniyordu :
"Tutuklama ile ilgili isteği öğrendim. Bu hususta Komutan Bey'in emir ve
receğini hiç sanmıyorum. Çünkü askerî özelliklerini biliyorum. Tarafımdan yapı
lacak tebligatı ise, yerine getirmekten çekinirler. Bu konuda İstanbul'Ia
haberleş mekteyiz. Bu duruma göre ne yapılması gerekeceğinin tayini yüksek
kararınıza bağlıdır. Şifre kaleminin 357 sayısıyla arz edilmiştir."
13'
üncü Kolordu Kurmay Başkanı
Hâlit
Elâzığ'daki Alay Komutanı İ l y a s B e y' den 13' üncü Kolordu Komutanı'nın
emrine cevap olarak gelen 8 Eylül tarihli telgrafta da "Kolordu'dan aldığım emir
üzerine hareketim geri bırakılmıştır. Kolor dunun izni olmadan, buradan hareket
etmekliğim uygun düşmeyeceğin den, hareket emrinin Kolordu'dan bildirilmesine
lûtfen yardımcı olunuz" denilmekte idi (Belge : 58).
Hâlit
Bey'e hemen verdiğim cevap, aynen şuydu :
Malûm
şahısların alçaklıkları ortaya çıkmıştır. İstanbul Hükümeti...... bu alçaklığa
ortaktır. Oradan emir beklemek düşmana fırsat vermektir. Bu hususta tebligat
yaparken, hiç kimseyi kararsızlığa düşürmeyecek şekilde, hemen emir ver mek,
vakit geçirmemek gerekir. Komutanın kararsızlığa düşeceğine ihtimal veriyor
sanız, zatıâliniz, tarafımızdan Elâzığ ve Malatya'daki alay komutanlarına
yapılmış olan tebligatımızın uygulanmasını bildiriniz. Gerçekten lüzum varsa,
komutayı uy gun gördüğünüz tümen komutanlarından biri üzerine alsın! Ağırdan
alma zamanı geçmiştir. Yapılanlarla ilgili cevabınızı bekliyoruz, kardeşim.
Mustafa
Kemal
Alay
Komutanı İ l y a s B e y 'e de aynı tarihte bizzat şu emri ver dim : "Malûm
şahısların hainlikleri ortaya çıkmıştır. İstanbul'daki mer kezî hükûmet de
bunların hainliğine ortaktır. Kolordunuz komutanı bu konuda izin istemiş ve
cevap alamamış olabilir. Bu bakımdan bu mese lenin çözüme bağlanmasını
zâtıâlinizden beklerim.
Cevabınızı bekliyorum, efendim. Malatya'da bu işi hallettikten son ra, gerekirse
Sivas'ta bize katılırsınız. M u s t a f a K e m a l". Şifre dı şındaki imza da
3' üncü Kolordu Kurmay Başkanı Z e k i B e y' indi.
Malatya'da bulunan 12' nci Süvari Alayı Komutanını da 7/8 Ey lül gecesi bizzat
telgraf başına çağırmış ve görüşmekte idim. Alay Ko mutanı C e m a l B e y 'den
durumu ve kuvveti hakkında bilgi aldım. Gelenlerin yanlarındaki silâhlı
Kürtlerle beraber on beş yirmi kişi ka dar olduğunu, alayın da merkezde aancak o
kadar kuvveti bulundu ğunu söyledi. Ben bu kuvveti yeterli gördüm. Hattâ Süvari
ve topçu ala yının yalnız subayları yeterli olabilirdi Ne var ki özel durumu ve
mane viyatını anlamak istiyordum.
Bunun
üzerine telgraf konuşması şöyle geçti :
" Ben -
Vali G a l i p B e y, İngiliz binbaşısı, K â m u r a n C e l â d e t ve E k r e
m B e y 'lerin hep birlikte ustalıklı bir tertiple bu gece yakalanarak Sivas'a
gönderilmeleri zaruridir. Durumunuz bunu yapmaya elverişli midir? Size buradan
ve Harput'tan yardım yetiştirilecektir.
C e m a
l B e y - Valiyi de beraber mi?
Ben -
Özellikle, evet.
C e m a
l B e y - Arz ettiğim üzere durum ve kuvvetim buna el verişli değildir. K â m u
r a n, C e l â d e t ve E k r e m B e y lerin yakalanmaları hakkında 13'üncü
Kolordu Komutanı ile haberleşme ya pıldı. Sonunda, durumun nezaketi dolayısıyla,
şimdilik tutuklanmaları nın uygun olamayacağı hakkında emir de çıkmıştır" dedi.
Artık,
bu zatın daha çok üzerine varılamazdı. "Kendilerine hisset tirmeden sıkı bir
şekilde göz hapsinde bulundurunuz. Kolordunuzdan emir gelecektir. Hareket
ederlerse, ne tarafa dogru gittiklerini ve han gi vasıta ile hareket ettiklerini
hemen bildiriniz" talimatını vermekle yetindim. (Belge : 59).
8 Eylül
günü, C e m a l B e y' den şifre ile "malum şahısların hâlâ orada olup
olmadıklarını ve göz hapsinde tutmak için alınan tedbirlerin güvenirlik
derecesini" sordum ve "kendisine günde iki defa rapor ver mesinin emrettim.
H â l i
t B e y' e yazdığım telgrafa ertesi günü (8 Eylül 1919) al dığım cevapta,
Elâzığ'daki Alay Komutanı İ l y a s B e y e emir veril diği bildiriliyor ve bu
emrin bir kopyası veriliyordu (Belge : 60).
Kolordu
Komutanı C e v d e t B e y de, İ l y a s B e y'in 52 ka tırlı asker ve iki
makineli tüfekle 9 Eylül sabahı hareket ettiğini ve 10 Eylül akşamı Malatya'da
bulunacağını bildirdi, 9 Eylül tarihli bir şifre sinde karşı koyma
hareketlerinin yoğun olduğu bir çevrede daha fazla faaliyet göstermemek
hususunda kendisini mazur göreceğimi" de söylü yordu (Belge : 67). 9 Eylül'de, İ
l y a s B e y müfrezesinden başka, Aziziye den iki süvari bölüğü, Siverek'ten
Malatya'daki alaya bağlı bir bölük de Malatya' ya gönderildi (Belge : 62, 63,
64).
Vali A
l i G a l i p 'in ve Bedirhanlılar ile C e m i l P a ş a z a d e nin yaptıkları
propagandanın etkisini kaldırmak için, Elâzığ ve Dersim Bülgesi ile ilişkisi
olduğunu bildiğim ve Kemah'ta bulunan H â l e t B e y'e (eski milletvekili) 9
Eylül'de Elâzığ'a hareket etmesini ve H a y d a r B e y ' le bağlantı kurmasını
yazdım (Belge : 65). Ayın sonuna doğru oraya vardı.
Van
valisi bulunan H a y d a r B e y de Elâzığ valiliği görevine başlamak üzere
Erzurum'dan yola çıkarılmıştır. H a y d a r B e y, 15' in ci Kolordu'ya bağlı
olup Mamahatun'da bulunan bir süvari alayı ile de bağlantı kurarak, gereğinde bu
alayı Malatya'ya doğru harekete geçire cekti.
Otomobille bazı subayların da Malatya'ya gönderileceği konusunda bir kayıt
vardı.
Gerçekten de arkadaşlarımızdan R e c e p Z ü h t ü B e y görünüş te 3'üncü
Kolordu yaveri sıfatıyla ve benden aldığı özel talimatla, ya nında, başkaları da
olduğu halde 9 Eylül'de, otomobille Malatya'ya ha reket etti. Maalesef bindiği
otomobil, yolların bozuk ve çamurlu olması yüzünden Kangal'da kırılmış ve tam
zamanında Malatya'ya yetişememiş ti. Kangal'dan sonra kâh araba ve kâh hayvanla,
gece gündüz yol ala rak Sivas'tan hareketinin dördüncü günü öğleden sonra
Malatya'ya va rabilmişti. R e c e p Z ü h t ü B e y 'in verdiği raporlar,
durumun ay dınlanmasında çok yararlı olmuştu.
Efendiler,10 Eylül günü geç vakit şu telgrafı aldık :
Malatya,10.9.1919
Sivas'ta 3' üncu Kolordu Komutanlığı'na
Mustafa
Kemal Paşa Hazretleri' ne özel :
1-10.9.1919 saat 14.00'de oIaysız olarak Malatya'ya varılmıştır.
2 -
Malum şahısların hepsinin de maalesef Kâhta'ya doğru kaçtıkları, et raflı
bilginin daha sonra sunulacağı arz olunur.
15'
inci Alay Komutanı
İlyas
Aynı
gün ve fakat, İ l y a s B e y 'in telgrafından sonra da şu telg rafı alıyoruz :
Malatya'dan,10.9.1919 Sivas'ta 3' üncü Kolordu Komutanlığı'na
Mustafa
Kemal Paşa Hazretleri'ne:
1-
Harput Valisi ile Malatya Mutasarrıfı, İngiliz binbaşısı ve yardakçıları olan
malum kimseler 15' inci Alay'ın Elâzığ'dan hareketini ve kendilerinin tutuk
lanacaklarını haber alır almaz, bu sabah erkenden kaçmışlardır. Bunların Kâhta'
daki B e d i r A ğ a 'nın yanına gittikleri ve oradan alacakları Kürtlerle
burayı basmaya gelecekleri söyleniyor.
2 -
Herhangi bir kötülüğe yeltendikleri takdirde, bunlar ve B e d i r A ğ a aşireti
hakkında kovuşturma yapılması için Kolordu'dan emir alınmıştır, izlerinde
gidilmektedir, sonuç ayrıca arz edilecektir.
3 - 15'
inci Alay Komutanı'nın emrindeki kuvvetle, bu gün saat 14.00 te Malatya'ya
geldikleri arz olunur.
12' nci
Süvari Alay Komutanı
Binbaşı
Cemal
Aynı
tarihte yazılmış olan bu iki telgraf yanyana getirilerek ince lenirse, dikkate
değer bazı noktaların göze çarpmamasına imkan yoktur.
Süvari
Alay Komutanı C e m a l B e y, tarafımızdan aldığı talimat üzerine malûm
şahısları sıkı ve güvenli bir şekilde göz hapsinde bulun duracak ve günde iki
defa rapor verecekti.
Adı
geçen kimseler,10 Eylül günü sabah erkenden kaçtıkları halde, C e m a l B e y,
bu bilgiyi ancak, İ l y a s B e y müfrezesinin gelişinden ve İ l y a s B e y 'in
raporundan sonra bildiriyor. C e m a l B e y, ka çakların, İ l y a s B e y
müfrezcsinin Elâzığ'dan hareketini haber aldık larını söylüyor. Oysa,
telgrafhane C e m a l B e y'in gözetimi altındaydı.
Sonra,
kaçakların Kürtleri toplayıp Malatya'yı basacaklarının söy lendiğini de ekliyor.
Bu noktalar, Süvari Alay Komutanı hakkında şüp he ve kararsızlık
uyandırmaktadır.
Daha
sonra alınan bilgilerden anlaşıldı ki, A l i G a l i p ve arka daşlarına 9 Eylül
akşamı haber getirilmiş. A l i G a l i p geceyi uyuma dan hükûmet dairesinde
geçirmiştir. 10 Eylül'de, yanlarında birkaç jan darma ve silâhlı Kürtle
birlikte, hükûmet dairesinde toplanıyorlar, vez nedarın odasına giriyorlar,
kasayı açıyorlar, yanlarında götürmek üzere altı bin lira sayıp bir kenara
koyuyorlar ve kasaya konmak üzere de şu senedi yazıyorlar :
"M u s
t a f a K e m a l P a ş a ve adamlarının ortadan kaldırılması mas raflarını
karşılamak üzere, bununla ilgili emre uyularak altı bin lira alınmıştır. 10
Eylül 1919. Halil Rahmi, Ali Galip."
İ l y a
s B e y müfrezesinin Malatya'ya yaklaşmakta olduğunun anlaşıldığı bir sırada,
Süvari Alay Komutanı, subaylara mutasarrıfın evi ni hedef gösteriyor.
Mutasarrıfın evini sarıyorlar. Telefon tellerini kesi yorlar ve evi basıyorlar.
Bu hareketin başladığını sezen H a l i l B e y ' in ailesi hükûmet dairesine
haber veriyor. Hükûmette, para almakla meşgul olan vali, mutasarrıf ve
arkadaşları, durumdan haberdar olur ol maz, korku ve telâşla her şeyi unutup
ayırdıkları parayı ve yazdıkları senedi de olduğu gibi bırakıyorlar;
yanlarındaki adamları ile birlikte hazır bulunan atlarına binerek kaçıyorlar
(Belge : 66, 67).
Süvari
Alay Komutanı'nın ve Topçu Alay Komutanı'nın, valinin ge ceyi hükûmet dairesinde
geçirmekte olduğunu bilmedikleri kabul edile mez. Mutasarrıftan çok valinin
yakalanmasının önemli olduğu da açıktı. O halde, malûm kişilerin kaçmasına göz
yumulduğu bir gerçektir. En basit bir yorumla, malûm kimselerin, yanlarındaki
beş on silâhlı jandar ma ve Kürtle çatışmaktan büyük fenalık çıkabileceği
kuruntusu Malatya' dakileri dolaylı yoldan tedbir almaya yöneltmiş ve onlara bu
şahısları ürküterek kaçırma yolunu benimsetmiştir, denebilir.
10
Eylül'de İ l y a s B e y 'e verdiğim talimatta belirttiğim başlıca noktalar :
1-
Kaçakların sür'atle yakalanmaları;
2 -
Kürtlük akımına asla elverişli bir ortam bırakılmaması;
3 -
Malatya'da, mutasarrıflığı Jandarma Komutanı T e v f i k B e y' in üzerine
alması; uygun namuslu ve vatansever bir zatın da Harput'ta hemen valilik
makamına getirilmesi;
4 -
Malatya ve Harput'taki hükûmet kuvvetlerini tamamen ele alarak vatan ve millet
aleyhine hiçbir harekete meydan verilmemesi,
5 -
Kaçaklara uyanların amansızca ve merhametsizce yok edile ceğinin ilânı ve
namuslu halkın gerçek durumundan haberdar edilmesi
6 -
Millî varlığımızı tehlikeye sokacak olan yabancıların askerle rine de karşı
konulacağının belirtilmesi ve gerekli düzen ve tedbirlerin alındığının"
bildirilmesinden ibarettir (Belge : 68).
Efendiler, kaçakların, yakındaki veya çevredeki aşiretlerden bir ta kım Kürtleri
toplayabileceklerini, hattâ, Maraş'ta bulunan yabancı kuv vetlerden bile
yararlanabileceklerini kesin gibi kabul etmek lâzım geliyor du. Onun için de
alınmış olan tedbirleri ve bu işe ayrılmış olan kuvvet leri güçlendirmek
gerekiyordu. Bu maksatla Sivas'tan Malatya'ya 9 Ey lül akşamı bir katırlı
müfreze daha gönderildiği gibi, 3' üncü Kolordu elden geldiği kadar kuvvetlerini
güneye indirecek, 13' üncü Kolordu ta kip işini yüklenecek ve hainlere
kıpırdayacak bir fırsat vermemek için pek etkili olmak gerektiğinden,
Mamahatun'daki süvari alayı da Harput yönüne doğru hareket ettirilecekti.
Bu
hususta 3' üncü, 13' üncü ve 15' inci Kolordu Komutanlarına ge rektiği şekilde
tebligat yapıldı ve istekler bildirildi (Belge : 69).
Efendiler, verdiğimiz direktifler çerçevesinde kaçakları takip etti rirken, bir
yandan da elimize geçen bazı belgeleri gözden geçirelim. Bu belgelerin, söz
konusu olayı, A l i G a l i p ' in teşebbüsünü ve İstanbul Hükûmeti'nin
bayağılığını her türlü açıklamadan daha mükemmel bir şekilde ortaya koyacağını
zannettiğimden, onların olduğu gibi gözden geçirilmesinin yersiz olmadığı
görüşündeyim.
Önce,
Dahiliye Nâzırı Â d i l B e y 'le Harbiye Nâzırı S ü l e y m a n Ş e f i k P a ş
a 'nın ortak imzalarıyla Elâzığ valisi A l i G a I i p B e y 'e verilen 3 Eylül
1919 tarihli talimatı birlikte okuyalım.
Bundan
sonra, Dahiliye Nâzırı'nın gönderilecek kuvvet ve sarf edi lecek para miktarı
ile ilgili olarak Bâbıâlî'den çektiği telgrafını görürüz :
İstanbul 906
Kendisi
tarafından çözülecektir
Elâzığ
Valisi Galip Beyefendi'ye
İlgi :
2 Eylül 1919, sayı : 2.
Arz
olunmuştu. Padişah'ın, hakkındaki yüce buyruğu bu gün çıkacaktır. Bu bakımdan
kesinlik kazanmıştır. Talimat şudur : Bildiğiniz uzere, Erzurum'da Kong re adı
altında birkaç kişi toplanarak birtakım kararlar aldılar. Ne toplananların, ne
de aldıkları kararların bir değeri ve önemi vardır. Ancak, bu durumlar ülke ça
pında birtakım dedikodulara yol açıyor. Avrupa'ya da pek abartılarak aksettirili
yor. Bundan dolayı da kötü etkiler yaratıyor. Ortada önem verilmeye değer hiçbir
kuvvet ve hiçbir olay bulunmadığı halde, sırf bu abartma ve kötü etkilerden endi
şeye duşen İngilizlerin, yakında Samsun'a epeyce bir kuvvet çıkaracakları tahmin
ediliyor. Hükümetin her yere olduğu gibi size de gönderdiği, malum genelgeye ay
kırı hareketler devam ederse, çıkarılacak yabancı kuvvetlerin Sivas'ı ve oradan
daha da ilerleyerek birçok yerleri işgal etmeleri ihtimalden uzak değildir. Bu
da memleketin çıkarlarına elbette aykırıdır. Erzurum'da toplanan malum
şahısların yakında Sivas'ta birleşerek yine bir kongre toplamak istedikleri,
olaylarla ilgili ha berleşmelerden anlaşılıyor. Böyle beş on kişinin orada
toplanmasından hiçbir şey çıkmayacağı hükumetçe bilinmektedir. Ne var ki,
bunları Avrupa'ya anlatmak müm kün değildir. İşte bunun içindir ki, onların
orada toplanmasına meydan vermemek gerekiyor. Bunu sağlayabilmek için, her
şeyden önce, Sivas'ta hükumetin tam ola rak güvenini kazanmış va memleketin
iyiliğine olan tebligatı olduğu gibi yerine getirmeye azimli bir vali
bulundurmak gerekmektedir. Yüksek şahsınızı onun için oraya gönderiyoruz. Gerçi,
Sivas'ta kongre toplamak isteyen birkaç kişiye engel olmak o kadar güç birşey
değilse de, yüksek dereceli sivil memurlarla, komutan ların, subayların ve
askerlerden bazılarının da bunlarla aynı düşüncede olmaları dolayısıyla,
hükumetin aldığı tedbirleri ellerinden geldiğince boşa çıkarmaya ve malum
şahısları güçleri yettiği kadar korumaya çalışacakları gözönünde bulundu nılarak,
güvenilir bir iki yüz kişinin yanınızda bulunması başarı sağlama ba kımından
uygun görülmektedir. Bundan dolayı, daha önce yazdığım gibi, oralar daki
Kürtlerden güvenilir yuz elli kadar atlıyı birlikte alarak, oradan niçin gi
dildiğini hiç kimseye sezdirmeden, Sivas'a hiç kimsenin beklemediği bir zamanda
vararak, vali ve komutanlığı hemen ele alacak ve sayıları az olmakla birlikte
ora daki jandarma ve askeri iyi kullanacak olursanız, karşınızda başka bir
kuvvet bulunmayacağı için derhal otoritenizi kullanarak toplantıya meydan
vermemiş ola cağınız ve orada bulunanlar varsa hemen yakalayıp, göz altında
İstanbul'a gönde rebileceğiniz âşikârdır. Böylece, kazanılacak hükumet nüfuz ve
otoritesi, içeride macera peşinde koşanlan yıldırarak bir daha bu gibi kötü
hareketlerin meydana gelmesini önleyeceği gibi, dışanda da pek iyi bir etki
yapacak, yabancıların asker çıkararak oraları işgal etmek konusundaki
tasarılarından vazgeçmeleri için hüku metçe yapılacak müracaat ve teşebbüslere
sağlam bir dayanak oluşturacaktır. Zaten Sivas halkının bazı tanınmış
kimselerinden araştırılarak elde edilen doğru bilgilere göre, halk bu
politikacıların kışkırtmalarından, para toplamak için yaptıkları bas kılardan
pek nefret etmiş. Bu hareketlerin önlenmesi için, hükümete her türlü yar dıma
hazırdır. Orada derhal jandarmaya yazılacak, istenildiği kadar asker buluna
cağı, bunlara nüfuzlu kimseler tarafından özel olarak yardım edileceği haber
veril mektedir. Bu şekilde, yeteri kadar ve hukumete kuvvetle bağlı jandarma
birliği kurulduktan sonra, birlikte götüreceğiniz süvarileri hoşnut ederek
yerlerine gön deririz. İşte alınacak tedbirler bundan ibarettir. Bunun
kolaylıkla ve başarıyla uy gulanması, sadece son derece gizli hareket etmeye
bağlıdır. Sivas'a tayininizden, hattâ o taraflara gideceğinizden kendi aileniz
içinde en çok güvendiğiniz bir tek kimseye bile bahsetmeyiniz. Sivas'a girinceye
kadar, maksadınızı yanınızdakilere bile sezdirmeyiniz. Bu, başannın temel
şartıdır. Bu itibarla, şimdilik ailenizi her halde orada bırakarak, etraftaki
aşiretleri teftiş için beş on gün kalacağınızı aile nize ve çevrenizdeki
yakınlarnıza anlatarak, hemen yola çıkıp bir gün öncesinden Sivas'a ansızın
girmeye gayret etmelisiniz. Oraya vardığınızda, aşağıdaki telgrafı gereken
kimselere gönderip, valilik ve komutanlığı ele alarak hemen işe başlamalı sınız.
Bir yandan da makine başında durumu Nezaret'e bildirmelisiniz. Böylece, oradaki
şartlar belli olur olmaz, size yine makine başında tarafımdan gereğine uy gun
tebligat yapılacaktır. Bu şekilde işe başladıktan sonra, ne vakit uygun görür
seniz ailenizi ve eşyanızı Sivas'a getirtebilirsiniz. Yalnız, şimdi orada
bulunan R e ş i t P a ş a ' nın valilik görevinden alındığı, yerine bir
başkasının gönderile ceği her nasılsa duyularak, kendisi tarafından Nezaret'e
başvurulmuş olduğundan ve adları malum kimselerin yakında Sivas'ta toplanmak
istedikleri alınan haber lerden anlaşıldığından, boşuna bir dakika
geçirilmeksizin bir an önce hareketle, oraya vaktinden önce ulaşmaya gayret
etmeniz, işin gereği olarak pek önemli ve zaruridir. Bu durum karşısında, ne
zaman hareket edeceğinizin ve ne kadar za manda oraya varabileceğinizin
bildirilmesi gerekiyor.
Sivas'ta ilgililere göstereceğiniz telgraf şudur :
Zâtıâlîlerinin Sivas ve komutanlığına tayinleri Meclis-i Vûkelâ kara rıyla
Padişah Hazretleri'nin yüce buyruklarına sunulmuş ve gereği şerefle onaylan mış
olduğundan, hemen hareketle, bu telgrafı Sivas'taki sivil ve askerî memurlar dan
gerekenlere gösterip, vali ve komutanlığı üzerinize alarak göreve başlamanız ve
durumu hemen bildirmeniz tebliğ olunur. 3.9.1919
Dahiliye Nâzırı Harbiye Nâzırı
Âdil
Süleyman Şefik
58)
Bakanlar Kurulu.
Bâbıâli, 6.9.1919
Malatya'da Elâzığ Valisi Galip Beyefendi'ye
İlgi :
6.9.1919.
Eşkıya
takibi için gönderilecek kuvvetin masraflarının jandarma ödeneği he sabına
malsandığından karşılanması zarurîdir. Kaç kuruş sarf edileceğinin ve gön
derilecek kuvvetin miktarı ile hareket gününün hemen bildirilmesi.
Nazır
Âdil
Dahiliye nâzırı üç gün sonra da A l i G a l i p' in bir telgrafına kar şılık
olduğu anlaşılan şu telgrafı veriyor :
İstanbul, 9.9.l919
İlgi :
8.9.1919. Sayı : 2
Malatya'da Elâzığ Valisi Beyefendi'ye
Sivas'ta güvenilir bir vasıta olmadığından veterli bilgi alınamamakta ise de ora
halkından burada bulunan bir adamın ifadesine ve başka yerlerden de alınan genel
bilgilere göre, önce halk bu kışkırtmalara taraftar değildir. Sonra, asker yok
denecek kadar azdır. Bu hareketi idare etmekte olanlar, malûm şahıslar ile komu
tan ve subaylardan bazılarıdır. Bunlar, işe millî bir yön vererek maksatlarını
be nimsetmeye çalışmaktadırlar. Oysa, millet bu işlere taraftar değildir. Orası
daha yakın olduğu için, istediğiniz bilgiyi kolaylıkla elde edebilirsiniz :
Bununla, birlikte; gazeteler her nasılsa Sivas'a tayininizden bahsetmiş
olduklarından, bir gün önce yola çıkmanız daha da önem kazanmıştır. Birlikte
bulunduracağınız kuvvet ne ka dar çok olursa, başannın o oranda kolaylaşacağı
âşikârdır. Bu kuvvetin miktarları ile, hareket tarihinizin bir gün öncesine
kararlaştırılarak bildirilmesini bekliyo rum.
Nâzır
Âdil
A l i G
a l i p B e y bu telgrafa karşılık olarak, Malatya'dan son defa şu telgrafı
veriyor :
Çok
ivedi ve gizli Kendisi tarafından çözülecektir
Dahiliye Nezareti'ne
Bu ayın
14'üncü günü yeterince kuvvetle eşkiyanın peşine düşüp ve ya kalanması için
Malatya'dan hareket edecek şekilde gerekli tedbirler alınmıştır. Tan rı'nın
yardımı ile çarpışmadan başanlı sonuç alınacağına güven buyurulsun. Yalnız
yazılan cevapları ve gerekleri geciktirilmemelidir.
9.9.1919
Elâzığ
Valisi Ali Galip
Bu
telgraftan, 9 -10 Eylül gecesini hükûmet dairesinde heyecanlar içinde ve sabaha
kadar uykusuz olarak geçiren A l i G a l i p'in 9 Ey lül 1919 günü, henüz
kahramanlığının üzerinde ve Tanrı'nın yardımı ile çarpışmada başarıdan pek
ümitli olduğu anlaşılıyor.
Efendiler, bu olaydan ve bu belgelerden haberdar edilen sivil âmir lerden
Dahiliye Nâzırı Â d i l B e y' e Komutanlardan da Harbiye Nâzırı S ü l e y m a n
Ş e f i k P a ş a 'ya, güvensizlik bildiren telgraflar çekil mesinin uygun
olacağı düşünüldü. Halkın dikkati çekildi.
Sivas
Valisi R e ş i t P a ş a 'nın telgrafına cevap veren  d i l B e y 'in şu
sözleri ne kadar garip ve şaşırtıcıdır. Â d i l B e y sözünü ettiğim telgrafı şu
cümlelerle bitiriyordu : ". . . . . . Elbette Halife Hazret leri'nin yüce
buyruklarına uyma gereğini takdir edersiniz! " (Belge : 70).
Efendiler, bir tesadüf eseri olarak bu görüşme sırasında ben de telgrafhanede
bulunuyordum. Bir aralık dayanamadım. Şu telgrafı yazıp çekilmek üzere memura
verdim.
10,11.9.1919
Dahiliye Nâzırı Âdil Bey'e
Milletin, Padişah'ına maruzatta bulunmasına engel oluyorsunuz. Alçaklar, ca
niler! Düşmanlarla millete karşı haince tertiplere girişiyorsunuz. Milletin
kudret ve iradesini takdirden âciz olduğunuza şüphe etmiyordum. Ancak, vatan ve
millete karşı haince ve son bir çırpınışla alçakça harekette bulunacağınıza
inanmak istemi yordum. Aklınızı başınıza toplayın. G a l i p B e y ve
yardakçıları gibi aptalların verdikleri ahmakçasına ve asılsız sözlere kapılarak
ve M i s t e r N o w i l gibi milletimiz ve vatanımız için zararlı olan
yabancılara vicdanınızı satarak yaptığınız alçaklıkların milletçe sorulacak
hesabını göz önünde bulundurunuz. Güvendiğiniz şahısların ve kuvvetin sonunu
öğrendiğiniz zaman, kendi sonunuzla karşılaştırmayı unutmayınız.
Mustafa
Kemal
Bütün
komutanlar da gerektiği şekilde müracaatta bulundular. 12 Eylül'e kadar
aldığımız raporlardan, kaçakların, 10 11 Eylül gecesini Raka'da geçirdikleri,
11-12 Eylül gecesini de Raka'nın yarım saat yakınındaki bir köyde, bir aşiret
reisinin yanında geçireceklerinin anlaşıldığı bildiriliyordu (Belge : 71 ). Bu
bilgi, 20'inci.15' inci ve 13'ün cü Kolordu Komutanları'na bildirildi (Belge :
72).
11
Eylül ve 11-12 Eylül'de Malatya ile telgraf başında yapılan ha berleşmeler, daha
Malatya'da, kesin emir ve talimat almış olan şahıs ların zihinlerinin daha henüz
bir karışıklık içinde bulunduğunu göstere cek nitelikte idi.
Elâzığ'dan gelen Alay Komutanı İ l y a s B e y "Mutasarrıf Bey'in gönderdiği
özel bir adam tarafından Vali A l i G a l i p ve Mutasarrıf H a l i l B e
y'lerin bazı şartlarla yerlerine dönmek istedikleri" bildiril miş. "Memleketin
selâmeti adına bunların bu şekildeki tekliflerini kabul etmenin uygun olup
olmadığı konusundaki emrinizi beklemekte olduğu muz arz olunur" demekteydi ( 11
Eylül) (Belge : 73).
Bunun
arkasından İ l y a s B e y, 11/12 Eylül gecesî yine telgraf başına gelen Süvari
Alay Komutanı C e m a l, Mutasarrıf Vekili T e v f i k, Topçu Alay Komutanı M ü
n i r, Jandarma Yüzbaşısı F a r u k, Baytar Binbaşısı M e h m e t ve Elâzığ'dan
gelen Alay Komutanı İ l y a s B e y ler adına şunları yazdırdı :
Malatya'dan İ l y a s B e y : Güvenilir bir kimse olan Jandarma Yüzbaşısı F a r
u k B e y'den biraz önce alınan bilgiler aşağıda verildiği gibidir :
F a r u
k B e y , Kâhta ve çevresinde takipte, Malatya'ya beş saat uzaklıkta ki Raka
köyünde Kürtlerin toplandıklarını, şimdi Mutasarrıf ile arkadaşlarının orada
bulunduklarını, Siverek'e kadar uzanan bölgedeki aşiretlerin birbiri ardınca
buraya gelmekte olduklarını; Dersim aşiretle rine varıncaya kadar Kürtlük adına
çağırıldıklannı, Mutasarrıf'ın plânına uyularak önce Malatya'ya saldırıp
tamamiyle yağmaladıktan sonra, bü tün kuvvetleri ile Sivas'a doğru
yürüyeceklerini, Malatya'da bulunan Türkleri öldüreceklerini ve süreceklerini,
Dersim'lilerin de aynı zamanda Harput'a yürüyeceklerini bildiriyor. Çünkü,
mutasarrıfın Malatya'dan gitmesi Kürtlük adına kendilerine karşı büyük bir
aşağılama ve hakaret olarak sayılıyormuş. Vali böyle bir yağmaya ve katliama
taraftar ve razı olmadığını, ancak, mutasarrıfın düşüncesine de engel
olamayacağını bildirmiştir. Malatya'ya çarpışarak girdikleri zaman Kürt bayrağı
çeki leceğini ve yanlarındaki İngiliz binbaşısı da Urfa'da bulunan İngiliz tü
meninin harekete hazır olduğunu bildirmiş ise de, H a c ı B e d i r A ğ a' nın
bunun kabul etmediği ve aşiretlerin, Malatya'nın Kürdistan'ı sayılıp Malatya'da
Kürt bayrağn çekilmesinde direndikleri, dün akşam Malatya'ya dönmek isteyen
valiyi bırakmadıkları abartılmadan arz olu nur.
Şartları aşağıdadır :
1-
Valinin yerine dönmesi;
2 -
Mutasarrıfın eskiden olduğu gibi yerinde kalması;
3 -
Elâzığ'dan gelen askerin geri gönder ilmesi;
4 -
Vali yüz silâhlı Kürtle Malatya'ya girdiği zaman huzurun sağlanması ve Sivas'a
doğru yürümesi;
5 -
Aşiretlerden alınan yedi tüfekle bir tabancanın geri verilmesi;
6 -
Yukarıda arz ettiklerime emirleri.
İ l y a
s B e y'e şunu yazdım :
11,12.9.1919
Malatya'da İlyas Beyefendi'ye
1-
Verdiğiniz bilgiler hey'etimizce dikkate alındı. Zatıalinize şartlar ileri
sürenler kimlerdir? Böyle bir ilişkiye girişmek asla doğru değildir. Hainlikleri
or taya çıkan vali, mutasarrıf ve yardakçılarının yakalanmaları, kışkırtmaya
çalıştık ları bazı gafil kimselerin de uyarılması söz konusudur. Bunun için
bütün şiddeti ile karşı koymak gerekir. 13' üncü, 15' inci ve 3'üncü Kolordu
Komutanları şu daki kada telgraf başında, alınacak ortak tedbiri
kararlaştırmaktadırlar. Elde edilebilen kuvvetler her taraftan harekete
geçirilmiştir. Oraca alınması gereken tedbirlerin zâtıâlîniz tarafından sükûnet
ve ciddiyetle alınmış bulunduğuna güvenimiz tamdır. O bölgede bulunan bütün
telgrafhanelerin tutulması ve Mutasarrıf Vekili T e v f i k B e y kardeşimiz de
hükûmetin güç ve otoritesini en üstün bir şekilde göster mesi dikkate
alınmalıdır.
2 - Şu
anda Anadolu'nun bütün merkezlerinden Zâtışâhâne'ye, yapılan ha inlik arz
edilmektedir .Oraca da aynı şekilde hareket edilmelidir.
3 -
İngiliz binbaşısının sözleri blöftûr. Kürtlerin de birleşip toplanabilseler
bile, asker kuvveti karşısında ne dereceye kadar başarı gösterebileceklerini
takdir buyurursunuz.
4 - B e
d i r A ğ a ' yı, Keven aşiretinin reislerini ve bu haince hareketlere karşı
olan beyleri tarafınıza çekmeye çalışmanız uygun olur.
5 -
Adıyaman'dan hareket eden sûvari bölüğü ile, Siverek ve Diyarba kır'dan hareket
eden birer taburla bağlantınız var mı? Nerelere vardılar?
Telgrafhanede bulunan Kongre Hey'eti adına
Mustafa
Kemal
Gerçi,
kongre toplantı halinde değildi ve telgrafhanede bulunmu yordu. Fakat maneviyatı
kuvvetlendirmek için, Kongre Hey'eti ile ilgili göstermeyi uygun buldum ve imza
olarak, yalnız "Kongre Hey'eti" diye aynı nitelikte ayrıca bir telgraf da yazdım
(Belge : 74).
Bu
telgrafıma ek olarak, Urfa'da, Ayıntap'ta, Maraş'ta bulunan ve sayıları pek az
olan yabancı kuvvetlerini bildirerek " size bir yabancı tü meninden
bahsedenlerin sözleri vatan ve millet hainlerinin yalanını ak tararak
maneviyatınızı kırmak alçaklığından. . ." dır dedim (Belge : 75).
İ l y a
s B e y, telgrafıma verdiği cevapta, "bir saldırı halinde, şiddetle karşı
konulması kesin olarak kararlaştırılmıştır." dedikten son ra, "eldeki kuvvet,
Malatya'yı uzun bir süre bir Kürt saldırısına karşı savunmaya yeterli değildir.
Bunun için elden gelen sür'atle yardımcı kuvvetler gönderilmesine emir
buyurulması bir kere daha istirham olu nur" dedi (Belge : 76).
İ l y a
s B e y'e gereğinde bir şey bildirilebilsin diye, telgrafhanede bir subay
bırakarak, önemli olan işinin başına dönmesini rica ettim (Belge : 77).
İ l y a
s B e y tarafından 12 Eylül'de çekilen bir telgrafı, subay larınız ve
memurlarınız için çeşitli bakımlardan yararlı olacağı düşün cesiyle, olduğu gibi
bilginize sunacağım :
Malatya, 12.9.1919
Sivas'ta 3' üncü Kolordu Komutanlığı'na
Halep'teki İngiliz ordusuna bağh albay rütbesinde M ö s y ö P. P e e l (Pîl)
adında bir İngiliz subayı, bugün 12.9.1919 tarihinde öğle üzeri Malatya'ya
gelmiştir. Maksadının Malatya, Harput ve Diyarbakır bölgelerinde, bölgenin ileri
gelenleri, sivil ve askerî memurlarla görüşmek olduğunu, kaçak M i s t e r N o w
i l' in görevi ile ilgili bir şey bilmediğini ve bu konuda İngiliz Hükümeti'nin
kesinlikle bilgisi olmadığını ve böyle bir propagandacı subayın buralarda
gezmesini kabul edemeyeceğini ve aşiretler içerisinde derhal buraya getirilmesi
için kendisine emir verileceğini söyledi. Eğer haince bir maksatla buralarda
dolaştığı kanısına vârırsa, tutuklu olarak Halep'e göndereceğini ekledi. Vali G
a l i p B e y ' i de kendisiyle görüşmek üzere, hayatının korunması hususunda
kendisine güvence vererek buraya davet etme isteğinde bulundu. Bu hususta, üst
makamdan adı geçenin buraya gelebilmesi için emir almadan gelmesinin mûmkün
olamaya cağını, bunun için ilgili makamlara başvuracağımı da söyledim. Bu izin
emrinin sür'atle bildirilmesi için aracı olmamı rica etti. Kendisi "yüksek
siyası mutemet" adıyla anılırmış. İstanbul Hükûmeti onu tanırmış. Burada iki gün
kaldıktan sonra Harput'a gidecekmiş. Giriş belgesi yoktur. Kendisine, saygıdeğer
bir misafir ol duğu ve özel bir saygı gösterileceği söylenmiştir. Valiyi buraya
getirtmesine ve bu zatın Harput'a doğru seyahat etmesine izin verelim mi?
Bildirilmesi. Sivas'tan iki subayın şimdi geldiği arz olunur.
15'
inci Alay Komutanı İlyas
Bu
telgrafta söz konusu edilen hususlarla nasıl hareket edileceğini gösteren
görüşlerimiz, şu şekilde kısaca bildirildi :
Sivas,
12.9.1919
Malatya'da 15'inci Alay Komutanlığına
İlgi :
12.9.1919.
1- Kim
olursa olsun, giriş belgesi olmayan bir yabancı subayın Osmanlı ülkesinde işi
yoktur. Kendisine büyük bir nezaketle, fakat askerce, kesin bir tu tumla durumu
bildiriniz ve geldiği yere hemen dönmesini isteyiniz. Memleketten çıkıncaya
kadar da ileri gelen kimseler ve memurlarla hiçbir siyasî temasa gel memesi için
yanına yetenekli, uyanık bir subay katınız.
2 -
Kaçak valinin vatan hainliği ile suçlandığını, ele geçince yakalanarak kanunun
adaletli pençesine teslim edileceğini, bu konuda başka bir şey yapma imkânı
olmadığını ayrıca anlatırsınız, efendim.
Mustafa
Kemal
Efendiler, alınan tertip ve tedbirler ve özellikle gösterilen sertlik ve şiddet
sayesinde, A l i G a l i p ve H a l i l B e y' lerin ayartmaya çalıştıkları
aşiretler dağılmış, ümitsizliğe düşen A l i G a l i p, önce Urfa'ya oradan da
Halep'e kaçmıştır. M i s t e r N o w i l de göz altın da rahatça Elbistan
üzerinden gitmiştir. Ötekiler de birer yolunu bula rak kaçmışlardır. Bu
safhaları daha çok açıklamakta bir yarar görmüyo rum. Bu konuda söylediklerime
ek olarak yayınlanacak belgelerin okun masından, bugün ve gelecek için ibret
dersi olabilecek noktalar çıkarı lacağını umarım (Belge : 78, 79, 80, 81 ).
HAİNLERLE İŞBİRLİĞİ YAPAN FERİT PAŞA KABİNESİNE HÜCUM
Efendiler, bilginize sunduğum belgeleri gördükten sonra, zannederim Ali Galip
tarafından yapılan teşebbüsün Padişah'ın ve Ferit Paşa Hükûmeti'nin ortak bir
teşebbüsü olduğuna şüphe ve tereddüt edenler kalmaz. Bu hainliğin ortak
elebaşılarına karşı nasıl bir durum almak gerektiği bellidir. Ancak, buna karşı
yapılacak teşebbüste elden geldiğince açıktan açığa hareket etmekten vazgeçmek
ve o günün gereğinden olmakla birlikte teşebbüs gücünü çeşitli hedeflere
yöneltmekten sakınarak bir noktada toplamak ihtiyatlı bir davranış olurdu. Biz
de hücuma hedef olarak yalnız Ferit Paşa Kabinesi'ni tespit ettik ve Padişah'ın
da bu Ferit Paşa Kabinesi'nin Padişah'ı olaylardan haberdar etmeyip aldatmakta
olduğu tezini tuttuk. Padişah, durumu öğrenecek olursa,kendisini aldatanlara
müstahak oldukları işlemi uygulayacağına güvenimiz olduğunu ileri sürdük.
Hükûmetin ortaya çıkmış olan cinayeti üzerine, kendisine güven duyulmaması tabiî
olduğundan, gerçeklerin yalnız ve ancak doğrudan doğruya Padişah'a arz edilmesi
ile durumun düzeltilebileceğini, teşebbüslerimiz için hareket noktası olarak
kabul ettik. Bu düşünceyle, Eylül'ün 11'inci günü, Padişah'a çekilmek üzere
telgraf hazırlandı. Bu telgrafta, tahmin buyuracağınız üzere, zamanın gereği
olan birçok basmakalıp sözler içinde : Hükûmetin silâh zoruyla kongreyi basma
yoluna giderek Müslümanlar arasında kan dökülmesine sebep olacağı, Kürdistan'ı
ayaklandırmak suretiyle vatanı parçalatmak plânını para karşılığında yüklenmiş
olduklarının belgelerle açığa çıktığı, hükûmetin bu işlerde âlet olarak
kullandığı adamların perişan edilerek kaçmaya mecbur edildiği, yakalandıkları
takdirde kanunun pençesine teslim edilecekleri, bu cinayetleri hazırlayan,
Dahiliye ve Harbiye Nâzırları vasıtasıyla da emredip uygulatan İstanbul
Hükûmeti'ne milletin güveninin kalmamış olduğu bildirildikten sonra, namuslu
kimselerin oluşturduğu yeni bir hükûmetin kurulması, bu casus şebekesi hakkında
sür'atle kanunî soruşturma yapılarak suçluların cezalandırılması isteniyor; âdil
bir hükûmet kuruluncaya kadar, İstanbul Hükumeti ile hiçbir haberleşme ve
ilişkide bulunmamaya karar vermiş olan milletten ordunun ayrılamayacağını,
olayın içyüzünü bilen ve o çevrede bulunan biz kolordu komutanları arza mecbur
olduk deniyordu.
İşte bu
telgraf suretinin bütün kolordularca İstanbul'a çekilmesinin uygun olacağı
düşünüldü.11 Eylül günü telgraf başında kolordu komutanlarına şu talimatı verdim
:
" Şimdi
bir suret vereceğiz. Bu suretin 3' üncü, 15' inci, 20' nci, 13 ve 12' nci
Kolordu Komutanlarının ortak imzalarıyla çekilmesini uygun görüyoruz. Okuduktan
sonra diğer komutanlarla aynı zamanda çekmek için bekleyiniz."
Sadrazamlık Yüksek Katına
Şimdi
doğrudan doğruya kutsal Başkomutanı'mız, şanlı Halifemiz Efendimiz'e önemli bir
arzda bulunmak mecburiyetindeyiz. Engellenmemesini rica eder,aksi takdirde
bundan doğacak ağır sonuçların sorumluluğunun yalnızca yüksek şahsınıza ait
olacağını arz ederiz. 12' nci Kor., 13' üncü Kor., 20' r.ci Kor., 15' inci Kor.,
3' üncü Kor. Yapılacak önemli maruzat, yukarıda arz etmiş olduğum üzere,
padişaha çekilen telgrafta yazılanlardan ibaretti.
Eylülün
11' inci günü ve özellikle 12/13 gecesi, her tarafta, kolordu komutanları
telgraf merkezlerine gelerek kararlaştırıldığı şekide İstanbul'la haberleşmeye
çalışıyorlardı. Fakat sadrazam ortadan kaybolmuş gibiydi. Cevap vermiyordu. Biz
de, telgraf başında, sadrazamın telgrafları alıp cevap vermesi için baskıda
bulunuyorduk. İstanbul merkezindeki telgraf memurları ile yapılan uzun
çekişmelerden sonra, bir telgraf memuru şu bilgiyi verdi :
"
Sadrazam Paşa'ya yazılanlar telefonla söylendi. Alınan cevapta : Telgraf metni
Sadrazam Paşa Hazretleri'ne arz olundu. Bildirecekleri maruzatları usulünce
telgrafla arz olunmalıdır. Gelen telgraflar da usulüne uygun olarak Padişah'a
takdim edilir, buyurduklarını Müdür Bey söylüyor, efendim."
Bunun
üzerine, gece yarısından sonra saat 4.00'te Sivas telgrafhanesine çekilmek üzere
şu telgraf gönderildi : 11/12.9.1919
Sadrazam Ferit Paşa'ya
Vatan
ve milletin haklarını ve kutsal varlıklarını ayak altına alarak, Padişah
Hazretleri'nin yüce padişahlık şeref ve haysiyetlerini çiğneyerek, gafilce bir
takım hareket ve teşebbüslerde bulunduğunuz ortaya çıkmıştır. Milletin
padişahımızdan başka hiçbirinize güveni kalmamıştır. Bu sebeple durum ve
dileklerini ancak Padişah Hazretleri'ne arz etmek zorundadır. Hükûmetiniz meşru
olmayan hareketlerinin sonuçlarından korkarak, millet ile padişah arasına artık
engel çekiyor. Bu konudaki direnmeniz daha bir saat sürerse, millet kendisini
her türlü hareket ve faaliyetlerinde serbest saymakta haklı bulacaktır ve bütün
vatanın meşru olmayan hükûmetinizle kesin olarak ilgi ve bağlantısını
kesecektir, bu son uyarımızdır. Bundan sonra milletin tutacağı yol burada
bulunan yabancı subaylar vasıtasıyla, İtilaf Devletleri temsilcilerine de
ayrıntılı olarak bildirilecektir.
Genel
Kongre Hey'eti
Sivas
Telgraf Müdürlüğü'ne de aynı zamanda, telefonla şu emir verildi :<P<
üİğçıçğİğğıııö Genel Kongre Hey'eti
Kolordu
Komutanlarına aşağıdaki genel duyuru yapıldı :
20 nci
Kolordu Komutanlığı'na
5 inci
Kolordu Komutanlığı'na
13 üncü
Kolordu Komutanlığı'na
3 üncü
Kolordu Komutanlığı'na
Kongrenin Padişahlık yüce katına olan maruzatına İstanbul'da Telgraf
Başmüdürlüğünce ,engel olunmuştur. Bir saatlik bir sürede Saray'a yol verilmezse
bütün Anadolu nun İstanbul'la haberleşmesinin kestirileceği cevap olarak adı
geçen müdürlüğe bildirilmiştir. Kongrenin bu meşru isteğine olumlu oevap
alınmadığı takdirde, tebliğ anından başlayarak Ankara, Kastamonu, Diyarbakır
telgraf merkezleriyle Sinop'taki telgraf haberleşmelerinin durdurulması, yani
kongre ile ilgili haber ve bildiriler dışında hiçbir telgrafın İstanbul'a
geçirilmemesi ve İstanbuldan da kabul edilmemesi; Batı Anadolu ile
haberleşmemize engel olmayacaksa Geyve Boğazı yönündeki hattın da tutulması veya
geçici olarak kesilmesi ve yapılan işlerin sonuçlarının bildirilmesi rica
olunur, Bu talimatın yerine getirilmesine engel olacak telgraf memurları,
bulundukları yerlerde derhal Divan-ı Harb'e verilerek haklarında en ağır ceza
uygulanacaktır. İşbu tebligat gereğinin yerine getirilmesi 20 nci, 15 inci, 13
üncü ve 3 üncü Kolordu Komutanlarından rica edilmiştir. Alındığının
bildirilmesi. Sıvas'ta Genel Kongre Hey'eti
Bu
telgrafla verilen talimat daha sonraki telgraflarla da tamamlanmıştır.
11-12
Eylül gecesi yapılmış olan genel tebliğe ek olarak da şu ricada bulunuldu.
Bu gece
sonuç elde edilinceye kadar bütün komutanlarla sivil idare âmirlerinin ve ilgili
hey'etlerin telgrafhaneden ayrılmamaları rica olunur. Genel Kongre Hey'eti
Telgrafhanelere de şu uyarıda bulunuldu :
Ektir :
Bu tebligat gereğinin yerine getirildiği haberi Kongre Hey'eti'nce öğrenildikten
sonra, yine aramızda haberleşmeye devam edileceğinden telgrafhanelerde adam
bulundurulması rica olunur.
Kongre
Hey'eti
Önceki
Sayfa
Nutuk Anasayfa
Sonraki Sayfa
İstanbul hükümeti ile
ilişkiler
İSTANBUL'DAKİ
HÜKÜMETLE İLİŞKİYİ KESME KARARI
İstanbul'un kendilerine tanınan bir saatlik süre içinde saraya telgraf
bağlantısı vermeyeceği anlaşılıyordu. Bu sebeple,12 Eylül 1919 günü bütün
komutanlara şu genel duyuru yapıldı :
Sureti
aşağıya çıkarılmış olan telgraf, Genel Kongre Hey'eti tarafından bir saate kadar
sadrazama çekilmiş olacaktır. Bu itibarla, siz de hemen bu esas ve nitelikte
birer telgraf çekiniz ve hemen bildiriniz, efendim. (Genel Kongre Hey'eti)
Saat
beşte Sadrazama "bilgi için" diye gönderilen ve aynı zamanda bütün komutanlara
ve illere yapılan tebligat şundan ibarettir :
1-
Hükumet, milletin sevgili padişahına olan maruzat ve bağlantısını kesmekte ve
ortaya çıkan haince hareketlerine devamda direndiğinden, millet de meşru bir
hükumet iş başına geçinceye kadar, İstanbul Hukumeti ile olan idari ilişkilerini
ve İstanbul ile yapılan her türlü posta, telgraf haberleşme ve ulaştırmalarını
kesmeye karar vermiştir. Bölgelerindeki sivil memurlar, askerî komutanlarla,
işbirliği yaparak bu hususu sağlayacak ve sonucu Sivas'taki Genel Kongre
Hey'etine bildirecektir.
2 - Bu
tebligat bütün komutanlara ve sivil idare âmirlerine gönderilmiştir.
12.9.1919 Genel Kongre Hey'eti
MİLLETVEKİLLERİNİN SEÇİMİ İLE MEŞGUL OLUNMAYA BAŞLANMASI
Efendiler, ayın 12 nci günü İstanbul Hükûmeti ile genel olarak haberleşme ve
bağlantı kesildi. Bunların dışında kalan bazı yerler ve bu yerlerle olan
tartışmalarımızı ayrıca açıklayacağım. Fakat müsaade buyurursanız, bundan önce
daha önemli sayılması gereken bir konu üzerinde bilgi arz edeyim. Yüksek
hey'etinizce bilinmektedir ki Ferit Paşa Hükûmeti milletvekillerinin seçimleri
için görünüşte bir emir vermişti. Ancak, içinde bulunduğumuz tarihe kadar, yani
Anadolu'nun İstanbul'la bağlantısını kestiği 12 Eylül gününe kadar, bu emir
uygulanmamıştı. Son durum üzerine, en önemli meselenin, milletvekillerinin
seçimini bir an önce yaptırmak olacağını takdir buyurursunuz. Bu bakımdan 13
Eylülde derhal bu konu üzerine de eğilindi. Uzun açıklamalar yapmaktansa,
bildirdiğim tarihte verilen ilk genel talimatı, olduğu gibi bilgilerinize
sunmayı daha yararlı buluyorum. Tebligat şudur:
Tel.
13.9.1919
Balıkesir'de 14 üncü Kolordu, Konya'da 12 nci Kolordu.,
Diyarbakır'da 13 üncü Kolordu, Erzurum'da 15 inci Kolordu,
Ankara'da 20 nci Kolordu, Bursa'da 17 nci Tümen ,
Çine'de
58 inci Tümen, Bandırma'da 61 inci Tümen
Komutanlıklarına ve 6l inci Tümen Vasıtasıyla Edirne'de
I inci
Kolordu, lViğde'de 11 inci Tümen Komutanlıklarına
illere,
bağımsız sancaklara, belediyelere.
(Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Merkez Hey'etlerine)
İstanbul Hükûmeti'nin tuttuğu ve takip etmekte olduğu gericilik yoluna ve
yaşamakta olduğumuz günlerin büyük korku ve tehlikelerine karşı haklarımızı
savunmak ve varlığımızı korumak için Millî Meclis'in seçilmesini ve toplanmasını
sağlamak ve çabuklaştırmak bugünün en önemli görevidir.
İstanbul Hükûmeti milleti aldatarak milletvekillerinin seçimini aylarca
ertelemiş olduğu gibi, son zamanda vermiş olduğu seçim emrini de türlü
sebeplerle savsaklamakta ve geciktirmektedir. Ferit Paşa ' nın, Toros'un
ötesindeki illerimizden vazgeçtiği Barış Konferansı'na vermiş olduğu notadan
anlaşılmış, Aydın ili ûzerinde Yunanlılarla sınır tespitine kalkışması, oradaki
işgali oldu bitti halinde bir ilhak olarak kabul etmiş olduğuna delil sayılmış
ve memleketin işgal edilen başka bölgeleri için de bunlara benzer gafilce ve
haince siyasetiyle memleket ve milleti parçalayacağı kesinlikle anlaşılmıştır.
Meclis-i Millî'nin toplanmasından önce barış anlaşmasına imza koyarak milleti
bir oldu bitti karşısında bulundurmak niyetinde olduğu anlaşılmıştır. Bu
itibarla, Genel Kongre, orduyu ve milleti uyanık olmaya davet ederek aşağıdaki
hususların en kısa zamanda yerine getirilmesini, milletin hayatî konusu olarak
kabul eder ve bildirir :
İlk
olarak: Seçim hazırlıklarının yürürlükteki kanunda yer alan en kısa zamanda
yapılıp tamamlanması için Belediyeler ile Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri yoğun bir
faaliyet içine girilmelidir.
İkinci
olarak: Sancaklardan çıkarılacak milletvekili sayısı oranların nüfus durumuna
göre hemen tespit edilerek Hey'et-i Temsiliye'ce şimdiden bildirilmeli dir.
Adaylar konusu daha sonraki haberleşmelerde ele alınacaktır.
Üçüncü
olarak: Seçim hazırlıkları yapılırken gerek seçimler sırasında gecikmeye yol
açacak engellerin şimdiden düşünülerek ortadan kaldırılması ve hiçbir gecikmeye
meydan verilmeyerek seçimlerin en kısa zamanda sonuçlandırılması.
Bu
karar bölgenizdeki bütün Belediye ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri'ne bildirerek,
gereğinin hemen yerine getirilmesine yardımcı olmanız rica olunur. (Hey'et-i
Temsiliye)
MEMLEKETİ
BAŞVURACAK BİR YERDEN YOKSUN BIRAKMAK İÇİN
Ferit
Paşa Hükumeti inadında devam ediyordu. Bilindiği gibi bu durum hükumet düşünceye
kadar süregeldi. Memleketi günlerce başvurulacak bir yerden yoksun bırakmak
elbette büyük sakıncalar doğururdu. Bundan dolayı, önce fikir sormak üzere,
sonra da bazı itirazlara aldırmadan emir şeklinde bildirdiğimiz kararları
Eylül'ün 13/14 üncü gecesi şu şekilde tespit etmiş ve kaleme almıştır.
Kongrece alınması düşünülen tedbirleri gösteren suret aşağıda arz edilmiştir :
Bu
konudaki yüksek görüş ve düşünceleriniz alındıktan sonra, genel kurulca
görüşülerek uygulamaya konacaktır. 15.9.1919 günü öğleye kadar cevabınızı
bekliyoruz, efendim.
Milli
davayı haince bir saptırma ve yorumla olduğundan başka türlü göstererek milli
teşebbüs ve faaliyetlerimizi gayri meşru ilan eden, milletin saltanat ve Hilâfet
makamına karşı duyduğu ebedî bağlılığını bütün meşru ve kanunî vasıtalarla
ispata çalıştığımız halde, padişah ile millet arasında bir engel perdesi
oluşturan ve halkı birbiri aleyhinde silâhlanıp öldürmeye sürükleyerek bunun
kışkırtıcılığını yapan İstanbul Hükûmeti ile ilişkilerini kesmek mecburiyetinde
kalan Genel Kongre Hey'eti, aşağıdaki kararları zatıâlilerine bildirmeyi görev
sayar.
1-
Padişah Hazretleri'nin yüce adına ve yürürlükteki kanunlar çerçevesinde devlet
işleri eskiden olduğu gibi yürütülmeye devam edilecektir. Irk ve mezhep ayrılığı
gözetilmeden halkın canı, malı, namusu ve her türlü hakları güvence altında
bulundurulacaktır.
2 -
Devlet memurlarının, kendilerine verilmiş olan görevleri milletin meşru dâvâsına
uygun bir şekilde yürütmeleri tabiîdir. Aksi takdirde, görevden kaçınanların
mazeretleri bir istifa gibi işlem görerek, yerlerine uygun görülen kimseler
vekil olarak getirilecektir.
3 -
Görev sırasında millî dava ve akıma ters düşen davranışları görülecek ve tespit
edilecek memurlar, din ve milletin selameti adına kesinlikle ve şiddetle
cezalandırılacaktır.
4 -
İstifa etmiş memurlardan ve halktan her kim olursa olsun, millî kararlar
aleyhinde kışkırtıcı ve bozguncu hareket ve telkinlerde bulunanlar da şiddetle
cezalandırılacaktır.
5 -
Memleket ve milletin selâmet ve saadeti, hak ve adalet, ülkede güven ve huzurun
sağlanması ile mümkündür. Bu konuda gereken her türlü tedbirin alınması kolordu
komutanlıklarıyla vali ve bağımsız mutasarrıflardan beklenmektedir.
6 -
Millet isteklerinin, Zâtışâhâne'ye arzı ve duyurulması başarılıp da milletin
güven ve desteğini kazanmış meşru bir hükumet kuruluncaya kadar, haberleşme
merkezi, Sivas'ta Genel Kongre Temsil Hey'eti olacaktır.
7 - Bu
kararlar, bütün millî teşkilât merkezlerine gönderilecek ve ilan edilecektir.
(Mustafa Kemal)
YAPILAN İTİRAZ
VE ELEŞTİRİLER
Efendiler, bilginize sunduğumuz bu son tebligatımız üzerine, kısmen hafif fakat
kısmen de oldukça şiddetli itirazlara, direnmelere, hattâ karşı teşebbüslere
tehditlere uğradık. Karşı koymalar ve eleştiriler yalnız son tebligatımız
hükümlerine de bağlı kalmadı. Bu tebligat dolayısıyla daha başka noktalara da
sıçradı. Bu konuda yüksek hey'etinize açık bir fikir vermiş olmak için yapılmış
olan yazışmalardan bazılarını kısaca bilginize sunmama müsaadelerinizi rica
ederim.
Erzincan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Merkez Hey'eti'nin 14 Eylül 1919 tarihli
telgrafında : Kararların uygulanmasından önce, İstanbul Hükûmeti'ne kırk sekiz
saatlik bir süre verilmesinin uygun olacağı bütün üyelerce kararlaştırılmıştır
şeklinde zararsız bir görüş ileri sürülüyordu.
Diyarbakır'dan 13 üncü Kolordu Komutanı Cevdet Bey, 14 Eylül 1919 tarihli uzun
şifresinde : Hükûmet merkeziyle büsbütün ilgi kesilerek yazışmalar Kongre Temsil
Hey'eti ile yapılacak olursa, muhalifler, siyasî bir maksat peşinde olanlar, bu
hareketi hilâfete karşı isyan edilmiş göstererek, kamuoyunu yanıltacaklardır.Bu
durum devam ederse memur ve asker maaşları ile yiyecek harcamaları için kaynak
ve tedbir düşünüldü mü ? İstanbul Hükûmeti, İngiliz nüfuzu altındadır. Her türlü
ısrar ve gayrete rağmen başka türlü hareket edebilecek bir hükûmet kurulmasına
imkân yoktur. İngilizler, hükûmetin iznine dayanarak geniş çaplı bir işgal plânı
uygularsa, yeni baştan İngilizlerle savaşa girişmeye taraftar mısınız ?
Girişildiği takdirde başarı sağlanacağından ne dereceye kadar eminsiniz? Böyle
bir ayak direme hareketi vatanın çıkarlarına uygun düşer mi? şeklinde birtakım
düşünce ve soruları içine alıyordu.
Erzurum
Hey'et-i Merkeziyesi'nin 15 Eylül 1919 tarihli telgrafında :
Yönetmeliğimizin altıncı maddesinin (yani Hey'et-i Temsiliye'nin başvurma yeri
olarak kabul edilmesi ile ilgili madde) tüzüğümüzle uygunluğunun sağlanması için
merkez hey'etlerinden olur alınması gerekir denilmekte idi.
Malatya'dan komutan İlyas Bey' in 15 Eylül 1919 tarihli telgrafında : Elâzığ ili
halkının, kongrenin maksat ve emelinden haberdar edilerek hiç olmazsa bir derece
aydınlatılmalarına kadar bu hususun ertelenmesi uygun görülürse katıldığımı arz
ederim düşüncesi ileri sürülüyordu.
İçinde
bulunduğumuz Sivas'ın Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Merkez Hey'eti de uzun bir
raporunda : Bildirilen maddelerin bütününden memlekette geçici bir yönetim ilân
edileceği anlaşılmaktadır şeklinde başladıktan sonra, bunun, cemiyet tüzüğünün
ne özel maddesine ne de öteki maddelerine dayandırılma imkânı görülemediği
noktasında dikkatimiz çekiliyor ve Padişah'a arz olunacak hususları
ulaştırabilecek yolları büyük bir sükûnet ve samimiyetle ve tatlı bir şekilde
aramayıp tavsiye ediyordu.
Hey'et-i
Temsiliye üyelerimizden olduğu halde, birçok davet ve ricalarımıza rağmen bize
katılmayan, Sivas Kongresi'nde bulunmamak için mazeretler uyduran Servet Bey 'in
Esselâmü aleyküm dindarca hitabı ile başlayan, 15 Eylül 1919 tarihinde
Trabzon'dan çektiği açık telgrafında : Sivas Kongresi Bildirisi'ni ve arkasından
da duyurunuzu aldık. Cevap olarak bildirdiğimiz düşünceler Kâzım Paşa
Hazretleri'ince görülmek istenmiş ve görülmüştür önce Sivas Kongresi'nin , genel
kongre şekline girmiş ve bir Hey'et-i Temsiliye meydana getirmiş olduğu
anlaşılıyor ki, bu husus kararlarımıza aykırıdır. Sivas Kongresi, Hey'et-i
Temsiliye'miz arasına üye seçmeye yetkili olamayacaktır. İstanbul Hükûmeti ile
haberleşmenin kesilmesi bir oldubitti haline geldi. Hey'et-i Temsiliye'nin bir
başvurma yeri olması hususu kamuoyu üzerinde pek kötü etkiler yapacaktır. Bundan
kesinlikle vazgeçilmelidir. Sivas Kongresi, Erzurum Kongresi'nin tüzüğünü
değiştirmeye yetkili değildir. Bu kongre, Doğu İlleri Hey'et-i Temsiliyesi'ne
uymaya mecbur olacaktı. Erzurum kararları üzerinde zihinlerin genel bir sarsıntı
devresi geçirdiği bugünlerde, onun dışındaki hükümlere şüpheli gözlerle
bakılacağından şüpheniz olmasın. Erzurum Kongresi kararlarına uymayan işlere
katılamayacağız protestosu ile son buluyordu.
15 inci
Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa 'nın 15 Eylül 1919 tarihli yazısında :
Sivas Kongresi'nin sorusuna cevap olarak Trabzon hey'etinden Servet, İzzet ve
Zeki Bey 'lerin vermek istedikleri karşılığı okudum. Pek yakından tanıdığım bu
şahıslara karşı duyduğum güven ve saygı sonsuzdur. Kendilerinin görüşlerine yön
veren temel düşünceyi anlıyor ve benimsiyorum dedikten sonra ayrıntılar
üzerindeki görüşlerini bildiriyor ve özellikle Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu
illeri adınadır. Sivas Kongresi ise bütün milleti temsil eden bir kongredir. Bu
kongrenin de ayrıca bir temsil hey'eti bulunması tabiîdir. Ancak, Sivas Genel
Kongresi Hey'et-i Temsiliyesi Doğu Anadolu İlleri Hey'et-i Temsiliyesini ortadan
kaldırmış olmuyor. Bu Hey'et-i Temsiliye tabiatiyle her an vardır. Yalnız, bu
Hey'et-i Temsiliye'den olup da bugün Sivas Kongresi Hey'et-i Temsiliyesi'ne
girmiş bulunanlar varsa , bunların Doğu Anadolu İlleri Hey'et-i Temsiliyesi'nden
istifa etmelerini istemek doğru olabilir. Sivas Kongresi, bütün milletin
çıkarlarını, Doğu Anadolu İlleri Hey'et-i Temsiliye'si ise yalnızca Doğu Anadolu
illerinin hak ve çıkarlarını korur. Hey'et-i Temsiliye'nin başvurma yeri oluşu
ve yetki durumu, konunun en önemli noktasını oluşturmaktadır. Bu konuda şimdiden
acele edilmemesi hususunda sizinle tam bir görüş birliği içindeyim. Hey'et-i
Temsiliye'ce yapılan tekliflerin birden beşe kadar olan maddelerine gelince,
bunların değil sorulmasını, bir bildiri halinde veya bir istek şeklinde bile
yayınlanmasını yersiz bulurum görüşünde bulunuyordu.
Trabzon'da Servet Bey 'e cevap olarak yazdığımız telgrafla, Kâzım Karabekir
Paşa'ya verdiğimiz karşılıktan da söz edeyim. Servet Bey 'e yazılan telgraf
şuydu :
Trabzon'da Servet Beyefendi'ye
Trabzon
Merkez Hey'eti'nden beklenen görüşe daha cevap gelmedi. Bu husus ayrıca Kâzım
Paşa Hazretleri'nden de sorulmuştu. Görüşlerin birleştirilmesine neden lüzum
görüldüğü tabiatıyla anlaşılamamıştır. Sıra ile belirtilen görüşlerinizin
cevabını aşağıda yine aynı sıra ile bildiriyorum :
Önce,
Sivas Kongresi'nin genel bir kongre olacağı herkes tarafından biliniyordu. Bunun
sizce başka türlü kabul edilmekte olduğunu ilk defa şimdi yine sizden
işitiyorum. Hey'et-i Temsiliye konusuna gelince, bu hey'et, aslında Erzurum
Kongresi'nin seçtiği ve kabul ettiği bir hey'ettir. Şu sırada bendenizle
birlikte Rauf Bey,Bekir Sami Bey, Raif Efendi ve Şeyh Hacı Fevzi Efendi Sivas'ta
hazır bulunmaktadırlar. Daha dört üyemiz eksik olmakla birlikte, çoğunluk
görevini yapmaktadır. Bu noktanın da sizce açık olarak bilineceğine şüphemiz
yoktur. Çünkü, durumun önemi dolayısıyla, daha Erzurum'da iken sizi de davet
etmiş ve diğer arkadaşların birlikte götürüleceği bildirilmişti. Tüzüğümüzün
sekizinci maddesi uyarınca, Sivas Genel Kongresi'nin bazı üyelerle Hey'et-i
Temsiliye'mizi güçlendirebileceği birlikte görüşülmüş, bunda bir sakınca
bulunmamış, aksine millî birliği temsil bakımından gerekli de sayılmıştı. Sivas
Genel Kongresi'nde bundan başka bir şey yapılmamıştır. İstanbul Hükûmeti ile
haberleşmenin kesilmesi, temel kararlarımızın dördüncü maddesinin dışında değil,
içinde ve hattâ o maddenin içine giremeyecek akıl almaz haince sebeplere dayanır
bir niteliktedir. Esasen bu oldu bittiyi yapan biz değil İstanbul Hükûmeti'dir.
Şifreli teIgrafımızın gereğinin yerine getirilmesi bir zarurettir. Bundan
vazgeçmeye hiçbir şekilde imkan kalmamıştır. Biz, işe başlarken, olumlu oyunuzu
almak üzere size başvurmayı da bir görev saydık. Uygun bulup bulmamak sizce
takdir edilecek bir husustur. Yalnız, şunu da belirteyim ki, bugün Anadolu ve
Rumeli'nin birlikte harekete mecbur olduğu bir yönlenişte, azınlığın değil
çoğunluğun tuttuğu yolu benimsemeye ve azınlıklan bu yola çevirmeye kesin bir
mecburiyet vardır. Başvurma yeri ve yetki konusunda daha akla yatkın bir
görüşünüz varsa, lûtfen bildiriniz. Tutulması kaçınılmaz olan bugünkü yol
dikkatle incelenirse, görülür ki, tüzüğümüze ve Erzurum Kongresi'nin temel
kararlarına tıpı tıpına uygundur. Bunun dışına çıkılmış bir nokta göremiyorum.
Bu duruma göre, zatıallerinizin, kendinizi katmak istemediğiniz tüzük ve bilinen
kararlar dışında kalan işlerin açıklanmasını rica ederim. Bugün kaçınılması
mümkün olmayan bir hareket varsa, o da İstanbul Hükûmeti'nin millet ve
memleketin kaderini alçakça İngilizlerin isteğine bırakması ve kendi çıkarlarına
kurban etmesidir. Buna karşı, buraca alınan karardan başka bir karar alınmasına
imkan varsa, lûtfen bildiriniz. (Mustafa Kemal)
Kâzım
Karabekir Paşa 'ya da verdiğimiz etraflı cevabın başlangıcı aynen şöyle idi :
Servet
ve İzzet Bey 'lerin, Hey'et-i Temsiliye'nin, Trabzon Merkez Hey'eti'nden
açıklanmasını istediği hususlara karşılık olarak çektikleri açık telgraf alındı.
İçindeki, açıkça duyurulması sakıncalı olan düşünceleri, Hey'et-i Temsiliye
tamamen Servet ve İzzet Bey 'lerin kendi görüşleri olarak kabul eder. Hey'et-i
Temsiliye genelge göndererek istemiş olduğu düşünceleri, Servet ve İzzet
Bey'lerden değil, tüzük gereğince Trabzon Merkez Heyeti'nden istemiştir. Servet
ve İzzet Bey 'lerin görüşlerini içine alan özel bir telgrafla tarafınızdan hem
kendilerine hem de Hey'et-i Temsiliye'ye cevap olmak üzere ileri sürülen
düşüncelerle ilgili olarak aşağıdaki açıklamalara gerek duyulmuştur :
a) Her
şeyden önce, adı geçen kimseleri sizce de bilinen görüşlere sürükleyen temel
düşünce, ne yazık ki, Hey'et-i Temsiliye'ce anlaşılamamıştır.
b)
Tüzüğün dördüncü maddesi, bir geçici idare kurulmasını öngören sebep ve şartları
açıklar. Oysa, bilinen son haince olaylar dolayısıyla alınmış ve alınması gereği
hakkında düşünce sorulmuş olan tedbirler, hiçbir vakit geçici idare kurma gayesi
ile ilgili değildir. O halde, bu nokta ile dördüncü madde arasında bir ilişki
aramak gereksizdir. Tedbirler, Zâtışâhâne'ye doğrudan doğruya başvurma yolunu
bulmak ve meşru bir hükûmetin iş başına getirilmesini dilemek için alınmıştır.
c)
Sivas'ta toplanan kongre, Batı Anadolu temsilcileriyle Erzurum Kongresi'nin
Genel Kurulu ve dolayısıyla da bütün Doğu Anadolu illeri adına, kongre
kararlarına uygun olarak seçilen özel, yetkili bir hey'et bulundurmakla, elbette
hem bütün Anadolu ve Rumeli'yi hem de bütün milleti temsil edebilecek bir genel
kongre niteliği kazanmıştır. Sivas Kongresi, Erzurum Kongresi'nin kararlarını ve
teşkilâtını olduğu gibi fakat daha da genişleterek kabul etmiş ve sonuç olarak
Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti adıyla genişletilerek birleştirilmiştir.
Tüzüğün
üçüncü maddesi ve kongrenin temel kararları, zaten bu yüksek gayenin
sağlanmasını kesin bir dilek olarak göstermiştir. Sivas Genel Kongresi, Erzurum
Kongresi'nde Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adına seçtiği Hey'et-i
Temsiliye'ye güvenini tam olarak bildirmek suretiyle, onu Anadolu ve Rumeli
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti için de aynen bir Hey'et-i Temsiliye olarak kabul
etmiştir. Bu duruma göre, Sivas Genel Kongresi'nin kararları başka, Erzurum
Kongresi'nin kararları başka; Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin Hey'et-i
Temsiliyesi başka, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin Hey'et-i
Temsiliyesi başka gibi başkalıklar ve ayrılıklar elbette söz konusu olamaz.
Böyle
bir durumdan söz edilmesi, şüphesiz ki pek samimî olan millî birlik gayemiz ve
kutsal hedefimiz için son derece zararlıdır. O halde biribirini ortadan kaldıran
Hey'et-i Temsiliye'ler olmadığı gibi, birine girince diğerinden çekilme
isteğinin doğru olabileceği üyeler de yoktur. Bugün bütün Anadolu ve Rumeli'yi
içine alan cemiyetimizin, Sivas'ta bulunan tek Hey'et-i Temsiliyesi Erzurum
Kongresi'nce tüzüğün özel maddelerine uyularak seçilmiş bulunan dokuz kişiden
beşinin katılmasıyla göreve devam etmektedir.Hakları, yetkileri ve yararları
Doğu Anadolu illerininkinden hiçbir şekilde daha az olmayan Batı Anadolu'nun,
haklı ve yerinde olan tekliflerini dikkate almayarak, onları, sıradan bir uydu
durumunda bulundurmaya kalkışmak, bizim aklımızın bir türlü kabul edemediği
hususlardandır. Bunun içindir ki, Hey'et-i Temsiliye'miz altı üye daha eklenerek
güçlendirilmiştir.
Bundan
sonra daha birçok açıklamaları içine alan bu telgrafımız, aynen Trabzon Merkez
Hey'eti'ne de çekilmiştir.
Bu
tartışmalar üzerinde daha bir hayli açıklamalar yapıldı ve açıklama isteklerinde
bulunuldu. Hattâ Müdafaa-i Hukuk Hey'eti Trabzon Merkezi sahte imzasıyla öteki
illere aleyhimize telgraflar da çekildiği görüldü.
Nihayet, on beş gün sonra Trabzon'dan bir telgraf aldık. Fakat Servet Bey 'den
değil... Bu telgrafı olduğu gibi arz edersem durum anlaşılır.
Sivas'ta Hey'et-i Temsiliye adına Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne Sureti
aşağıda verilen Trabzon Belediye Meclisi'nin telgrafi İstanbul'a şimdi
çekiliyor. Bu suretin 15 inci Kolordu Komutanlığı'na yazdırdığı arz olunur. (
Mevki Komutanı Ali Rıza)
Suret
1.10.1919
İstanbul, Sadrazam Ferit Paşa Hazretleri'ne
Bugüne
kadar Anadolu'dan yükselen millî feryadı Trabzon kendisine has ağırbaşlılık ve
sükûnetle inceledi ve takip etti. Memleket bu duruma daha fazla katlanamaz.
Vatan sevginiz varsa artık mevkinizi terkediniz Paşa Hazretleri.
Belediye Başkanı Üye Üye Üye
Hüseyin
Ahmet Mehmet Avni Mehmet Salih
Üye Üye
Üye Üye
Hüsnü
Temel Mehmet Şefik
KAZIM KARABEKİR
PAŞANIN TAVSİYELERİ
Kâzım
Karabekir Paşa 'dan 17 Eylül 1919 tarihinde de, kişiye özel bir şifre aldım. Pek
içtenlikle ve kardeşçe bir dille yazılmış olan bu şifre bir iki uyarıyı içine
alıyordu. Kâzım Karabekir Paşa : Paşam, diyor, Sivas'tan gelen tebligat ve
genelgeler,bazen Hey'et-i Temsiliye adına bazan doğrudan sizin adınızadır.10
Eylül 1919 tarihinde, İstanbul'daki hükûmete hitaben, kendi adınıza duyuru ve
uyarılarınız olmuştur. Şuna inanınız ve güveniniz ki, bu şekilde sizin imzanızla
yapılan tebligat, sizi çok büyük bir saygı ile sevenlerce bile, büyük bir
samimiyetle ve iyi niyetle eleştiriliyor. . . . . . Bunun ne kadar etkili
olacağını ve tepkiye yol açacağını takdir buyurursunuz... Bu bakımdan Hey'et-i
Temsiliye ve Kongre kararlarının, daima imzasız ve sadece Hey'et-i Temsiliye
diye yayınlanmasını rica ederim. Telgraf şu cümlelerle son buluyordu :
Yüksek
şahsiyetinizin herhalde ortada tek başına görülmemesi memleketin yararı
bakımından gereklidir. Oy birliği ile bu noktada oyları alınan şahısların veya
hey'etin kimler olduğunu daha bugüne kadar öğrenebilmiş değilim) arz olunan bu
ricalarımın iyi karşılanacağından eminim, ellerinizden öperim.
Kazım
Karabekir Paşa 'yı gerçekten kararsızlık ve eleştiriye sürüklediğini gördüğümüz
noktaları, mümkün olan açıklıkla bir mantık süzgecinden geçirerek aydınlatma
gereği ortadadır. O günlerdeki duygu ve düşüncelerimden kaynaklanan görüşlerimi,
kendimi bugünün etkilerine kaptırmaktan çekinerek belirtmek için, o tarihte
verdiğim cevabı olduğu gibi arz etmeyi tercih ederim : 19.9.1919
15 inci
Kolordu Komutanı
Kâzım
Paşa Hazretleri'ne
Saygıdeğer Kardeşim,
Derin
bir samimiyete dayandığına asla şüphe etmediğim görüşlerinizi açık ve kardeşçe
bir dille bildirmiş olmanız, kardeşlik bağlarımızın sağlamlaşmasına ve yürekten
bir sevinç duygusunun doğmasına vesile olmuştur. Zihninizde beliren sakıncaları
çok iyi anlıyorum. 10 Eylül tarihinde hükümete kendi adımla gönderilmiş bir
tebliğim yoktur. Yalnız, telgrafhanede bulunduğum bir sırada, tesadüfen Dahiliye
Nazırı Adil Bey' le makine başında karşı karşıya geliverdik. Onur Sivas Valisi
Reşit Paşa 'ya verdiği anlamsız cevaplara karşı, bendeniz sırf şahsi olmak
üzere, onun şahsına karşı bildiğiniz biraz sertçe uyarılarda bulundum.
Bu
hemen hemen bir karşılıklı konuşma şeklinde geçmiştir. Bundan başka gerek
hükumete, gerek Padişah'a ve gerek yabancılara karşı yapılan müracaatlarda hep
Kongre Hey'eti veya "Hey'et-i Temsiliye" ifadesi imza yerine geçmiştir. Yalnız,
Amerikan Senatosu'na yazılan, sizin de bildiğiniz bir mektuba kongre kararıyla
beş kişi imza koymuştur ki, bunlar arasında bendenizin de imzası vardır İçeride
yapılan açık yazışmalara gelince, bunda da "Hey'et-i Temsiliye" ibaresini imza
yerine kullanmakta idik. Ancak, bunun bazı çevrelerde kötü etki yaptığı ve
güvensizliğe yol açtığı görüldü. Gerçekten de böyle genel bir ibarenin, içine
aldığı şahıslar ve kuvvet gizli kalıyordu. Ortada sorumlu kimdir? Bazı
yerlerden; özellikle Kastamonu, Ankara, Malatya, Niğde, Canik gibi yerlerden
doğrudan doğruya şahsen makine başına çağrılmaya başlandım. Neredeyse, Hey'et-i
Temsiliye adı altında gizlenen şahıslarla birlikte olup olmadığım konusunda bir
kararsızlık belirtisi sezildi. Hatta, Trabzon'dan Servet Bey de Hey'et-i
Temsiliye imzasını taşıyan tebligatı kötüye yorarak ve sözü edilen hey'etin
nitelik ve niceliği konusunda birçok yanlış düşüncelere kapıldıktan sonra,
bendenizi şahsen makine başına çağırdı. Görüldükten sonra, bütün bu
tartışmaların, imzanın a Hey'et-i Temsiliye olarak ve belirsiz bir şahsiyet
ifade eder şekilde konulmuş olmasından ileri geldiğini söyledi. İşte bunlardan
dolayıdır ki, bu imza meselesi sizin kardeşçe bildirmenizden önce Hey'et-i
Temsiliye'de görüşme konusu olmuştu. Hey'et-i Temsiliye'nin, gizli bir komitenin
yürütme kurulu olmayıp, hükumetin resmi iznini almış, kanunî resmî bir derneğin
temsilcilerinden oluşmuş bulunması dolayısıyla, ilgili kanun uyarınca kararların
ve tebliğlerin sorumlu bir şahıs tarafından imzalanması usulü zarurî görülmüştü.
Hey'et-i Temsiliye'nin tebliğlerine ve yayınlarına genel ve belirsiz bir ad
vererek düşeceği kanun dışı durumdan doğacak sakıncalar, millî akıma karşı
gelenlerin esasen yapmakta oldukları zararlı propagandalara imza bulma yüzünden
doğacak sakıncalardan daha tehlikeli görüldü ve sonuçta oy birliği ile imza
koyma usulü karar altına alındı. Bu karara rağmen, bu defa yaptığınız kardeşçe
uyarı üzerine, konunun bir kere daha görüşülmesini Hey'et-i Temsiliye'ye teklif
ettim. Daha önce ileri sürülmüş olan düşünce ve görüşler dolayısıyla, aynı
şekilde, yazılan şeylerin Hey'et-i Temsiliyenin kararına dayandığı belirtilerek
yazılmasına oy birliği ile karar verdiler. Şahsımla ilgili olduğu için bu
görüşmede tarafsız kalmayı uygun buldum. Prensip olarak bir kişinin imza etmesi
kabul edildikten sonra, benim yerime başka birinin imza atması söz konusu oldu.
Bu noktada hey'etin ileri sürdüğü sakıncalar şunlardır :
Bütün
dünya benim bu işin içinde bulunduğumu bilir. Bugün bir başkasının imzasıyla
tebligata başlanınca ve benim adım ortadan kalkınca ya aramızda bir geçimsizlik
ve ayrılık olduğu sanılacak yahut da benim ortaya çıkmaktan çekinir gayri meşru
bir durumda olduğuma, dolayısıyla da yapılanların gayri meşru olduğu zannına
düşülecektir. Bunu bir yana bırakalım, herkesçe inanılacak ve güvenilecek bir
arkadaşımız kendi imzası ile ortaya çıktığı takdirde, bugün benim için söz
konusu olan sakıncalar yarın o arkadaşımız için de söz konusu olacaktır. O
halde, onun da çekilip yerine bir başkasının imza atmaya başlaması gibi sonuç
olarak bizim için güçsüzlük belirtisi olacak bir sıra takip etme gereği
doğacaktır. Bilmem bu yolu ne dereceye kadar doğru bulursunuz? Gerçekten de
bendenizin şahsı, özellikle işin başlangıcında bir saldırı hedefi olarak
görülmüştü. Ancak, hem içeriden hem de dışarıdan beklenen saldırılar yapılmış,
Tanrı'ya şükür hepsi de maksadımıza uygun olarak sonuçlanmıştır. İstanbul
Hükumeti ve kötülüğümüzü isteyenler, her teşebbüslerinde yenilmişlerdir.
Yabancılara gelince; Amerikalılar, Fransızlar ve İngilizlerle pek ciddî temaslar
yapılmış; bunların Sivas'a kadar gelen yetkili memurları lehimizde olmuşlar,
bizimle iyi ilişkilere girişmişlerdir. Bizim de içinde bulunduğumuz Kuva-yı
Milliye'nin, bir iki kişinin kışkırtmasından doğmuş bir hareket olmayıp tam
anlamıyla millî nitelikte genel bir hareket olduğunu bize de bilgi vererek bağlı
bulundukları makamlara rapor halinde bildirmişlerdir. Bir de, memleketimizde,
bilinen ahlâksızlık gereği bazı kirli vicdanlı insanların, bu gibi hareketlerde
az çok önayak olanlar hakkında
PADİŞAHIN
BİLDİRİSİ
20
Eylül 1919 tarihli, Sadrazam Damat Ferit Paşa imzalı bir genel duyuru ile
Padişah'ın da bir bildirisinin yayınlandığını hatırlayacaksınız. Bu bildirinin
dikkate değer noktalarını tekrar hatırlatmak isterim. Bu noktaları sıra ile
işaret edeceğim :
1-
Hükumetin güttüğü siyaset sonunda, İzmir'de meydana gelen facialar, Avrupa
devletlerinin ve medenî milletlerin dikkatini çekti ve bize karşı sevgi
uyandırdı.
2 - Bir
özel hey'et, yerinde tarafsız olarak soruşturmaya başladı. Hakkımız medenî
dünyanın gözleri önüne serilmektedir.
3 -
Millî birliğimizi bozacak hiçbir karar ve teklif olmadı.
4 -
Bazı kimseler tarafından halk ile hükûmet arasında sözde bir anlaşmazlık varmış
gibi ilân ediliyor.
5 - Bu
durum, kanun şartları içinde bir an önce yapılmasını istedigimiz seçimleri de
geri bıraktırıyor ve barışın yaklaşmakta bulunduğu bir sırada, varlığı zarurî
olan Meclis-i Mebusân'ın toplanmasını da geciktirecektir.
6 -
Bugün vatandaşlarımdan beklediğim, hükumetin emirlerine tamamiyle uymaktır.
7 -
Büyük devletlerin hak verici duyguları, Avrupa ve Amerikan kamuoyunun
ölçüseverliği, yakında durumumuzu ve haysiyetimizi koruyacak bir barışa kavuşma
ümidimi kuvvetlendirmektedir.
Yüksek
hey'etinizce de bilinmektedir ki, bu bildirinin yayınlanması ve dağıtılması,
bizim, memleketle İstanbul Hükûmeti arasındaki haberleşme ve ilişkileri
kestiğimiz ve bu noktada ısrar etmekte bulunduğumuz günlerde olmuştur. Herhalde
verdiğimiz talimat ve genel emirlere uyulduğu takdirde, bu bildirinin hiç bir
yerden alınmaması ve millete de okutturulmaması gerekirdi. Oysa, şimdi arz
edeceğim bir telgraftan, karar ve tebliğlerimize aykırı ve görüşümüze büsbütün
ters düşen bu bildirinin bazı yerlerden alındığı anlaşıldı.
Trabzon
Mevki Komutanı'na
Yüce
Padişah Hazretleri'nin milletine karşı yayınlamak lutfunda bulundukları
bildirinin derhal memurlara ve şehir halkına duyurulması gerekir. Ta ki, iş
başındaki hain hükumetin, melek huylu Padişahımız Efendimiz'i ne kadar küstahça
bir cür'etle hâlâ aldatmakta olduklarını anlamayanlar kaldıysa, iyice
öğrensinler. Millet ve memleketi için mübarek yüreklerinin ne kadar büyük bir
sevgi ve koruyuculukIa dolu olduğunu gösteren bu bildiride, en açık bir biçimle
göze çarpan nokta, kabinenin haince hareketi hakkında Hilâfet makamına millet
tarafından arz olunan şikâyetnamenin hâlâ Padişah Hazretleri'nin bilgisine
ulaşmamış bulunmasıdır. Çünkü, millete ve vatana karşı doğrudan doğruya kabine
üyeleri tarafından yöneltilen ihanet hançerini görüp bilmiş olsalardı, bu
hainleri bir dakika bile yerlerinde tutmayacaklarına mübarek bildirideki ifade
içtenliği en büyük tanıktır. Bu hainler, bu gerçeği bildikleri için, Halifemiz
Efendimiz'i doğrudan doğruya milletle karşı karşıya getirmiyorlar. Bu durumda,
millete düşen görev, şanlı padişahına olan sonsuz sevgi ve bağlılığını biribiri
ardınca tekrarlayarak göstermekle birlikte, bütün milletin ve ordunun, ayrılmaz
bir bütün halinde, millet varlığını ve memleketi kurtarmaya çalıştıklarını,
ancak bu hain kabinenin, milletin bağlılık belirten bu meşru hareketini
Padişahımız Efendimiz'den gizleyerek büsbütün ters bir şekilde göstermiş
oldukları gerçeğini, dün karar verildiği üzere, Hilâfet makamına aracı
kullanmadan arz etmek ve duyurmaktır. Erzurum halkının bu yolda yazacakları
telgraf sureti oraya bildirilecektir. 21.9.1919 15' inci Kolordu Komutanı Kâzım
Karabekir
Kâzım
Karabekir Paşa, bu telgrafını şöyle bir notla bize de bildiriyordu :
Bu
konuda yüksek düşünceleriniz var mı? Bu kutsal bildiri, milletin padişahına
karşı gerçeği bildirmesine yeniden fırsat vermiştir. Erzurum halkı, kabinenin
butün cinayetlerini tekrar etmek suretiyle, yeniden huzura maruzatta
bulunacaktır. Bunun suretini ya çekilmek üzere yahut da bilgi için sayın
hey'etinize takdim edeceğim.
Kâzım
Karabekir
Makine
başında buna cevap olarak bildirdiğimiz görüş şuydu :
Ferit
Paşa Kabinesi'nin canice iş ve hareketleri ile ilgili belgelerin aldatıcı
bildirinin Bâbıâli'de hazırlanmakta olduğunu daha önce haber almış olduğu yüksek
malumlarıdır. Böyle olsa bile, bu tebligat ile padişahın bildirisini biribiri
ile karşılaştırarak muhakemeye dayanan bir sonuç elde etmek ve gerçek durumu
kavramak pek mumkun değildir. Bu bakımdan ve biz, aslında böyle bir aldatıcı
bildirinin Bâbıâli'de hazırlanmakta olduğunu daha önce haber almış olduğumuzdan,
bunun milletin zihnini bulandırmasını önlemek için İstanbul'dan alınmamasını
uygun bulmuştuk. Zaten İstanbul ile resmi haberleşmenin kesilmiş bulunması
dolayısıyla, doğrudan doğruya Saray'dan değil, yine Ferit Paşa' nın notu ile
Bâbıâli'den verilen bu bildirinin Sivas, Ankara, Kastamonu ve öteki merkezlerde
olduğu gibi hiçbir yerden alınmamış olduğunu sanıyorduk. Bu bildiriyi almak için
daha önee milletin padişaha durumu ve gerçeği anlatmasına izin verilmesi
gerekirdi. Bu sebeple bildirinin yayılıp herkese duyurulmasına aracılık etmeyi
yararlı bulmuyoruz. Öyle vâr ki, bu bildiri Trabzon, Erzurum ve Sivas gibi
merkezlerde ilgililer tarafından okunmuş bulunduğuna göre, düşündüğümüz gibi her
merkezden İstanbul'a bir telgraf çekilmesi uygun olur. Mustafa Kemal
Padişah'ın bu bildirisinin, kamuoyunda yaratacağına şüphe olmayan olumsuz
etkinin bir dereceye kadar olsun önüne geçebilmek için, bu bildiride yer alan
düşünceleri yalanlamaya ve çürütmeye yarayacak şekilde Padişah'a bir cevap
yazmayı ve bunu memlekete yayıp duyurmayı tek çıkar yol olarak düşündük ve öyle
yaptık.
HALİT BEY'İN
TRABZON VE ÇEVRESİNDE MİLLİ TEŞKİLAT KURMAK ÜZERE GÖREVLENDİRİLMESİ
Efendiler, Trabzon'da bir iki kişinin, pek vatansever ve saygıdeğer Trabzon
halkının hiçbir bilgisi bulunmadığı halde, onlar adına, oradaki millî varlığı
kendi şahıslarında temsile kalkıştıkları ve bu yüzden millî teşebbüs ve
kararların gerektiği şekilde uygulanıp yerine getirilemediği kanaatına vardım.
Trabzon'da vali bulunan Galip Bey adında bir zatın da olumsuz akım yaratmakta
rol oynadığını anladım. Bunun üzerine, Trabzon yakınında Torul'da bulunan ve
daha tümenine omutaya başlamamış olan Hâlit Bey'in Trabzon çevresinde sinde
millî teşkilât kurmak üzere görevlendirilmesi uygun bulundu ve bu düşünce
Kolordu Komutanı'na bildirildi. 20 Eylül 1919 tarihinde alınan cevapta :
İngilizlere karşı gizlenmekte olan Hâlit Bey'in yaradılışı dolayısıyla ortaya
çıkarabileceği durumların, bu nazik zamanda belki düzeltilmesi mümkün olamaz
yolunda bazı düşüncelerden sonra Hâlit Bey haberim olmadan maruzatta bulunsa
bile yerine getirilmemesi bildiriliyordu.
Kâzım
Karabekir Paşa'nın bu telgrafına verdiğimiz karşılıkta : İngiliz engelinin
bizlerce söz konusu olamayacağnnı, şiddetli ve kesin hareket sakıncalı
görüldüğüne göre, Trabzon'da durumun düzeltilmesi neye ve ne gibi bir tedbire
bağlı ise, onun doğrudan doğruya kendisi disi tarafından alınmasını, 22 Eylül
1919 tarihli bir şifreli telgrafla rica ettik.
Bizim,
15 inci Kolordu Komutanı ile bu haberleşmeleri yaptığımız tarihlerde, Torul'dan
Yarbay Hâlit Bey de doğrudan doğruya bizimle haberleşmeye başladı. Kendisini
cevapsız bırakmamak ve durumu aydınlatmak üzere karşılık verdik.
15 inci
Kolordu Komutanı'nın bir bakıma bizim 22 Eylül 1919 tarihli telgrafımıza cevap
oluşturan, 27 Eylül 1919 tarihli bir şifreli telgrafını aldık. Bunda, halkı,
önce aydınlatma ve doğru yola çekme görevini yaptıktan sonra; karşı gelenler
görülürse, onları da müstahak oldukları muameleye uğratmaktan ibaret olan ve pek
büyük tecrübelerle elde edilen prensibini aynen Trabzon çevresinde uyguladığını
belirttikten, 9 uncu Tümen Komutanı Rüştü Bey' in kurmay hey'eti ile birlikte, 3
üncü Tümen Komutanlığı vekilliği ile Trabzon'a gönderdiğini,Halit Bey'i Trabzon
için uygun bulmadığını bildirdikten sonra, İngilizlerle ilgili görüşe geIince,
bana kalırsa, elden geldiği sürece açıktan ve belirli bir düşmanlıktan kaçınmayı
tercih ederim kanaatı ileri sürülüyordu.
Buna
verdiğim 29 Eylül 1919 tarihli özel cevabımda şunları yazdım :
Trabzon
ilinde halkın ne düşündüğü konusunda buraca da aydınlanılmıştır. Trabzon merkezi
dışında, bütün ilçe ve sancakları ile haberleşilmektedir. Merkezdeki gergin
durum da valinin tutuklanıp uzak laştırılmasından sonra ortadan kalkmıştır
(Emrim üzerine valiyi tutuklayarak göz altında Erzurum'a gönderen Hâlit
Bey'dir). Rüştü Bey'in 3 üncü Tümen Komutanlığı Vekilliği ile Trabzon'a
gönderilişinde hatırıma gelen noktaları arz edeceğim.
Önce,
valiyi tutuklayan Halit Bey'dir. Birkaç gûn sonra Rüştü Bey'in bu şekilde
gönderilmesi, Hâlit Bey'in hareketini oradaki kötü niyetlilere karşı eleştirmek
gibi olabilir.
İkincisi, Halit Bey, nazik durumlarda tümeninin başına geçmeyi beklerken, bugün
geçirmekte olduğumuz ciddî ve tarihî anlarda, başka bir şahsın yerine geldiğini
görmekten üzüntü duyabilir. Bu tutumdan vazgeçilmesini rica ederim. Bununla
birlikte kolordunuzun askeri işlerine karışmak istemem.
Kâzım
Karabekir Paşa'nın verdiği 2 Ekim 1919 tarihli uzun cevapta, bu işlemin Hâlit
Bey' in müracaatı üzerine yapıldığını ve kendisine durumu iyice anlatmak için
Erzurum'a davet edildiğini bildirdi. Halbuki,1 Ekim 19l9 tarihinde 3 üncü Tümen
Emir Subayı Üsteğmen Tarık imzasıyla, Başyaverim Cevat Abbas Bey'e gelen özel
bir şifrenin son cümleleri şöyleydi :
Son
günlerde Komutan Bey, 3 üncü Tümen'in bugûnkü komuta durumunun değiştirilmesini
kolordudan istedi. Eğer kolordu bu teklifi kabul etmez ve yerine getirmezse,
emir almadan komutayı ele alacağını ve daha önce alınan karar uyarınca
kolordudan ayrıarak doğrudan doğruya kongrenin emrinde olacağını arz ederirim.
Paşa Hazretleri'ni gerektiği şekilde aydınlatınız efendim.
Bu
tarihten on beş gün sonraydı. Kâzım Karabekir Paşa'dan 17 Ekim 1919 tarihli şu
telgrafı aldım :
Kendi
bölgemde millî isteğin gerçekleştirilmesi ve yerine getirilebilmesi için son
noktaya kadar askerlikten ve komuta zincirinin gereklerine uymaktan ayrılmamayı,
geleceğin disiplini bakımından da son derece gerekli görüyorum. Cür'etkârlıkla
ileri görüşlülüğün bağdaştırılamadığı yerlerde ve işlerde, sonuç pek parlak da
olsa, bunun tezelden tersine döndüğü ve yararsız kaldıgı örnekleriyle
görülmüştür. Özellikle, İngiliz, Fransız temsilcilerinin bulunduğu Trabzon
çevresinde, komuta zincirine değer verilmesine, pek uyanık ve ileri görüşlü
davranılmasına büyük bir ihtiyaç duyulmaktadır.
Maalesef, verdiğim açık talimata rağmen, Halit Bey'in kendi kendine ve askerî
kıyafetiyle valiyi tutuklayarak gösterdiği tuhaflık dillere destan olmuştur. (Halit
Bey'i bu işe yöneltenin kim olduğunu arz etmiştim). Seçimler konusunda da bu
şekilde faaliyet gösterirse kendisi için İngilizlere bir çıkış daha yapılması ve
güç bir duruma düşülmesi kaçınılmaz olur (Seçimler konusunun çabuklaştırılması
ve millî isteğe uygun bir sonuca bağlanabilmesi için Halit Bey'e ve gereken daha
birçok kişiye yardım ve gayrette bulunmaları özellikle rica edilmişti.
Bir de
İngilizler tarafından yapılacak çıkışın kaçınılmaz ne gibi bir durum
yaratabileceğini, kendi durumunu göz önüne getirerek bir türlü anlayamamış
olduğunuzu itiraf edeyim. Bunun için adı geçen kimse ile haberleşme
yapılmayarak, yüksek arzularınızın yerine getirilmesinde bendenizin aracılığını
istirham ederim. Adı geçenin kişiliği her türlü iddianın ötesinde ise, herhangi
bir bölgeden milletvekili seçilmesi hakkındaki yüksek düşüncelerinizin
bildirilmesi arz olunur.
Bu
telgrafa 19 Ekim 1919 tarihinde sadece şu cevabı verdim :
Halit
Bey'in milletvekili olmak veya olmamak konusundaki eğilimlerini bilemediğimden
bu hususta görüş bildiremeyeceğim efendim.
Efendiler, Ferit Paşa Kabinesi'nin düşmesine kadar geçen 9 gün içinde
karşılaştığımız sorunlar çeşitlidir. Engeller ve güçlükler az değildi. Bunların
hepsini saymak ve açıklamaya kalkışmak yüksek heyetinizi çok yorabilir. Bu
sebeple bu safhayı tamamlayacağını sandığım bazı noktalara yalnız dokunmakla
yetineceğim.
Ali
Galip'in tavsiyesi üzerine, İstanbul Hükûmeti'nce Dersim Mutasarrıflığı'na tayin
edildiği anlaşılan ve Sıvas'a gelen Osman Nuri Bey 8 Eylülde Sıvas'ta
alıkonuldu.
Millî
akıma karşı haince hareketlerde bulunduğu ortaya çıkan Ankara Valisi Muhittin
Paşa, belli bir maksatla geziye çıkmıştı. 13 Eylülde Çorum'da bulunuyordu.
Muhittin Paşa'nın yakalanıp korumalı olarak Sivas'a gönderilmesi için Ankara'da
Kolordu Komutanı'na ve Samsun'da 5 inci Kafkas Tümeni Komutanı'na emir verildi.
Muhittin Paşa tutuklu olarak Sivas'a getirilmiştir. Kendisiyle bizzat görüştüm.
Gereken öğüt ve uyarılandan sonra yaşına hürmeten Samsun üzerinden İstanbul'a
gönderdim. Çorum Mutasarrıfı Samih Fethi Bey de üç dört gün sonra özel olarak
Sivas'a davet olundu.
Millî
Mücadele'ye karşı geldikleri anlaşılan Niğde Mutasarrıfı, muhasebecisi ve
komiserinin korumalı olarak Sivas'a gönderilmeleri için 15 Eylülde Niğde'de
Tümen Komutanlığı'na emir verildi.
KASTAMONU VALİSİNİN İSTANBUL HÜKÜMETİNCE DEĞİŞTİRİLMESİ VE BUNDAN ÇIKAN OLAY
Efendiler, Kastamonu'da vali bulunan İbrahim Bey, ben ordu müfettişi iken,
kurmay başkanım olan Albay Kâzım Bey'in şahsen tanıdığı bir kimseydi. Bu sebeple
kendisine her türlü sırlar bildirilmişti. Aramızda şifreli haberleşmeler
yapılıyordu. Kendisi İstanbul Hükûmeti tarafından İstanbul'a davet edildi. Bu
daveti ,yerine getirmemesi gerekirken, anlaşılmaz gerekçe ve düşüncelerle
İstanbul'da tutuklanmak için Kastamonu'dan ayrılmıştı. Îstanbul, İbrahim Bey'in
yerine bir başkasını Kastamonu'ya vali olarak atamıştı. Bu zat, Eylülde
İnebolu'ya varmış bulunuyordu. Kendisinin tutuklanmasını oradaki ilgililere
emrettik. Bu konuda ilgi çekici küçük bir şey geçti. Müsaadenizle biraz
etraflıca anlatayım : Kastamonu bölgesinde ve Kastamonu il merkezinde gevşeklik
ve zayıflık belirtileri görülmeye başlayınca, Kastamonu'ya güvenilir ve güç
sahibi bir subayın gönderilmesini Ankara 'da bulunan Ali Fuat Paşa'dan rica
etmiştim.Fuat Paşa, Kastamonu Bölge Komutanı sıfatıyla oraya Albay Osman Bey'i
göndermişti. Osman Bey, tam 16 Eylül günü Kastamonu'ya varmıştı. Biz de
kendisinden yeni gelen vali için verdiğimiz emrin uygulanmasını bekliyorduk.
Arzettiğim emri verdikten sonra, uygulama ve yürütme hakkında telgraf başında
bilgi bekliyordu. Gece olmuştu. Kastamonu'dan benimle konuşarak istediğim
bilgiyi verecek bir kimseyi bulamıyordum. Nihayet, 16/ 17 Eylül gecesi,
Kastamonu ve Dolayları Komutanı Albay Osman Bey, Kastamonu telgrafhanesine geldi
ve aynen şu telgrafı verdi:
Bugün
Kastamonu'ya geldim. İstanbul Hükûmeti'nin adamlan, vali vekili ve Jandarma
Komutanı'nın oyunu ile evimde tutuklandım. Vatanseverlik örneği subaylanmızın
yardımlanyla şimdi kurtuldum. Ben de vali vekilini ve Jandarma Alay Komutanı'm
birlikte tutuklattım. Telgrafhaneyi işgal ettim. Buradaki durum önemlidir.
Kongreden istirham ediyorum, buraya, aldığı bütün kararları ile ilgili bilgi
vererek sayın Kastamonu halkını aydınlatsın. Yeni valinin İnebolu'ya indiği
haber alındı. Hakkında nasıl bir işlem yapılacaktır? Burada, vali vekili ve
başkalarının tayini konusunda millî kongrenin bana yetki vermesini ve bu
istirhamımla ilgili cevabı şu anda makine başında beklemekte olduğumu arz
ederim.
Osman
Bey ile makine başındaki görüşmemiz şu şekilde devam etti. Kendisinden sordum:
"Şimdi
orada duruma hâkim misiniz? Ne kadar kuvvetiniz vardır? Orada ilin ileri
gelenlerinden güvenilir kim vardır? Yeni tayin edilip İnebolu'ya geldiği haber
alınan valinin adı nedir?"
Osman
Bey'in cevabı şuydu : Hâlen ile hâkim durumdayım. Her halde, kongrenin bana
yardımcı olması ve beni aydınlatması gerekir. Atanan valinin Konya valiliğinden
emekli, çok eski bir zat olduğu söyleniyor. Adı Ali Rıza' dır. Kuvvetim iki yüz
elli kişilik bir tabur ve dört tüfekli, bir ağır makineli bölüğünden ibarettir.
Daha halk ile görüşülememiştir. İlin ileri gelenlerinden Defterdar Ferit Bey
vardır."
Osman
Bey' e şu emri verdim : " Şimdi siz vali vekilliğini kendi üzerinize alınız.
Bütün askerî ve sivil kuvvetleri elinizde tutmaya tam olarak yetkilisiniz :
Gelmekte olan valiyi hemen tutuklatacak çabuklukta tedbirler alınız.
Yaptıklarımıza açıktan açığa karşı koyanlara karşı kararsızlığa düşmeden silâh
kullandırınız. İl defterdarı, benim Diyarbakır'dan tanıdığım Ferit Bey ise, size
yardım etmesi gerekir. Bolu mutasarrıfına, aldığınız durumu ve yetkiyi hemen
şimdi bildirerek onun da İstanbul'a karşı aynı şekilde hareket etmesini
tarafımızdan söyleyiniz. Sinop Mutasarrıfı Mazhar Tevfik Bey'e de benim
tarafımdan aynı talimatı veriniz. Yanınızda hangi şifre anahtarı vardır?"
Osman
Bey' in cevabı : " Vali vekilliğini Defterdar Ferit Bey'e vereceğim, kendi
üzerime alamayacağım. Bildiğiniz Ferit Bey' dir. Sinop mutasarrıfı
bildiğinizdir; kendisi görevden alınmıştır. Vekilliği Jandarma Tabur Komutanı
Remzi Bey' dedir. Mazhar Tevfik Bey'in Sinop'ta olduğu bildiriliyor. Şifre
anahtarı tutuklu alay komutanındadır; istendi, alacağım cevaba göre arz ederim,
efendîm."
"Yanınızda başka şifre anahtarı var mıdır? Ferit Bey şimdi nerededir? Durum
hakkında bilgisi var mıdır? diye sordum.
"
Durumdan bilgisi yoktur, şimdi çağrıldı, gelecektir. Ben hiç şifre anahtarı
almadım; çünkü tutuklanacağımı bilmiyordum, makam şifresi ile yazarım ümidinde
idim." cevabını verdi.
"Oradaki jandarma tabur komutanı kimdir; ne kadar jandarma kuvveti vardır;
emriniz altına girdi mi?" sorusunu yazdırdım. Buna da verdiği cevapta :
"Jandarma Komutanı Emin Bey, yanımda ve benimle işbirliği yapmıştır. Merkezde
jandarma sayısı otuz beş kadardır. Polis Müdürü Halil Bey de yanımda ve benimle
işbirliği etmiştir. Polis sayısı kırktır. Piyade Tabur Komutanı Şerif Bey biraz
budala olduğundan şimdilik tutuklanmıştır. Jandarma Tabur Komutanı Emin Bey,
yüzbaşıdır. Defterdar Ferit Bey geldi, yanımdadır."
"Emin
Bey' i biraz anlatır mısınız" sorusuna 1902 (318) çıkışlı, Üsküp' lü Emin,
tanırsınız. Ayrıca ellerinizden öpüyorlar."
Bunun
üzerine şu satırları yazdırdım:
" Emin
Efendi'yi tanırım, teşekkür ederim. Ferit Bey'e durumu anlattınız mı? Önemli
hususlar makam şifresiyle bildirilebilir. Sinop mutasarrıf vekili olan Jandarma
Komutanı güvenilir bulunmadığı takdirde, yerine sizce uygun görülecek birinin
vekilliğe getirilmesi için gerekli olan tedbirler düşünülmelidir. Yardıma
ihtiyaç duyuyor musunuz?"
0sman
Bey :" Kuvvete ihtiyaç duyup duymadığımı daha sonra arz edeceğim; Jandarma Tabur
Komutanı yeni geldiği için durumu anlaşılamamıştır, efendim" cevabını verdi.
Osman Bey' e başka bir söyleyeceği olup olmadığını ve Ferit Bey' le durum
değerlendirmesi yapıp yapmadıklarını sorup anladıktan sonra, şu telgrafı
yazdırdım :
Osman
Bey'e ve Ferit Beyefendi'ye
Alınacak tedbirler ve yapılacak işlerinizde başarılar dilerim. Bize durumunuzdan
ve gelmekte olan valinin tutuklandığından haber vermenizi bekleriz. (Mustafa
Kemal)
KASTAMONU DA İSTANBUL'A KARŞI HAREKETE GEÇİYOR
Ferit
Bey vali vekili; Albay Osman Bey, Kastamonu ve dolayları komutanı olarak
faliyete geçtikten bir iki gün sonra, kendilerini tekrar telgraf başına
çağırarak bilgi istemiştim.
İstanbul'da gereken makamlara, istenildiği şekilde ve halkın imzası ile
telgraflar çekildiği, bütün illere ve sancaklara da bu telgrafların duyurulduğu
bildirilmekle birlikte, birtakım sorular da soruluyordu.Söz gelişi " Halk
diyormuş ki :
1 -
Öteki illerin kamuoyu bizimle birlikte değiller midir?
2 - Bu
olağan dışı durum ne zamana kadar sürecektir?
3 -
Kabinenin direnmesine karşı ne gibi tedbir buyuruldu? Lutfen bizi aydınlatınız
Paşam!"
Halk
adına yöneltilen bu soruların vali vekili ve komutan beylerinde zihinlerini
işgal etmekte olduğunu hesaba katarak ona göre cevap vermek, yorgunluğuna
değerdi. Bunun için Sivas - Kastamonu telini saatlerce işgal eden uzun bilgi
verildi ve açıklamalar yapıldı. Bu açıklamaları şöylece özetleyebilirim :
1-
Millî kaynaşma, vatanın her köşesinde kuvvetli ve ateşli bir şekilde vardır.
Bütün illerin en ufak köylerine varıncaya kadar halk, en ufak birliğine kadar da
bütün ordularımız tam bir duyarlık içinde ve tam bir birlik halinde, bildirilen
kararlan uygulamakta ve yürütmektedirler. Halkın ikinci ve üçüncü sorusuna cevap
olmak üzere de :
2 - Ne
zaman Kastamonu halkı bu durumu olağan dışı bulup endişeye düşmek zayıflığından
kurtularak, amacımıza ulaşıncaya kadar dayanmakta kararsızlık göstermezse, işte
o zaman bu olağandışı durum kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Kabinenin
direnmesi tabiîdir. Buna karşı başka bir tedbire girişmeden önce, ilk
tedbirimizi hakkıyla ve her yerde kesinlikle uygulama çarelerini düşünelim. Söz
gelişi, Bolu'nun durumu hakkında ne yapılmıştır? Bolu kesimine kadar olan bütün
yerlerin İstanbul ile resmî haberleşmelerinin kesildiğinden emin miyiz? Bununla
ilgili olarak, beklemekte olduğumuz bilgiler daha gelmemiştir. İşte, bu dediğim
tedbir İstanbul'a kadar yaygınlaştırıldığı takdirde, kabinenin direnmeye gücü
kalmayacağını sanınm. Bununla birlikte, bundan sonra da pek cahilce ve pek
ahmakça bir inadı devam ettirmek isterlerse, herhalde daha etkin tedbirler
uygulanmasına imkan vardır.
Bundan
sonra vali ve komutanın verdiği bilgilerden şunlar anlaşıldı İnebolu'dan
İstanbul'a geri gönderilen yeni vali, Zonguldak ta, Dahiliye Nâzırı'ndan şöyle
bir emir almış :
"Bolu
ve çevresi serbesttir. Zonguldak'a çıkınız. İlin gereken yerleri ile
haberleşiniz ve son gelecek emre kadar orada bekleyiniz." Gerçekten yeni vali
Zonguldak'ta kalmış ve etrafa gözdağı vermeye başlamış.
Ferit
ve Osman Beyler, Zonguldak mutasarrıfına yeni valinin tutuklanıp karadan
Kastamonu'ya gönderilmesini emretmişler. Mutasarrıf bunu yapmamış. Bununla
birlikte, durumu öğrenen yeni vali orada barınamayarak, İstanbul'a dönmüş.
ALİ FUAT PAŞA
BATI ANADOLU KUVA-YI MİLLİYE KOMUTANI
Bir
münasebetle arz etmiştim ki, 20' nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa, kongre
adına bazı kararlar alıp, hazırlıklar yapmıştı. Ali Fuat Paşa 'ya kongrece "Batı
Anadolu Kuva-yı Milliye Komutanı" ünvanı verildi. Paşa, Eskişehir ve dolaylarını
milli bir bölge olarak kabul edip komutanlığına Süvari Yarbayı Atıf Beyi
Afyonkarahisar dolaylarını da millî bir bölge olarak kabul edip Komutanlıgına 23
üncü Tümen Komutanı Ömer Lütfi Bey'i tayin etmişti. Bu tümen ile, Anadolu'ya
geldiğimizin daha ilk günlerinde temas kurup ilgilenildiğini o günlere ait
açıklamalarım arasında belirtmiştim. İstanbul Hükûmeti, Fuat Paşa'nın yerine
Hamdi Paşa 'yı tayin etmiş ve göndermişti. Hamdi Paşa, Eskişehir'e kadar geldi.
Orada kendisine, 16 Eylülde İstanbul'a dönmesi gerektiği bildirildı. İngilizler,
Eskişehir Bölgesi Kuva-yı Millîye Komutanı Atıf Bey'i tutuklayıp İstanbul'a
gönderdiler. Kuva-yı Milliye Komutanı olan bir şahsın, kendisini kolaylıkla
düşman eline düşürmeyecek tedbirleri almış olması gerekirdi. Bu konudaki gaflet
ve tedbirsizlik kendisini kurtarmak için uzun zaman biribiri ardınca
teşebbüslerde bulunmamızı gerektirdi. Bildiğiniz üzere, o tarihlerde
Eskişehir'de İngiliz birlikleri vardı. Fuat Paşa, toplayabildiği milli
kuwetlerle birlikte Eskişehir'e yakın Cemşit'e gitmişti. Eskişehir'i uzaktan
çevirtti. Eskişehir' de bulunan İtilâf Kuvvetleri Komutanı General Solly Flood (
Soli Flud)'un Fuat Paşa'ya gönderdiği bir mektupla kullanılan ifadeler ve Kuva-yı
Milliye'nin tanıtma şekli, milli komutanlarımızın ve Kuva-yı Milliye'mizin
yüksek şeref ve haysiyetlerine karşı bir saldırı sayıldığından ve adı geçen
generalin hak ve etkisi dışında görüldüğünden bu konuda İstanbul'da bulunan
İtilâf Devletleri siyası temsilcilerinin bir muhtıra ile dikkatleri çekilmişti.
25 Eylül 1919 tarihinde General Solly Flood'un Fuat Paşa'ya gönderdiği, bir
kurmay binbaşı ile Eskişehir İngiliz kontrol subayından oluşan bir hey'et,
İngilizlerin, iç işlerimize ve Millî Mücadele'mize asla karışmayacakları
konusunda söz verdiler. Bu sıralarda, İngilizler, Merzifon'da bulunan
kuvvetlerinin geri çekilmesine memnun olup olmayacağımızı öğrenmek istemişlerdi.
Elbette pek memnun olacağımızı bildirmiştik. Gerçekten de oradaki kuvvetlerini
bütün ağırlıkları ile birlikte önce Samsun'a çektiler, daha sonra oradan da
İstanbul'a götürdüler. Eskişehir'e hâkim olduktan sonra, Fuat Paşa'yı Bilecik ve
Bursa yörelerine göndermeyi düşünüyorduk.
KONYA VALİSİ
CEMAL BEY İSTANBUL'A KAÇIYOR VE KONYA HALKI DA İSTANBUL'U TANIMIYOR
Efendiler, Konya'da Vali bulunan Cemal Bey, Ferit Paşa Kabinesi nin Anadolu'da
önemli bir dayanak noktası durumuna geldi. Ordu Müfettişi olan Cemal Paşa'nın
İstanbul'a gidip dönmemesi, orada bulunan Kolordu Komutanı Selâhattin Bey'in
kararsızlık içindeki tutum ve davranışları ve sonunda da haber vermeden
İstanbul'a çekip gitmesi, Konya ve dolaylarını Vali Cemal Bey'in hükmü altında
bırakmıştı. Oraya, maksadı iyice kavramış bir kimsenin gönderilmesi gerekiyordu.
Sivas'ta iken yanımızda bulunan Refet Bey'in gönderilmesi uygun bulundu. Refet
Bey hareket etti. Konya'da, Hey'et-i Temsiliye tarafından gönderilen bir
komutanın gelmekte olduğu haber alınınca, vatan sevgisi ile dolu kimseler
canlanmıştı. Ancak, öte yandan da Vali Cemal Bey, hapishanede ne kadar kanlı
katil ve tutuklu varsa hepsini çıkarıp silâhlandırarak kendisine bir kuvvet
yapmak istemişti. Konya'nın sayın halkı, bu alçakça harekete karşı ayaklanarak
vatanseverliğin gerektirdiği şeyin yapılmasına karar vermiş; bunun farkına varan
Cemal Bey de 26 Eylül'de İstanbul'a kaçmıştır. Halk, Belediye'de toplanarak Hoca
Vehbi Efendi'yi vali vekilliğine getirmişti.
REFET BEY'İN
YERİNDE OLMAYAN BAZI TEKLİFLERİ
Efendiler, dikkate değer bir noktadır. Şu anda hatırıma geldi. Yüksek
hey'etinize arz etmeden geçemeyeceğim. Sivas-Konya yolu üzerindeki bir telgraf
merkezinden Refet Bey'in özel bir telgrafını aldım.
Refet
Bey, bu telgrafında Konya ve dolaylarında başarı sağlanabilmesi için, kendisine
İkinci Ordu Müfettişliği ünvan ve yetkisinin verilmesi gereğini bildiriyordu,
Refet Bey birçok zaman sonra Ankara'da bulunduğum sırada, Bolu ve dolaylarındaki
âsîlerin tepelenmesi ile görevlendirildiği zaman bile, orada bir şifre ile ve
halk üzerinde önemli etkisi bulunacağı gerekçesi ile, benden, kendisine paşa
ünvanının verilmesini istemişti. O zamanlar Refet Bey'in gerek birinci gerek
ikinci isteklerini yerine getirecek resmî bir mevki ve yetkide bulunmadığımı
açıklamaya gerek yoktu: Özellikle Refet Bey'in bunu çok iyi bilmiş olmasından
şüphe edilebilir mi? Refet Bey, bu isteklerini yerine getirtmek için, dolaylı
yoldan benim İstanbul Hükûmeti'ne aracılık etmemi istiyordu da denemezdi. Çünkü
dünyaca bilinmekte idi ki, ben ordu müfettişliğinden ve askerlikten istifa etmiş
olma bir yana, Padişah ve İstanbul Hükumeti tarafından da kovulmuş ve idama
mahkum edilmiş bulunuyordum. Çalışmalarım bir kongrenin seçmiş olduğu bir hey'et
içinde, yani bir Hey'et-i Temsiliye içinde ve onun adına idi. Milli amaca hizmet
için çalışmak ve özellikle bu konuda başarıya ulaşmak için, resmî bir ünvan ve
yetki şartı var idiyse, o şart zaten benim kendimde yoktu. İçinde bulunduğum
durum ve şartların nelerden ibaret olduğu anlaşıldıktan sonra, başarıya
ulaşabilmek için, benden resmî formalitelere bağlı ünvan ve yetki
beklenemeyeceği tabiî idi. Esasen, biz Refet Bey'i Konya'ya gönderirken,
kendisine, amaca uygun bütün iş ve faaliyetler için tam ve geniş bir yetki
vermiştik. Bunun kullanılması ve yerini bulabilmesi, onun göstereceği şahsî güç
ve kudrete bağlı idi.
Efendiler, her tarafı faaliyet göstermeye ve millî teşkilâtlar kurmak için
yöneltmeye çalışırken, İstanbul Hükûmeti'nin emeline hizmet eden bazı sivil
idare âmirlerinden, sözde manevî birer gözdağı olabilecek telgraflar da
alıyorduk. Söz gelişi, Urfa Mutasarrıfı Ali Rıza adında biri tarafından,
yaptıklarımızın İtilâf Devletleri'ne karşı bir saldırı gibi sayıldığı, bu yüzden
bütün Osmanlı ülkesinin İtilâf Devletleri'nce askerî işgal altına alınarak Türk
Hükûmeti'ne son verileceği, temas sonucu elde ettiği bilgilere dayanılarak
belirtiliyor ve kabine ile uzlaşma önerisinde bulunuluyordu. Bu telgrafın
mutasarrıfa yabancılar tarafından dikte ettirildiğine şüphe yoktu. Buna elbette
gerektiği şekilde karşılık verildi.
GENERAL HARBORD
HEYETİ VE GENERAL'E VERDİĞİM CEVAP
Efendiler, hatırlarınızda olsa gerektir ki, memleketimizde ve Kafkasya'da
incelemeler yapmak üzere Amerikan Hükumeti General Harbord'un başkanlığında bir
hey'et göndermişti. Bu heyet Sivas'a geldi. 22 Eylül 1919 günü General Harbord
ile uzun uzadıya görüştük. General'e, Millî Mücadele'nin maksat ve gayesi, milli
teşkilât ve birliğin ortaya çıkış sebebi, müslüman olmayan azınlıklara karşı
gösterilen duygular, yabancıların memleketimizdeki yıkıcı propaganda ve
eylemleri üzerinde ayrıntılı ve belgelere dayanan açıklamalarda bulundum.
General'in bazı garip soruları ile de karşılaştım.Söz gelişi : "Millet,
tasarlanıp yapılabilecek her türlü teşebbüs ve fedakarlığa başvurduktan sonra da
başarı sağlanamazsa ne yapacaksın?" gibi. Yanlış hatırlamıyorsam, verdiğim
cevapta demiştim ki : Bir millet varlığını ve istiklâlini kurtarabilmek için
düşünülebilen her türlü teşebbüs ve fedakârlığı yaptıktan sonra başarıya ulaşır.Ya
başaramazsa demek, o milletin ölmüş olduğu hükmüne varmak demektir. Öyle ise,
millet yaşadıkça ve fedakârca teşebbüslerine devam ettikçe başarısızlık da söz
konusu olamaz.
General'in bu sorusunun altında yatan asıl maksadın ne olabileceğini araştırmak
istemedim. Ancak, verdiğim cevabın kendisince takdirle karşılandığını bugün yeri
gelmişken belirtmek isterim.
ABDULKERİM
PAŞA'NIN ARACILIKLARI
Efendiler, Eylülün 25'inci günü akşamı, Ankara'da bulunan Kolordu Komutan Vekili
Mahmut Bey'den aldığım bir şifreli telgrafta şunlar bildiriliyordu :
Bu gece
İstanbul telgrafhanesinden Fuat Paşa'yı telgraf başına istediler. Dahiliye
Nezareti'nin vilâyet şifresi ile bir şifre yazdırdılar. Bunun özeti : Vatanın
kurtulması yalnız padişah'ın bildirisindeki en doğru yol göstermelere uygun
hareket etmekle kolaylaşacaktır. Millî Mücadele, medeniyet dünyasına iğrenç
gayeler gibi aksettirildi. Hükûmet ile millet arasındaki ayrılık yabancıların
işe karışmasına yol açacaktır. Konferans, bizim hakkımızda karar verirken, bu
anlaşmazlık iyilik ve kurtuluş belirtisi olmayacaktır. Sonuç olarak, hareketin
liderleri ile görüşmek üzere, yüksek şahsiyetlerle, bildirilecek yerde buluşma
bir oldu bitti şekline sokularak, vaktin darlığı dolayısıyla hemen cevap
beklenmektedir. Görüş ayrılıklarına saygılı davranılacağını, şahsa ve şerefe
dokunulmayacağını abartmalı bir şekilde ekliyor. Telgrafı yazan zat, Genelkurmay
Tuğgenerallerinden Abdülkerim Paşa'dır. Bu telgrafa Ticaret ve Ziraat Nâzırı
Hâdi Paşa vasıtasıyla ve aynı şifre ile cevap beklemektedir. Adı geçenin, böyle
bir hileye başvurarak, müracaatın bizden geldiğini ilân etme ve yayma gayesi
güttüğü anlaşılıyor. Telgraf başında beklediklerinden, bir an önce, kabul edilip
edilmeyeceği ile ne cevap verileceğinin bildirilmesi istenmektedir. Ali Fuat
Paşa HazretIerine de yazılmıştır.
Mahmut
Bey'e aynı gün saat 19.00'dan sonra makine başında verdiğim telgrafta şunları
bildirdim : "Kerim ve Hadi Paşa'lara, Fuat Paşa'nın Ankara'da olmadığını ve
meşgul bulunduğunu, ancak, görüşmek istedikleri takdirde, Sivas'ta bulunan
Hey'et-i Temsiliye ve bu Hey'et içinde bulunan Mustafa Kemal Paşa ile
istedikleri şekilde görüşmenin mümkün olduğunu bildirirsiniz (onlar görüşme
isteğinde iseler) , diye kaydettirirken dikkatli bulunmak gerekir"
Mahmut
Bey, Kerim Paşa'nın Ankara'ya çektiği telgrafı aynen bize de yazdı. İçindekiler
aşağı yukarı Mahmut Bey'in özetledikleriydi.
Efendiler, İstanbul Hükûmeti ile haberleşmeyi kesişimizin on beşinci günündeyiz.
Millî karara karşı muhalefet durumuna geçen bazı yerler, ister istemez millî
akıma uymaya mecbur edildi. İstanbul'a, her gün bütün memleketten, hükûmetin
düşürülmesi isteği ile ilgili telgraflar yağdırılmaya başladı. İtilaf
Devletleri'nin Anadolu da dolaşan subay ve memurları, her yerde açıktan açıga,
Milli Mücadele'ye karşı tarafsız olduklarını ve memleketin iç durumuna
karışmadıklarını söylemeye başladılar. Bu durum karşısında, Padişah ve Ferit
Paşa'nın,artık Millî Mücadele liderleri ile uzlaşmaktan başka çıkar yol
kalmadığını hesaba katarak, fakat, herhalde mevkilerini de korumak şartıyla, bir
uzlaşma yolu olabilecek imkânlar araştırmaya başladıkları kanısına varmak yanlış
olmaz inancındayım.
Efendiler, adı geçen rahmetli Abdülkerim Paşa, benim çok eski bir arkadaşımdı.
Pek namuslu, gayretli, temiz kalpli bir vatanseverdi. Selânik'te, ben kolağası o
binbaşı olarak aynı büroda çalışmış, yıllarca özel arkadaşlık etmiştik.
Rahmetlinin tavır ve durumundan bir tarikata bağlı olduğu anlaşılıyordu. Bazı
tekkelere devam ettigi de görülmüştür. Ancak, herhangi bir şeyhe bağlılığını
bilen yoktur. Çünkü, kendisini inançları ve vicdanî değerlendirmelerinde
taşıdığı manevi derece bakımından hazret-i evvel , büyük hazret olarak kabul
eder, kendi dostluk çevresi içinde yer alanlara, kendisince, karşısındakinde
gördüğü yeteneğe uygun hazret, kutup gibi makamlar verirdi. Bana "kutbu'l-akdab"
derdi. Şimdi açıkyacağım görüşmemizde de bu noktalara tesadüf edeceğiz. Kerim
Paşa nın, kendine has bir konuşma ve yazış tarzı vardı. Kerim Paşa, çok samimi
ve zamanında kendisine büyük şöhret kazandıran yüksek bir söz söyleme gücü ile
konuşur ve öyle yazardı. Kendisinde, inandırma güç ve kudreti oldugu da sanılır
ve öyle kabul edilirdi. Bizim Selânik'te bulunduğumuz sıralarda, orada ordu
komutanlığı ve ordu müfettişliği ile bulunmuş olan Hadi Paşa, Kerim Paşa'yı
açıkladığım vasıflar ile, dostlar arasında sayılır ve sevilir bir kimse olarak
tanımıştı.
İşte
Ferit Paşa' nın kabine arkadaşı Hâdi Paşa , sıkışmış olan Padişah'ın ve Ferit
Paşa'nın pek elverişli bir yolla imdadına yetişmek istiyordu. Kerim Paşa, Ali
Fuat Paşa'yı da Selânik'ten tanıyordu.
Efendiler, 27/28 Eylül 1919 gecesi, gece yarısına bir saat kala telgraf başında,
Kerim Paşa ile karşı karşıya geldik. İki taraf biribirini şu sözlerle tanıdı :
Sivas -
Mustafa Kemal Paşa telgraf başındadır. Kerim Paşa'ya söyleyiniz, buyursunlar
diyorlar.
İstanbul - Yüksek şahsiyetleri, Mustafa Kemal Paşa Hazretleri misiniz, ruhum?
Ben -
Evet, sayın Kerim Paşa Hazretleri,dedikten sonra :
Kerim
Paşa - "Sivas'ta Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne" adresini yazdırdı ve "Paşa'ya
söyleyiniz anlar; Hazret-i Evvel karşınızdadır." sözlerini bir çeşit parola gibi
ilâve etti. Kerim Paşa : "Zâtıâlîlerinin afiyetleri iyidir inşallah kardeşim."
diye başladı.
Kerim
Paşa'nın İstanbul Hükumeti tarafından kalbinin temizliğinden ve ahlâkının
güzelliğinden yararlanılarak nasıl aldatıldığını anlamak için, sözlerinin
başlangıcını kendisine olduğu gibi tekrarlatacağım. Rahmetli Kerim Paşa şöyle
devam etti :
"Vatanın iyiliği için büyük vatansever kardeşimle ve sayın temsilci
kardeşlerimle görüşmek isterim. Ayağınız toprağına ulaştırılmak üzere Ali Fuat
Paşa vasıtasıyla bir telgraf göndermiştim. İşte, zâtıâlînizin eline ulaşan o
telgraftaki esaslar üzerinde inşallah sevindirici bir çözüm buluruz. Memleketin
geçirmekte olduğu nazik ve pek önemli karışık devreyi Allah'ın lûtfu ile kolayca
aydınlığa çıkartınz. Bunun için de Allah'ın keremi ve nurdan yaratılmış
kurtarıcı emellerinizin gönül mürşîdi ile, bu konuda önemli şeyler konuşarak,
vatan için olan dileklerimizi birleştirelim değil mi? Pek anlayışlı ve tedbirli
kardeşim! Ne buyurursunuz, ruhum? Yere bâtasıca kötü niyetlilerin bu güzel
memleketimiz üzerindeki iftiralarına ve açıktan açığa kötülük yapmalarına engel
olalım, onların ümitlerinin pusularında kötürüm ve cansız olarak bırakalım,
Yalnız hükûmet ile milletin sırf vatanın kurtuluşu ile ilgili hizmetlerini ve
işlerini birleştirelim. Çünkü ortak ve yüce gaye aslında hep birdir. Vatan
düşüncesiyle gösterilen bunca asil tepkilerin, medeniyet dünyası karşında aziz
topraklanmızın korunması ile ilgili en büyük vatanseverlik olduğunu bir kere
daha belirtmek üzere içinde bulunduğumuz durumun güçlüklerini yok edelim ve buna
bir çare bulmak için de bu aziz kardeşiniz ile görûşmeye başlayalım, bekliyorum
kardeşim. Bu teşebbüsüm hakkında, hükûmetin geniş ölçüde iyiniyet gösterdiğini
ilâve ederim, ruhum!"
Efendiler, Kerim Paşa ile 27/28 Eylül, gece yarısından önce saat 23.00'te
başlayan bu görüşmemiz, sabah saat 07.30'a kadar tam sekiz buçuk saat sürdü. Üç
ana noktaya ayrılabilen bu görüşmemiz, yazıda esercedit denilen büyük tabaka
kâğıtlardan yirmi beş sayfayı doldurdu. Bunların hepsini burada okuyarak
sabrınızı kötüye kullanmaktan korkarım. Rahmetli Kerim Paşa'nın, sağlam
görüşlere ve kendi inancına ters düşmesine rağmen maalesef güçlü bir mantığa da
dayanmayan bu tatlı sözlerinin ve tantanalı cümlelerinin okunup dinlenebilmesi
için, yayınlayacağım belgeler arasında bu konuşmaya da olduğu gibi yer
vereceğim.
Yalnız,
bu görüşmede her iki tarafın güttükleri hedef ve dayandıkları temel noktalar
hakkında, özellikle sonucu bakımından kısa bir fikir verebilmek için müsaade
buyurursanız bu noktaların her birine bir parça dokunacağım.
Kerim
Paşa 'nın bilginize sunduğum ilk telgrafına karşılık verirken biraz da onun tarz
ve üslubuna uymuş olduğum görülecektir.
Cevabımda, ben de böyle başladım :
" Kerim
Paşa Hazretleri'ne "kutbü'l-akdâb" deyiniz, anlar" diye başladıktan sonra "şimdi
cevap veriyorum" dedim.
"Pek
sayın ve temiz kalpli kardeşim .Abdülkerim Paşa Hazretleri'ne. Tanrı'ya şükürler
olsun, sağlığım yerindedir. Büyük ve asil milletimizin meşru haklarının
bilincine varmış, onu korumaya ve savunmaya bütün varlığı iIe girişmiş olduğunu
görmekle pek mutluyum... Karşılıklı görüş belirtmek hususunda gösterilen isteğe
içten gelerek teşekkür ederiz... Fuat Paşa aracılığı ile çekilmiş olan telgrafın
içindekileri öğrenmiş bulunuyoruz ... Dayanak noktası olarak kabul buyurulan
bildiride ileri sürülen hususların, Ferit Paşa ve arkadaşlarına karşı
yöneltilmiş bir haykırış ve çıkışma olduğu azıcık bir düşünme ve inceleme ile
anlaşılacak açıklıktadır. Padişah'ın kalbini derin üzüntülere boğan durum ve
davranışlar, milletimiz tarafından değil, Ferit Paşa, Dahiliye Nâzırı Adil Bey
Harbiye Nâzırı Süleyman Şefik Paşa ve bunların çalışma arkadaşları olan Harput
Valisi Ali Galip Bey, Ankara Valisi Muhittin Paşa, Trabzon Valisi Galip Bey,
Kastamonu Valisi Ali Rıza Bey ve Konya Valisi Cemal Bey tarafından işlenen
kötülüklerle ortaya konmuştur.
Malatya'daki ihanet teşebbüsü, Çorum'daki haince tertip, Konya'daki kanlı
teşebbüs eğer içyüzleri ile bilginize ulaşmış değilse, zâtıâlîlerinizi bir çözüm
başlangıcı olarak düşündüğünüz noktadaki isabetsizlikten dolayı mazur görürüz...
Yabancılann görüşlerinin lehimize döndüğü tamamiyle doğrudur. Ancak, bu dönüş,
hiçbir vakit Ferit Paşa Hükûmeti'nin güttüğü siyasetin sonucu değildir. Bu
sonuç, milletimizin varlığını göstermek ve ispat etmek için kendi kendine
girişmiş olduğu kararlı teşebbüsünün eseridir. İşte bu konuda Zâtışâhâne'yi
aldatıyorlar.
Kurtuluş çaresi ve yaşama ilkesi ancak ve ancak Kuva-yı Milliyenin önderliğinin
benimsenmesinde ve millî iradenin hâkim olmasındadır. Bu sağlam ve meşru
temelden en küçük bir sapma, Allah korusun, devlet, millet ve vatanımız için pek
acı bir yıkım getirir...
MiIIetimizin asil mücadelesini kötüye yormaktan ve etrafa öyle tanıtmaktan geri
durmayan kötü niyetli aşağılık kimselerin çok olduğu bir gerçektir. Ancak, asıl
derin bir esefle karşılanacak olan husus, bu kötülükten başka bir şey
düşünmeyenlerin başında, sonsuzluğa kadar yaşayacak olan devletimizin sadrazamı
Ferit Paşa ile nâzırlık mevkilerini tutan Âdil Bey, Süleyman Şefik Paşa gibi
devlet adamlarının yer almış bulunmasıdır.
Memleketimize takım takım bolşeviklerin girdiğini ve Millî Mücadele'nin bir
bolşevik, mücadelesi olduğunu resmî olarak ilân eden ve yayan bu bahtsızlardır.
Asil ve
temiz Millî Mücadele'mizin, İttihatçıların son çırpınışları ve kanlı hareketleri
olduğunu ve onların parasıyla yürütüldüğünü resmen ve açıktan açığa bütün
dünyaya ve yabancı gazetecilere söyleyen bu gafillerdir.
Anadolu'da karışıklık olduğunu basın yoluyla resmen ilân eden ve Ateşkes
Anlaşması'nın özel maddesine göre aziz vatanımızı düşman işgaline uğratmak
isteyen bu cahillerdir.
Malatya'nın Müslüman halkı ile Sivas'ın Müslüman halkını biribirleri ile
boğazlaşmaya sürüklemek isteyenler bu zavallılardır. Millî Mücadele'nin önüne
geçeceğim diye Sivas'ın ve millî duyarlığın görüldüğü her yerin yabancılar
tarafından işgalini isteyen bu hainlerdir. Bununla birlikte, bizim en yüce
gayemiz, tıpkı siz kardeşimin düşündükleri gibi, kötü niyetlilerin bu güzel
memlekete yönelttikleri iftiraları ve açıktan açığa yürüttükleri mel'unlukları
kırmak ve onları kendi ümitlerinin pusularında körkötürüm ve cansız düşürmek,
devlet ile milletin faaliyetini sırf vatanın kurtuluşu ile ilgili noktada
birleştirmektir. Yüce Tanrı'ya şükürler olsun, bu gayenin gerçekleştirilmesinde,
artık milletimiz her türlü kötü niyet belirtilerini kırmış, bütün kahramanlığı
ile dönüşü olmayan kesin adımlarını atmıştır. Yabancılar bile, milletin yaygın
gücünü ve kesin kararını, buna karşılık İstanbul Hükûmeti'nin ne kadar soysuz ve
milletle ilgisi bulunmayan âciz bir hey'et olduğunu iyice anlamıştır. Merzifon'u
boşalttılar. Samsun'u da boşaltmaya başladılar. İç işlerimize ve Millî
Mücadele'mize karşı tarafsız kalacaklarını söylüyorlar. İşte millî
teşebbüslerimizin, istiklâlimizi güvence altına alma yolunda elde etmeyi
başardığı ilk sonuç budur.
Millî
akım, İstanbul'da Kanun-ı Esasî hükümlerine uyulmasını sağlamakla sonuca
ulaşacaktır.
Şimdiki
hükumetin, geniş ölçüde bir iyiniyete sahip olduğunu sanmanın doğru olmadığını
arz etmeme müsaade buyurmanızı rica ederim.
Ben,
daha Erzurum'da iken Ferit Paşa' ya gerçeği ve durumu açıklayarak, milletin
kuvvet ve iradesine karşı çıkacak hiçbir kuvvet kalmadığını yazmış; kendisini,
karşı koyma ve engelleme yolunda devam etmemesi gereği ile uyarmıştım. Bu gafil
zat, buna cevap vermediği gibi, milli akımın birkaç kişinin körüklemesinin eseri
olduğunu da ilân etti. Çıkar hırsı ile, bilgisizlik gaflet ve körlüğü ile iki
tarafı da idare ederek mevkilerini koruyabilecekleri şeklinde boş bir zan içinde
bulunan birkaç valinin aldatıcı raporlarını benim tertemiz ve vatanseverce
uyarılarımdan daha üstün tuttu. Bugün, her türlü kötülük, hainlik, beceriksizlik
ve zavallılık durumunda kaldıktan ve millet de bütün olup bitenlerin içyüzünü
tam bir açıklıkla kavradıktan sonra, bize düşen görev, hemen millî dâvâyı
benimseyecek yeni bir kabinenin iş başına gelmesini sağlamaktır.
Eğer
şimdiki kabinenin şahısları ve hayatları bakımından herhangi bir çekinceleri
varsa, bugün için bu gibi şeylerle uğraşma tenezzülünden pek yüksek olan
milletimiz adına kendilerine istedikleri söz ve güvenceyi vermeyi' de
milletimizin çıkarı açısından gerekli sayarız. Ancak, tuttukları yanlış yolda
inatla direnmeye devam edecek olurlarsa, bundan doğacak sonuçların sorumluluğu
kendilerine ait olacaktır.
İşte
yapılan bu iyi niyetli teşebbüs dolayısıyla, durumu bir defa daha ve son olarak,
asil yüksek şahsiyetleri gibi kalbi gerçekten de vatan ve millet sevgisi,
padişaha muhabbet ve bağlılıkla dolu olan ve kardeşlik hatıralarını daima saygı
ile taşımakta olduğum siz kardeşim Abdülkerim Paşa Hazretleri ile de bildirmiş
olmak, bizim için her türlü vicdan huzurunun daha da sağlamlaşmasına vesile
olmuştur."
Efendiler, buraya kadar söylediklerim bir tek maddenin özetidir. Bundan sonra
gelen maddede :
"Millî
Mücadele bütün genişliği ile İstanbul'a doğru ilerlemektedir. Ferit Paşa ve
arkadaşları bunu bilmektedir. Zâtıâlîleri de bu bilgileri işleyip aydınlanınız
dedikten sonra, o günlerde yapıLmış olan başarılı hareketlerin raporlarını
özetleyerek açıkladım ve : artık bütün bu hareketleri durdurmak yalnız ve ancak
bir tek şeye bağlıdır. O da kabine başkanlığının millî dâvâyı bütün anlamıyla
benimseyecek bir zata verilmesi ve o zatın da bu millî dâvâyı kavrayarak ona
göre tedbir almaya girişmesidir". dedim.
"Bütün
bu söylenenler karşısında siz kardeşimin de bir düşünceleri varsa lutfen
bildirmenizi rica ederim" cümlesinden sonra, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti Hey'et-i Temsiliyesi adına Mustafa Kemal" diye imzamı koydum.
Bundan
sonra Kerim Paşa : "Önce, zâtıâlîleriyle birlikte olan sayın zevatın hepsine
selâm ve saygılarımızı arz etmek ve duyurmak lutfunda bulunmanızı rica ederim"
girişi ile görüşmemizin ikinci noktasına geçtiler. Kerim Paşa devam etti :
"Başladığım kısa konuşmanın bütün safhalarını zâtıâlîniz anlattınız. İşin çözüme
götürülmesi bakımından iki yerde isabet gösterilmediğini söyleyerek mazur
görüleceğimi belirttiniz. Gerçi, bütün durumlar ve çeşitli bölgelerdeki olaylar
bilinmedikçe, bir konuda hakemlik etmek güç ise de, memleketle ilgili bir işin
çözüme bağlanmasında bize ışık tutan, tertemiz vatan endişesi olduğundan,
dayanağımız sağlam ve açıktır. Vatanın alın yazısına karar verileceği şu
sıralarda, tek vücut olarak birleşmiş bir millet ve hükumetin göreceği işi göz
önünde bulundurarak, bunun kolaylıkla bir çözüme ulaşması dileğimi arz etmek
isterdim.
Padişahın hareket noktası olarak aldığıma işaret buyurduğunuz bildirisini
anlamakta bendenizin yanılmış olması mümkündür. Yalnız, müsaade ediniz de, asıl,
işlerin çözümünde en büyük dayanak sayılan bu yüksek bildirideki toplayıcı
yönleri açıklayarak, Padişah'ın sözlerinin neleri içine almış olduğunu
belirteyim. Ben zannediyorum ki, Padişahımız..."
Ben,
derhal Kerim Paşa'nın devam etmesine fırsat vermeden Şunu yazdırdım :
- Kerim
Paşa Hazretleri, gereğinden fazla açıklama yapmak, her ikimizi de asıl gayeden
uzaklaştırabilir. Bir de Padişah'ın bildirisinin yorumları ile fazla uğraşmanın
yararı yoktur. Rica ederim asıl konu üzerinde görüşelim.
Kerim
Paşa cevap verdi:
- Asıl
konu üzerinde görüşeceğiz. Müsaade buyurursanız devam edelim efendim.
Ben -
Rica ederim en son söz ve teklif üzerinde anlaşalım, dedim.
Kerim
Paşa - Evet, oraya geleceğiz efendim.
FERİT PAŞA
KABİNESİ ÇEKİLMELİDİR
Söze
ben devam ettim ve :" Kerim Paşa Hazretleri, meşru çalışmalarımızın ve milli
tepkilerimizin artık daha fazla kötüye yorulmasına ve düzeltilmeye muhtaç
görülmesine; hele bu düzeltme ve değiştirmeler içinde, suçluluğu ve hainliği
ortaya çıkmış bir kabine üyelerinin meşru olmayan savunmalarının esas alındığını
görmeye tahammülümüz yoktur. Biz, son durumu açıklayarak milletin kesin isteğini
arz ettik. Bilmem tekrarı gerekli midir? Zâtıâlîleri sonuçlandırılması gerekli
bu millî isteğe karşı, Ferit Paşa Kabinesi'nin, devletin en yüksek sadrazamlık
mevkiini hâlâ kirletmesine aracılık etmek istiyorsanız, bu gayretiniz hiçbir
yararlı sonuç veremeyeceği gibi siz kardeşimiz hakkındaki eski kardeşlik
duygularımızın da sarsılmasına yol açacağından endişe ederim.
Şimdi,
Ferit Paşa, bir an bile kaybetmeden mevkiini bir namuslu kimseye bırakacaksa ve
buna siz de inanıyorsanız, çözüm bekleyen hiçbir güçlük kalmamış demektir. Aksi
takdirde, aracılığınız, kalbinizin kırılmasından ve boşuboşuna yorgunluktan
başka bir sonuç vermeyecektir.
Ferit
Paşa, mevkiini korumaya devam ederse, kendisinin çok acı bir sonla
karşılaşmasına yol açacaktır. En son ve en kesin söz şudur : Maksadı.mız bu
sarsılmaz gerçeği Padişah'ın bilgisine sunmaktır. Siz, ancak bu asil görevi
yerine getirerek bugün vatan ve milletin yüksek kişiliğinizden beklediği dinî ve
millî görevi yapmış olursunuz."
Kerim
Paşa, "Sözü uzatmamak elbette asıl maksattır" diye başlayarak, sözü gereğinden
fazla uzattı. Bu uzun sözler şu cümle ile son buldu : "Burada vatan için
yaptığım şu teşebbüs elbette Allah ve millet katında bütün asaletiyle bezenmiş
olarak kalır ve işin gerçek sahibi olan her şeye kadir ulu Tanrı, millet ve
vatanın kurtuluşunu sağlayacak esasları orada bulunanlara böylece bağlayarak
tamamlar. Ulu Tanrı güçlükleri çözücüdür. Değerli gözlerinizden öperim. "
Yeniden
cevap verme sırası bana gece yarısından sonra saat 4.30'da geldi. Kerim Paşa'nın
dokunduğu noktaları karşılıksız bırakamazdım. Ben de uzun düşünceler ileri
sürdüm ve sonunda : "O halde, dedim, bizim ve sizin gibi onur sahibi ve
vatansever kimselerin yapacakları teşebbüsün gayesi ne olmak gerekir?
Yönetiminin her dakikasından millet için, gelecekteki kaderimiz için yeni bir
yıkım yolu hazırlamaktan başka bir sonuç beklenmeyen Ferit Paşa ile milletin
arasını bulmak imkânsızlığn ile uğraşmak mı, yoksa bir an önce bu meşru olmayan
kabinenin yerine millet ve memleketin ihtiyaçlarına cevap verebilecek nitelikte
yeni bir hey'etin devlet işlerini üzerine alması gereğini Padişah'a bildirmek
üzere yol aramak mıdır? Lûtfedip bu iki noktadan biri için evet veya hayır
şeklinde cevap verirseniz, Tanrı ve millet katında bütün asaletiyle değerli
kalacağına şüphe olmayan bu asil teşebbüsünüzün bizlerle ilgili yönünü
tamamlamış olursunuz."
Kerim
Paşa, istediğimiz kısa cevaba yine uzun bir cevap verdi: Fakat bu uzun sözler
arasında, bazı cümlelerle, bize padişahın aldatılmış olmayıp her şeyi bildiğini
anlatıyordu.
Kerim
Paşa'nın bazı cümlelerinde şu sözler vardı : "Yüce padişahlık katı kesin karar
ve çözüm makamı olup meşru bir devlette bu yüksek makam, bütün millet
fertlerinin yöneleceği mihraptır. Anadolu'nun bütün dileklerinin Halife
Hazretleri'ne duyurulduğu hakkında bendenize bilgi vermişlerdir. O halde, millet
işlerinin yöneleceği ve dileklerinin kabul edileceği yüksek bir makam olan
Padişahımız Efendimiz her şeyi bilmektedir."
Kerim
Paşa, kendisine has cümlelerle devam ettiği görüşlerine şöylece son verdi :
"Ulu
Tanrı, nice yüksek sebepler yaratarak ve telkin ederek bu çözülmesi güç düğümü
bütünüyle çözecektir. Elbette ki, Tanrı'nın buyruğu güzeldir ve yakındır.
Tanrı'nın eli bütün ellerden üstündür. Geleceğimiz, Tanrı'nın lûtfu ile milletçe
lâyık olduğumuz yücelikte uğurlu ve hayırlı olacaktır. İşte Kerim ' in inancı
budur aziz ruhum."
Bu defa
Efendiler, gece yarısından sonra saat 6.10'a gelmiş olmasına rağmen, üçüncü
safhanın açılmasına ben sebep oldum.
Merhum
Kerim Paşa'nın pek hoşlandığını bildiğim bir ifadeyle "Büyük Hazret" diye söze
başladım :
"Ümmetin ve milletin yüce mihrâbı olduğu içindir ki, milletin dileklerini
bildirme yolunu bulma teşebbüsünden geri durmadık.
Yalnız,
zâtıâlînizi büyük bir yanlışlıktan kurtarmak maksadıyla arz edelim ki,
Anadolu'nun bütün dileklerinin Halife'ye duyurulduğu hususundaki sözlere,
milletin daha, kesin bir güveni yoktur. Çünkü, millet bilmektedir ki, Padişah,
hainlikleri ortaya çıkmış birkaç kişiyi millete tercih buyurmazlar."
Kerim
Paşa'nın dokunmuş olduğu noktalara cevap verirken şunları da söyledim : " Pek
güzel ve yakın olan Tanrı emrinin yerine gelmesi ile, bahtsız ve zulme uğramış
asil milletimizin kurtuluşa ve huzura kavuşmasını yüce Tanrı'nın denizler kadar
engin olan koruyuculuğundan ümitle diler ve ufukları hep inatçı bir dumanla
sarılı olan İstanbul'daki bazı kimselerin gerçeği görmemek için aşağılıkça
direnen duygularının eriyip kaybolmasını bekleriz. Milletin asil ruhu da işte
böylesine duygularla doludur.
Yalnız
tekrarlamama müsaadenizi rica ederim ki, evet veya hayır şeklinde karşılık
verilmesini istirham ettiğimiz sorular maalesef karşılıksız bırakılmıştır.
Azizim, Allah'ın eli bütün ellerden üstündür. Ancak bununla birlikte güçlükleri
yenmeye ve problemleri çözmeye girişenlerin kesinleşmiş bir hedefi olmak gerekti
..." Millet, Tanrı'nın buyruğunu yerine getirecektir ve buyurduğunuz gibi
milletçe elde edeceklerimiz hayırlı ve uğurlu olacaktır. Lûtufkâr dualarınızın
eksik edilmemesini rica ederim. Gayret bizden, yardım ve kolaylık ölümsüz
Tanrı'dandır."
Mustafa Kemal
Artık
Kerim Paşa'nın yorulduğu anlaşılıyordu. " Son iki sözüm ruhum diyerek millî
dâvâ'nın ilkelerini üstün tutmak ve korumak şartıyla, içten gelen dileklerin
sayılıp döküldüğünü ve Tanrı'nın eli.. yüce âyetinin, Tanrı tarafından hayırla
kabul buyurulması için kullanılmış olduğunu söyledikten sonra Allaha ısmarladık
yine görüşeceğiz..." diyerek çekilmek istedi. Bırakmadık!
Son
sözü biz söylemek istedik ve dedik ki : "Kardeşimizin hatırında kalsın diye son
bir cümle arz ediyorum :
-
Millet güçlü, her şeyi kavramış ve tuttuğu yolda kesin kararlıdır. Millî
Mücadele hızlı bir gelişme seyrindedir. Yüce ve Şevketli Padişahımız
Efendimiz'in lutuflarının ve sevgilerinin bir belirtisi olmak üzere karar
vermelerinin ve soruna çözüm getirmelerinin zamanıdır"
Efendiler, bundan sonra Ferit Paşa Kabinesi ancak üç gün dayanabilmiştir.
Kendisi
ile görüşemediğim dostum Rahmetli Kerim Paşa'nın bazı kimselere söylediğine
göre, bu görüşmemizi olduğu gibi Padişah'a göstermeyi başarmış ve bunun üzerine
direnme gücü kırılmış.
Kerim
Paşa'nın Kara Vasıf Bey'e yazmış olduğu 8 Kasım 1919 tarihli mektubunda da buna
işaret edilmiştir.
Rahmetlinin bu mektubunda şu satırlar vardır : "Eski sadrazam en son yapılan
görüşme, bunun yol açtığı sürekli etki ve ciddî tartışmalar sonunda, çekilmek
gerektiğine inanarak ve bütün direnme gücü kaybolarak istifasını sundu... İşte
sessiz sedasız, vatarı için çalışan ve tek başına bendenizin tertemiz gayreti
ile başarılan büyük olay budur. .
Dikkate
almak gerekir ki, bu yazıları ben yazmıştım. Eski sadrazam ile Padişahımız
Efendimiz Hazretleri, bütün bu görüşmelerin sonuçlarını öğrendikten sonra,
dayandıkları sağlam temeller karşısında kararlarını vermişlerdir. . . Yapılan
teşebbüsün ve yazılan yazıların ne dereceye kadar önemli noktaları içine aldığı
ve nasıl bir dürüst vicdan ve keskin görüşle, yaşanan gerçeklerin kâğıda
geçirildiği, elbette Tanrı katında ve milletin tarihî değerlendirmesine asaletle
bezenmiş bir değer olarak kalacaktır. .
Beni,
bütün bunları sayıp dökmeye yönelten gerekçeler, geride kalmış olayları gerçek
yüzleri ile ortaya koymaktır..." Rahmetli Kerim Paşa mektubunun sonunda, abu
kâğıdımın bir kopyasını Hey'et-i Temsiliye'ye göndermek lûtfunu esirgemezseniz,
büyük gerçeklerin tam olarak ve birlikte yayınlanmasına yardım etmiş olursunuz"
demiş. Oysa, bana mektubun kopyası değil aslı gönderilmişti. Bu mektubu da
yayınlanacak belgeler arasına koyacağım.
Efendiler, bu görüşmenin yapıldığı gecenin ertesinde, yani 28 Eylül günü,
görüşme özeti bütün kolordulara şifre ile bildirildi.
TRABZON'DAN
GELEN TEKLİF
Rahmetli Kerim Paşa'nın Fuat Paşa'ya yolladığı ilk telgrafında, İstanbul'daki
yüksek mevkili şahısların mücadele liderleriyle belli bir yerde buluşup
konuşmalarından söz edildiğini görmüştük. Bunun benzeri, fakat aksine yani
Anadolu'dan İstanbul'a gitme yolunda bir teklif de, bundan daha önce Trabzon'dan
çıkmıştı. Müsaade buyurursanız bunu biraz açıklayayım : Trabzon Valisi GaIip
Bey, 18/19 Eylül tarihlerinde teftiş göreviyle Ardasa 'da bulunuyordu. Kâzım
Karabekir Paşa'nın Ardasa'ya gidip vali ile görüşmesi kriz konusu idi. Bu konu
üzerinde 19 Eylülde telgraf başında Kâzım Karabekir Paşa ile görüştük. Sebebi
Trabzon'dan aldığım 18 Eylül tarihli bir telgraftı. Kendisine olduğu gibi
verdiğim bu telgrafta : "Milli çıkarları bozan altı maddeyi kabul etmiyoruz (Bu
altı madde İstanbul ile ilişki kesme konusundaki emirdir). Arzedeceklerimizin
Zâtışâhâne'ye ulaştırılması da oraya gönderilecek bir hey'etle sağlanabilir
kanısındayız" denilmekte idi. Kâzım Karabekir Paşa, makine başında Trabzon
Valisi ile görüşmüş, özetini bildirdi. Vali soru tarzında birtakım görüşler
ileri sürmüş. Karabekir Paşa uygun karşılıklar vermiş. Vali, en sonunda :
"İstanbul'a bir hey'et gönderilerek durumun Padişah'a arzını ve bu hey'etle
birlikte kendisinin gitmesini teklif etmiş ise de, artık bizim çeşitli yollarla
konuyu arza bir çare düşünmüş olmamız dolayısıyla, bu düşüncesinden
vazgeçmiştir. Böyle bir hey'etin gitmesi ve buna sarayın durumunu iyi bilen
Gümüşhane temsilcisi Zeki Bey'in de katılması teklif edilmektedir" denilmekte
idi.
Gariptir ki, iki gün sonra, yani 21 Eylül 1919'da, Torul'daki Yarbay Halit
Bey'in gönderdiği bir şifrede de bu hey'et meselesinden söz ediliyordu.
Fazlasıyla kuşkuya düşen Padişah'ı yabancıların ve Ferit Paşa'nın kucağına
atmamak için, İstanbul'a gizlice bir hey'et gönderilmesinin uygun olacağı, eğer
bu hey'ete Servet ve Zeki Beyler de temsilci olarak alınırsa kendilerinin
sevinerek kabul edecekleri, Zeki Bey'in ağzından bildiriliyordu. Halit Bey'e 22
Eylül'de verdiğim cevapta Zeki ve Servet Beyler'in de içinde bulunacağı bir
hey'etin İstanbul'a gönderilmesinin uygun olmadığını bildirdim. 24/25 Eylül
tarihinde Hâlit Bey' den aldığım bir telgrafta, "Trabzon'daki muhalefetin başı
durumunda olan Trabzon Valisi Galip Bey'i, kolordunun ve Erzurum valisinin
davetini kabul edip Erzuzum'a gitmediğinden, mecburiyet karşısında ve silâhlı
koruma ile bu gece (24/25 Eylül) Erzurum'a gönderdim" deniliyordu.
Efendiler, garip bir tesadüf değil midir ki, rahmetli Kerim Paşa'nın ilk
aracılık telgrafı, Trabzon valisinin tutuklandığı gecenin ertesi günü,
Trabzon'da, vali, Zeki ve Servet Bey'lerle, bunların aldatması üzerine bazı
kimselerin İstanbul ile ilişki kesme konusundaki teşebbüslerinin ve İstanbul'a
bir gizli hey'et olarak gitme plânlarının başarısızlığa uğratılmasının
gerçekleştiği bir günde, yani 25 Eylül günü çekiliyor ve bizi ancak 27/28 Eylül
gecesi aramak gereği duyuluyor. Yazışmaların şeklinden anlaşıldığına göre,
Erzurum'a giden Vali Galip Bey, Kâzım Karabekir Paşa' ya, yeniden İstanbul'a bir
hey'et aracılığı ile başvurmaktan söz etmiştir. Bununla ilgili olarak, Paşa'nın
27 Eylül tarihli bir "olur" isteme telgrafını alıyoruz. Buna 28 Eylülde karşılık
olarak çekilen telgrafta, Kerim Paşa ile yapılan görüşmemin özeti verildikten
sonra, " söz konusu müracaatın gerekli görülüp görülmediğinin bilrdirilmesini
rica ederiz. Gerekli görüldüğü takdirde, Trabzon valisinin, Millî Mücadele'mize
karşı gelme konusunda Dahiliye Nâzırı Adil Bey' den hiçbir farkı olmadığından,
kendisinin asil Millî Mücadele'mize hiçbir şekilde karışmasına müsaade
buyurulmamasın karşılığı veriliyor. Kâzım Karabekir Paşa 'nın 30 Eylülde verdiği
karşılıkta : " Trabzon valisinin bu gibi işlere karıştırılmaması konusundakim
düşüncemizin yerinde olduğu kabul edildikten sonra, "Trabzon'un durumunda
çoktandır beklenen düzelme gerçekleşti" deniliyordu.
Efendiler, son olarak sunduğum bilgilerle bir gerçek üzerinde daha düşünceleri
aydınlatmak isterim. Trabzon Valisi Galip Bey ile Zeki Bey, saray ve Ferit Paşa
ile ilişki içinde idiler. Bir hey'et halinde İstanbul'a gitmekten maksatları,
millî gayeye hizmet değil, orada gerekenleri aydınlatarak ve bazı tedbirler
tavsiye ederek, yeni talimat almak gibi bir maksada dayandığına bence şüphe
yoktur. Nitekim, Zeki Bey daha sonra İstanbul'a gidince, arkasından gerektiği
kadar para ve cephane göndermeye söz verilerek ve özel bir talimat ile Trabzon
ve Gümüşhane dolaylarında örgütler kurmak üzere göndlerilmiştir. Kendisini
İnebolu'da tutuklatıp Ankara'ya getirtmiştim. Bana, bu söylediklerinin hepsini
itiraf etti. Yalnız, sözde İstanbul'u aldattığını, alacağı para ve silâhları
bize teslim etmek niyetinde bulunduğunu söyledi. Buna o gün ve hattâ bugün bile
inanacak saf kimseler bulunabilir mi? Bununla birlikte, ben bu zâtı, Erzurum
Kongresi'ndeki ilişkinin hatırasına saygı duyarak, yalnız gerekli uyan ve
nasihatlarda bulunmakla yetinmiş ve serbest bırakmıştım.
İLK BOZKIR
OLAYI VE İZMİT MUTASSARRIFI'NIN KARŞI KOYMASI
Efendiler, İstanbul Hükûmeti tarafından kolordu komutanı olarak Konya'ya
gönderilen Sait Paşa'yı 30 Eylülde İstanbul'a geri gönderdik. Konya Valisi kaçak
Cemal Bey'in kaçışından önce tertiplediği ilk Bozkır olayının önüne geçmek için,
20' nci Kolordu ve Niğde'de 11' inci Tümen vasıtasıyla ve bunların yardımlarıyla
gerekli tedbirler alınarak, İstanbul'un, çıkmasını beklediği olayları önledik.
Ereğli, Bolu, Adapazarı, İzmit dolaylarında kurulmasına çalışılan Kuva-yı
Milliye teşkilâtı, Eylül ayının son günlerinde büyük bir hassasiyet göstermeye
başladı. O çevrelerdeki Kuva-yı Milliye liderleri, kabinenin direnmesi halinde
İstanbul'a harekete hazır bulunduklarını bildiriyorlardı. Bu hususu, 28 Eylülde,
bütün memlekete ve tabiî olarak İstanbul'a da bir genelgeyle bildirdik. Ancak,
İzmit şehrinde, 2 Ekim günü olumsuz denebilecek yeni bir durum karşısında
kaldık. O tarihte, İzmit mutasarrıfı, Suat Bey adında bir zattı. Kendisini
telgraf başına çağırdık. Son günlerde yapılan tebliğlerin hepsinin alınıp,
gereklerinin yerine getirilip getirilmediğini sordum. Mutasarrıf Bey, yaptığı
açıklamada diyordu ki : Yapılan tebliğleri aldım. Anlaşmazlık ve karışıklık
olmaması için halkı serbest bırakarak dinlemeyi en doğru hareket saydım. Olumsuz
süylentiler vardır. Hey'et-i Temsiliye'den açıklama istemek ve özellikle
maksadın İttihat Hükûmeti'ni önceki şekliyle yeniden diriltmek olup olmadığını
kesin olarak anlamak kararındadırlar. Bendeniz en tarafsız bir kimse olarak
huzur ve güvenliği koruma görevini yüklenmiş bulunuyorum. Her kim ve her ne için
olursa olsun, sonucu bilinmeyen bir macerayla başkalarını sürüklemeyi doğru
bulmam. Telbirli ve ihtiyatlı hareket etme yanlısı olduğumu bütün tecrübelerime
dayanarak arz ederim.
Verdiğim cevap aynen şu idi :
Sıvas,
2.10.1919
Suat
Bey'e
C -
İzmit'te en küçük bir anlaşmazlık ve karışıklığa meydan vermemek asıl görevimiz
olduğu gibi, tarafımızdan da özellikle rica edilmiş bir husustur. Millî teşkilât
ve mücadelemizin meşru maksadını ve niteliğini gerek zâtıâlînize gerek
İzmit'teki birçok kimseye ve bütün dünyaya karşı yazmış ve yazmakta bulunduğumuz
bildiri ve açıklamalarla, en kinci düşmanlarımıza bile anlatmış olduğumuza
şüphemiz kalmamıştır. Artık, ayak takımının dedikodusundan öteye bir değeri
olmayan söylentilerin, karar verme konusunda etkili olabileceğine imkân
vermiyoruz. Bundan başka, eğer halkın açıklanmasını istediği noktalar var
idiyse, bunlar neden derhal bize sorulup, çözüme kavuşturulmamış bulunuyor. Siz,
tarafsız olarak kalmayı tercih buyuruyorsunuz. Oysa, tuttuğunuz yol kesinlikle
tarafsızlık yolu olamaz. Çünkü, siz milletin meşru mücadelesine karşı
tarafsızlık iddiasında bulunduğunuz halde, haince davranışları ile kanun dışı ve
aslında yok hükmünde olan Ferit Paşa Kabinesi'nin memurluğunu yapmakla
meşgulsünüz. İttihatçılığın diriltilmesi ile uğraşacak kısır görüşlülerden
olmadığımı siz pek güzel anlayabilirsiniz. Size en temiz duygularla ve fakat
bütün kesinliği ile şunu arz ederim ki, siz artık Ferit Paşa Kabinesi'ne güven
duymuyor iseniz, bunu Dahiliye Nezareti'ne resmen bildirmelisiniz. Eğer milletin
hüküm ve isteklerine aykırı olarak Ferit Paşa Kabinesi'ne güveniniz varsa,
İzmit'in sayın halkını meşru olan milli mücadelesinde serbest bırakmak üzere
derhal yerinizi terk ile İstanbul'a hareket edin. Bu iki noktadan herhangi
birine uymamanız halinde, yûksek şahsınızın karşılaşabileceği durumun sebep ve
sorumlusunun yine siz olmuş bulunacağını pek samimî olarak bildirmeyi vicdanî
bir görev sayarım.
Hey'et-i
Temsiliye Adına Mustafa Kemal
Mutasarrıf Bey'in,"Kulunuzu sükûnetle dinleyiniz efendim, bendeniz iyi ifade
edemedim. Maksadınızın yüceliğinden ve meşruluğundan zaten söz edilemez"
cümleleriyle başlayan cevabında yazılan satırlar, bizi yarınki cuma namazına
kadar kendi halimize bırakınız. Ferit Paşa'ya kimbilir kaç defa kalemle hücum
eden bendenizi ne kadar kötü gözle görüyorsunuz efendim" cümleleriyle son
buluyordu.
Bunun
üzerine, ertesi günkü cuma namazına kadar bekleyeceğimizi bildirmek üzere
yazdırdığım telgrafa şu iki cümleyi ekledim : "Sizi kötü gözle gördüğüm
şeklindeki zan doğru değildir. Çünkü, vicdanımız sızlamadan verebileceğimiz
hükümler, ancak fiilî sonuçlara bağlıdır, efendim"
O
tarihte, İzmit'te, Albay Asım Bey adında bir zat tümen komutanı olarak
bulunuyordu. Asım Bey'e de, bir iki günden beri, telgraf başında tebligatta
bulunulmuştu. Ancak, hiçbir cevap alınamıyordu. Onu da 2 Ekim günü makine başına
çağırdım ve konuştum. Kendisine: "Kabinenin düşeceği ve belki de düşmüş olması
kesindir. Bu bakımdan milletin azim ve iradesi her türlü kararsızlığın üstünde
bir güce sahiptir" dedikten sonra, kesin düşünce kararını beklemekte olduğumu
söyledim .
Tümen
Komutanı Asım Bey'in uzun özür dilemeler ve görüş bildirmelerle dolu cevabından
çıkan elle tutulur anlam, şimdiye kadar cevap vermeyişinin sebebinin
İstanbul'daki Kolordu Komutanı'ndan sorduğu sorulara cevap alamamış olmasından
ileri geldiği ve yarınki cuma namazında karar alınacağı cümleleri ile
özetlenebilir. Bazı nasihat ve teşvikleri içine alan cevabımızda başlıca şunları
söyledim : " Ferit Paşa'nın yarına kadar çekilmesi pek muhtemeldir. Bu takdirde,
yarınki toplantınız sonunda Zâtışâhâne'ye ve kesinleştiği takdirde yeni hükûmet
başkanına, kabinenin millî gayeyi tam olarak benimsemiş tarafsız kimselerden
kurulmasının istirham edilmesini ve bunun beklendiğinin arzedilmesini
sağlayınız. Bir de, vatanımızı ve millî bağımsızlığımızı kurtarmak için,
kurulacak yeni kabine ile işbirliği hâlinde daha pek çok çalışmaya ihtiyacımız
olduğundan, tam bir sükûnet içinde, Hey'et-i Temsiliye kararıyla arzettiğim
hususları göz önünde bulundurarak teşkilâtlanmaya devam buyurulmasını rica
ederim."
FERİT PAŞA'NIN
İSTİFASI
Efendiler, ben, Asım Bey'e bu son cümleleri yazdırırken (2 Ekim 1919, saat
15.40'ta) araya imzasız şöyle bir telgraf girdi : "Paşa Hazretleri,
İstanbul'daki yakın arkadaşlar söylediler. Bütün akşam gazeteleri yazıyormuş.
Ferit Paşa sağlık durumu dolayısıyla istifa etmiş. Kabineyi kurmak üzere Tevfik
Paşa görevlendirilmiş. Daha sabahtan söyleniyordu, fakat doğrulanmamıştı, şimdi
doğrulandı efendim."
Bu
telgrafı kim veriyor? Anlayınız, dedim. Sormaya zaman kalmadan telgraf şu
şekilde devam etti.
"Biz,
Ankara telgrafçıları, Paşa Hazretleri'nin huzurunda derin saygı ile eğiliriz ve
vatanımızın başına bir belâ kâbusu olan bu kabinenin devrilmesi için milletin
başına geçerek kazandığı başarıyı kutlarız. Lûtfen söyleyiniz."
Telgraf
haberleşmesi kesildi. Gerçekten de 2 Ekimde Ferit Paşa Kabinesi düşmüş
bulunuyordu. Ancak, yeni kabineyi kuran Tevfik Paşa değil Ayan'dan Birinci Ferik
Ali Rıza Paşa idi.
Efendiler, sırası gelmişken arz eyleyim. Bütün telgrafçılarımızın,
teşebbüslerimiz ve Millî Mücadelemiz için yaptıkları fedakârca hizmetlerinin
millî tarihimizde önemli bir yeri vardır. Kendilerine bugün açıkça teşekkür
etmeyi bir borç sayarım.
ALİ RIZA PAŞA
KABİNESİ
Efendiler, Ferit Paşa Kabinesi'nin düştüğünü ve Ali Rıza Paşa'nın kabine kurmak
üzere görevlendirildiğini 2/3 Ekim 1919 tarihinde yazdığım bir genelge ile bütün
millete bildirdim. Bu genelgenin bir suretini de bilgi için yeni sadrazama
verdim.
2 Ekim
günü, yeni kabine başkanıyla bağlantı kurmaya çalıştık. Ertesi günü Meclis-i
Vükelâ'nın oturumunda Hey'et-i Temsiliye ile görüşeceklerine söz verilmişti.
Arz
ettiğim bu genelgedeki beili başlı noktalar şunlardı :
1) Yeni
kabine, Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde belirlenen ve tespit edilen milli
teşkilât ve gayelere saygılı olduğu takdirde, Kuva-yı Milliye ona yardımcı
olacaktır.
2) Yeni
kabine, Meclis-i Milli'nin toplanmasıyla fiili denetleme görevine başlanıncaya
kadar, milletin kaderi ile ilgili herhangi bir taahhüde girmeyecektir.
3)
Barış Konferansı'na tayin edilecek temsilciler, millî dâvâyı gerçekten kavramış
ve millelin güvenini kazanmış bilgili ve yetenekli kimselerden seçilecektir.
Bildiride, bu saydığım ilkelerin, yeni kabine tarafından kabul edilmesinin
teklif edileceği açıklandıktan sonra, bu konuda başkaca görüşleri varsa, yarın
öğleye kadar hemen bildirilmesi isteğinde bulunuldu.
3 Ekim
1919 günü, Sadrazam Ali Rıza Paşa'ya yazdığım telgrafta millet, şimdiye kadar
işbaşına geçenlerin Anayasa'ya ve millî gayeye aykırı hareketlerinden üzüntü
duydu. Bundan dolayı meşru olan haklarını tanıtmak ve mukaderatını ehliyetli ve
güvenilir ellerde görmek hususunda kesin kararını verdi. Gereken sağlam
teşebbüsleri yaptı. Düzenli bir teşkilâtı bulunan Kuva-yı Milliye, milletin
kesin iradesini tam olarak gösterme ve ispat etme kudretini elde etti.
Millet,
padişahın güven ve itimadını kazanmış olan yüksek şahsiyetiniz ile saygıdeğer
arkadaşlarınızı müşkil durumda bırakmak istemez. Aksine, yardımcı olmaya bütün
içtenlisi ile hazırdır. Ancak, Hükûmet içinde, Ferit Paşa ile birlikte çalışmış
nazırların bulunması, yüksek hey'etinizin görüşleriyle milli gayenin biribiri
ile ne dereceye kadar bağdaştığını, büyük bir açık kalplilikle anlamak
mecburiyetini doğurmuştur. Millete tam bir güven gelmedikçe, atılmış olan
kurtuluş adımının durdurulması ve yarım tedbirlerle yetinilmesi uygun
görülmemektedir. Bu bakımdan, şu hususların sizce kabul edilip edilmeyeceğini
kesin ve açık olarak anlamak isteriz." dedik ve genelge dolayısı ile belirttiğim
üç esası saydık. Daha sonra,"bu temel noktalarda uyuşma bulunduğu anlaşıldıktan
sonra, olağan dışı durumun giderilmesi için ikinci derecede bazı hususları da
arz edeceğiznizi bildirdik.
Ali
Rıza Paşa, bu gün, Saray'a ant içmek üzere gideceklerinden telgrafınıza yarın
cevap verilecegi bildirildi.
ALİ RIZA PAŞA
KABİNESİ'NDE SEZİLEN KARARSIZLIK
Biz,
bazı tavırlardan, Ali Rıza Paşa Kabinesi'nde bir çekingenlik, bu kabineyi
oluşturan şahıslarında kafalarında bir bulanıklık sezer gibi olduk. Onun için
bazı tedbirler almayı uygun gördük.
Aynı
günde bir genelge yazdık. Bunda, hükûmet ile millet arasında görüş ve gaye
birliğinin sağlandığı bir tebliğ ile bildirilinceye kadar eskiden olduğu gibi
resmî haberleşmenin kesilmiş bir durumda bulundurulması gereğini bildirdik.
Bundan
başka, her taraftan gelen teklif ve görüşleri birleştirerek, bütün kolordu
komutanlarına ve Millî Mücadele'ye yardımcı olan valilere de 3 Ekim günü, bazı
gizli tebliğlerde bulunduk. Yeni kabine ile ilk temasımıza ait olan bu
belgeleri, olduğu gibi yüksek hey'etinizin gözleri önüne sermeyi, bundan sonraki
haberleşme ve ilişkilerin kolaylıkla anlaşılabilmesi bakımından uygun görüyor.
Müsaade buyurur musunuz?
Şifre Sivas,
3.10.1919
Bütün Kolordu
Komutanlarına ve Milli
Mücadele'ye
Yardımcı olan Vali ve
Vali
Vekillerine
Aşağıdaki telgrafın Harbiye ve Dahili Nazırlarına çekilerek sonucun bildirilmesi
rica olunur :
Dahiliye Nâzırı'nın haince hareketlerine âlet olarak halkı fiilî olarak
silâhlandırmaya ve biribirini öldürtmeye kalkışan Konya Valisi Cemal, Elâzığ
Valisi Ali Galip ve Malatya Mutasarrıfi Halil Bey' lerin tutuklanarak harp
divanına verilmeleri, Trabzon Valisi Galip , eski Kastamonu Valileri İbrahim ve
Ali Rıza Bey'ler ile Ankara Valisi Muhittin Paşa' nın herhangi bir göreve
getirilmemeleri; milletin kanunî haklarını çekemediklerinden, milli davâ ve
mücadeleye yardımlarından dolayı azledilen Sıvas Valisi Reşit Paşa ' nın eski
görevine getirilmesi, eski Bitlis Valisi Mazhar Müfit ve eski Van Valisi Haydar
Bey ' lerin derhal boş illere tayin edilerek görevlendirilmeleri istenmektedir.
Anadolu ve
Rumeli Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti
Hey'et-i
Temsiliyesi adına
Mustafa Kemal
Şifre Sıvas,
3.10.1919
Bütün Vali ve
Kolordu Komutanlan ile
Bağımsız
Mutasarrıflıklara
Aşağıdaki örneğe uygun olarak Sadrazam'a müracaat buyurulması ve sonucun
bildirilmesi rica olunur :
Müslüman halkı silâhlandırmaya ve biribirini öldürtmeye kalkışan ve orduyu içten
yıkarak sonunda vatanı savunmasız bırakmak için emir veren, ordunun sırlarını,
şifreleri çalmak için fiilî tertiplere girişmek suretiyle açığa vuran ve Anayasa
hükümleri gereğince dokunulmazlığı bulunan milletin özel haberleşmelerine engel
olan eski nâzırlardan Ali Kemal Bey, Süleyman Şefik Paşa , Dahiliye Nâzırı Adil
Bey' in, Millet Meclisi açılınca, Yüce Divan'a verilmek üzere hiçbir yere
kaçmalarına meydan verilmemesini ve Telgraf Genel Müdürü Refik Halit Bey ' in
aynı sebeplerle derhal tutuklanarak ilgili mahkemeye verilmesini kanunun
dokunulmazlığı ve kutsallığı adına istemekteyiz.
Anadolu ve
Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Hey'et-i
Temsiliyesi adma
Mustafa Kemal
Harbiye
Nezareti'ne geçen Cemal Paşa, elbette orduya resmî bir tebliğ yapacaktı. İşte
ona ilk cevap olmak üzere kolordulara şu telgrafın verilmesini tavsiye ettik :
Şifre
3' üncü, 20'
nci, 12' nci, 15' inci, 13' üncü Kolordu
Komutanlıklarına
20' nci Kolordu
Komutanı Fuat Paşa'ya (ayrıca)
Konya'da Refet
Bey'e (ayrıca)
Harbiye
Nâzırı Cemal Paşa ' nın ilk tebliğine karşılık olmak üzere aşağıdaki telgrafın
gizli olarak kendisine çekilmesi ve sonucun bildirilmesi rica olunur.
"Zâtıdevletlerizin,
meşru Millî Mücadele'nin başlangıcından beri büyük bir kanaat ve inançla başında
bulunduğunuzu bilmekteyiz. Harbiye Nezareti'ne getirilmeniz sevinçle
karşılanmıştır. Zâtıdevletlerinin başarıya ulaşması için bütün ordu ve bütün
Kuva-yı Milliye yardımcı olacaktır. Başarınızı tam olarak sağlayabilme
bakımından aşağıdaki hususların mümkün olan en kısa zamanda yerine getirilmesini
rica ederiz :
a)
Cevat Paşa yahut eski 1'inci Ordu Müfettişi Fevzi Paşa Genelkurmay Başkanlığına
atanmalıdır.
b)
Galatalı Albay Şevket Bey yahut Yusuf İzzet Paşa İstanbul'daki Kolordu
Komutanlığı ve Istanbul Merkez Komutanlığına atanmalıdır. Yusuf İzzet Paşa ,
İstanbul Merkez Komutanı ve Galatalı Şevket Bey 25'inci Kolordu Komutanı
şeklinde de olabilir.
c)
Albay ismet Bey 'in Harbiye Nezareti Müsteşarlığı'na,
d)
Tümen Komutanı Yarbay Kemal Bey 'in Emniyet Genel Müdürlüğü'ne atanmasına aracı
olunmalıdır.
e) Ordu
üzerinde kötü etki yapmış olan, Harbiye Nezareti'ni işgörmez ve değersiz bir
duruma düşüren ve Meclis-i Millî'den geçmeden eski rütbeleri ile göreve alıp
kendilerine sırf siyasî düşünceleri dolayısıyla iş verilmiş bulunan emeklilerin
derhal görevlerine son verilerek, önemli ve hassas makamların güvenilir ellere
teslimi gerekir.
f) 3'
üncû Kolordu eski Komutanı Albay Refet Bey sebepsiz olarak istifaya mecbur
edildiğinden, bu işlemin düzeltilerek kendisinin, bugün bulunduğu Konya'da 12'
nci Kolordu Komutanlığı'na atanması, Fuat Paşa ile ilgili işlemin de
düzeltilerek kendisinin 20' nci Kolordu Komutanlığı'nda bırakılması.
g) Fuat
Paşa' nın yerine atanan Hamdi Paşa ve 12' nci Kolordu'ya atanan Sait Paşa derhal
asıl görevlerine döndürülmelidirler.
h) İlk
fırsatta müfettişliklerin yeniden kurularak, Doğu Anadolu'daki kolorduların 13'
üncü Kolordu da dahil olduğu halde Kâzım Karabekir Paşa' ya, Batı Anadolu'daki
kolorduların İstanbul ve Edirne de dahil olduğu halde Ali Fuat Paşa ' ya
verilmesi ve şimdilik iki müfettişlik ile yetinilmesi uygun görülmüştür.
Hey'et-i
Temsiliye Adına
Mustafa Kemal
Efendiler, yeni sadrazamdan beklediğimiz cevap nihayet geldi, şudur:
Çok ivedi
Sadaret, 4.10.1919
Sivas'ta
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Delegelerine
İlgi : 2 ve 3
Ekim 1919
ALİ RIZA
KABİNESİ MİLLİ TEŞKİLAT VE GAYELERİ SORUYOR
Erzurum
ve Sıvas Kongrelerinde, tayin ve tespit edildiği, telgraflarında bildirilen
teşkilât ve gayelerineden ibaret olduğu Vekiller Hey'eti'nce bilinemediğinden,
durumun gereği incelenmek üzere her şeyden önce söz konusu koııgrelerin
kararlarının acele olarak bildirilmesi istenmektedir, efendim.
Sadrazam
Ali Rıza
Sadaret,
4.10.1919
Sadrazam Paşa ve saygıdeğer arkadaşlarnın - içlerinde biraz sonra görüleceği
üzere, Kuva-yı Milliye'nin temsilcisi olarak kabineye girdiğini söyleyen Cemal
Paşa' nın da bulunmuş olmasına rağmen - hükumeti kurmuş oldukları güne kadar,
millî gayelerin neden ibaret oldugunu bilmediklerini söylemeleri, şaşılacak bir
şey değil midir?
Bundan
daha da çok dikkati çeken nokta, millî gayelere uyup uymamak konusunda karar
verebilmek için, öncelikle kongrelerin kararlarını istemiş olmalarıdır. Oysa, bu
kadar dağdağaya ve uygulanması selefi Ferit Paşa'nın düşmesine yol açan
kongrelerin kararlarını bilmemeleri düşünülebilir miydi?
Maksatlaıznın zaman kazanmak ve bize karşı hiçbir taahhüde gir meksizin, yeni ve
şeytanca tedbirlerle milleti aldatarak, kendini göster miş olan dayanışma ve
bağlılığı gevşetmek olduğurıa asla şüphe etmedim. Ancak, eğer aradaki bağlar
koparılacaksa ben de her şeyden önce onların bütün içyüzlerini milletin gözü
önüne serecek bir davranışı tercih ettim. Bu yüzden, Sadrazaın'ın ve saygıdeğer
arkadaşlarının isteğini yerine ge tirdim. 4 Ekim 1919 tarihli telgrafla,
kongrenin bildirisini olduğu gibi, tüzüğünde yalnız teşkilâtla ilgili ana
noktalarını özet olarak bildirdim . Hiçbir yerden hükûmetle resmf yazışmalara
girişilmemesi için yeniden genel tebliğler yapıldı.
Efendiler, aynı gûnde şnyle bir telgraf aldım :
C:
Başkanlığım altında kurulmuş olan yüce kabine, milletin isteğine uygun olarak,
vatanın saadet ve selâmetini sağlamak için sarsılmaz bir kararlılıkla çalışma
konusunda tam bir görüş birliğine varmış bulunmaktadır. Osmanlı toplu luğunda
birliğin sağlanması, millf bağımsızlığın korunması, yüce hilâfet ve saltanat
makamının dokunulmazlığı, Anayasa hükümleri gereğince, hiç şüphe yok ki, bütün
bir milletin iradesine dayanılarak gerçekleştirilebilecektir. Ateşkes
Anlaşması'nın vapıldığı tarihteki sınırlar içinde kalan bütün Osmanlı
topraklarının ve şehirterinin, bu anlaşmaıiın kendisine temel dayanak yaptığı
Wilson prensipleri gereğince doğrudan doğnıya Osmanlı saltanatınırı idaresi
altında bırakılması ve bu sınırlar içinde kalıp da nüfusunun büyük çoğunluğu
müslüman olan vatan birliğinin parçalanmasını önleyerek, bu topraklar üzerindeki
tarihî. dini ve coğrafi baklanmıza ve adalet anlayışına uygun bir karar
alınmasının sağlannıası da bugünkü hükumetin vazgeçilmez bir gayesidir, Meclis-i
Millî toplanıncaya kadar milletin. kaderi üzerinde hiçbir kesin ve resmî
taahhüde girilmemesi, Barış Konferansı'na gönderilecek delegelerin mill? dâvâyı
kavramış, güvenilir, ileriyi gören ve yetenekli kimselerden seçilmesi tabiîdir.
Memleketimizdeki meşrutiyet idaresi gereğince mill? hâkimiyet geçerli
olduğundan, görevini hakkıyla kavramış olan bugünkü hükurnet, milletin kararuıı
almadan memleketin alınyazısı hakkında ka rar veremeyeceği için, seçimlerin bir
an önce yapılması konusunda her türlü teşebbüsleri yapmakta, Meclis-i
Meb'usan'ın toplanmasım çabuklaştırma bakımından gereken kolaylıklan göstermeye
çalışmaktadır. Ancak, hükumetin politikasında hakim olan ilke, kanun
hiıkumlerine butunuyle uyarak aksi durumları anlama ve ortadan kaldırmaktan
ibarettir. Olağan dışı ve kanunsuz durumların süregelmesi, Osmanlı Devleti'nin
hükûmet merkezi ile Anadolu'yu biribirinden ayırarak birçok kötû sonuçlar
doğuracağından Allah korusun, devlet merkezinin var lığını tehlikeye düşürecek
ve memleketin öteki bölgelerinin de işgal altına alınması sonucunu vererek
vatanın birliğini bozacaktır. Bu bakımdan bugünkü hükûmet , tarafınızdan işgal
olunan resmi dairelerin boşaltılması, hi.ikîımet işlerinin aksatılmasına son
verilmesi, en küçük bir eksikliğe bile uğratılmaması şart olan hühûmet
otoritesine saygı gösterilmesi, yabarıcılarla siyasî ilişkilere girişilmemesi ve
milletvekili seçimlerinde halkın hürriyetine asla karışılmaması hususlarma
tarafınızdan söz verilmesini istiyor.
Saygıdeğer Efendiler, dikkat buyurulursa, bu telgrafta ne adres vardır ne de
imza... Gerçi, Sadrazamlık makamından yazıldığı anlaşılıyordu. Fakat, başka bir
şey daha anlaşılıyordu ki, bu satırları yazan şahıs veya şahıslar, bir defa
Hey'et-i Temsiliye'yi tanımak ve onunda imzalı resmî yazışma ve görüşmelerde
bulunmak istemiyorlardı.
Bir de,
bizim kongrelerde tespit ettiğimiz kararları ve kendilerine teklif ettiğimiz üç
noktanın göz önünde bulundurulmasını, yeni kabinenin sadrazamı ve vekilleri
tabiî buluyorlar. Bu kararların ve ilkelerin gerçekleştirilmesine zaten gayret
etmekte olduklarını söylüyorlar.
Ancak,
Sadrazam, hükûmetin politikasındaki ana ilke, kanun hükümleridir. Görevi, aksi
durumların önlenmesinden ve ortadan kaldırılmasından ibarettir şeklindeki bir
girişten sonra bizim tavır ve hareketlerimizin olağandışı ve kanunsuz olduğunu
dolaylı yoldan belirtmeye çalışarak bunun devamı halinde, nıerkez ile
Anadolu'nun biribirinden kopmakla sonuçlanacağını ve bunun doğuracağı
tehlikeleri sayarak, sonunda baklayı ağızından çıkarıyor: " Tarafınızdan işgal
edilen resmi dairelerin boşaltılması, hükûmet işlerinin aksatılmasına son
verilmesi, hükumet otoritesine saygı gösterilmesi, yabancılarla siyasî
ilişkilere girişilmemesi , milletvekillerinin seçiminde halkın hürriyetine asla
müdahale edilmemesi hususlarına tarafımızdan söz verilmesini istemekn suretiyle,
bizim varlığımıza ve faaliyetimize son vermek maksadında olduğunu belirtiyor.
Efendiler, belki unuturum, ayrıntılı açıklamalara girişmeden önce söylemeliyım
kı tarafımızdan işgal edilmiş resmi daireler yoktur. Yalnız Sıvas ili, okulların
tatilde bulunması dolayısıyla, Hey et-ı Temsiliye yi lisede misafir etmişti. Söz
konusu edilmek istenen resmî daire bu olacaktı. Yeni kabine, her türlü
faaliyetine başlangıç olmak üzere Hey'et-i Temsiliye'yi buradan kovarak, halkın
gözünde onun nüfuz ve haysiyetini kır mak istiyordu.
Efendiler, kimden kime yazıldığı belirtilmemiş olan bu telgraf üzerine, Sıvas
telgraf merkezi ile İstanbul telgraf merkezi arasında aynen şu haberleşme
yapıldı :
Olağanüstü
İstanbul Merkez
Müdürlüğü'ne
Sadaret
merkezinden yazılan telgraf, başlık ve imzası bulunmadığı için Anadolu ve Rumeli
Müdaa-i Hukuk Cemiyeti Hey'eti Temsiliyesi tarafından kabul edilmedi. Telgraf
sureti merkezimizde alıkonmuştur. Gerekenlere bilgi verilmesi rica olunur.
İmza
Kongre Merkezi
- Bize,
üzerinde Sadrazam Paşa Hazretleri'nin cevabıdır, başlığıyla Ametçi Bey verdi;
kopyası telgrafhanededir. Siz Paşa Hazretleri'ne böyle veriniz.
-
Hey'et-i Temsiliye'ye denilmemekte ve kimden geldiği bilinmemektedir. Bu yüzden,
başlık ve imza olmadığı için kabul etmiyorlar.
- O
halde, şimdi dağıldı. Kabinede bu konuda bir şey yazarlarsa durum elbette
aydınlanır efendim.
Bu
cevabı verdikten sonra dağıldılar. Artık bize bir şey gelmez. Fakat, Sadrazam
Paşa belki evinden yazar. Bizim bu merkezin işi kabine toplantısı bitince son
bulur, kapanır azizim.
- Siz,
dediğimizi Âmetçi Bey'e söyleyin.
-
Âmetçi Bey de gitti. Yalnızım.
-
Telefonla söyleyiniz.
- Bizde
şehir telefonu yok. Bununla birlikte siz telgrafı öylece saklayınız da
sabahleyin resmen bir şey yazdıralım efendim.
-
Sadrazam Paşa'ya telefon edin.
-
Kardeşim, Sadrazam Paşa'ya anlatamayız ki...
OIağanüstü
BâbıâIî, 4.10.1919
Sıvas Kongre
Msrkezi Müdürlüğü'ne
Erenköyü'nde oturan Sadrazam Paşa Hazretleıi telefonla araııdığı ve saat yirmi
biri yirmi beş geçtiği halde bulunamadı. Bu haberleşme çaresiz olarak yarın arz
edilecektir, efendim.
Bâbıâli Müdürü
Hüseyin Hüsnü
OIağanüstü
Istanbul, 4.Ia.I9I9
Kongre
Merkezi'ne
C :
Bâbıâlî Müdürlüğü'nden de bildirildiği gibi, şimdi yirmi biri yirmi beş geçeye
kadar telefondan arandıkları halde, Sadrazam PaŞa Hazretleri'nin konaklarından
cevap alınamadı. Biraz sonra yine arayacağım, Cevap alırsam derhat bildiririm.
Alamazsam sabahı beklemek zarurî olacaktır, efendim.
İstanbul
Telgraf Müdürü
Tevfik
Efendiler, ertesi günü, yani 5 Ekim 1919 tarihinde, Hey'eti Temsiliye'ye çekilen
imzasız telgrafın, cevap olarak Sadrazam tarafından yazıldığı söylendi. Bunu
doğrulayan resmi ve imzalı bir yazı olmamakla birlikte, biz böyle küçük bir
nokta üzerinde daha fazla durmayı yararlı ve gerekli görmedik. Sadrazam Paşa'ya
cevap yazmayı uygun bulduk. 5 Ekimde yazdığımız uzun karşılığın ana noktalarını
özetleyeyim :
Tekliflerimizin hepsinin benimsenip kabul edilmiş olduğu anlaşıldı. dedikten
sonra, tarafımızdan söz verilmesi istenen noktalar üzerinde açıklamalar yaptık
ve şunları söyledik : "Olağandışı ve kanunsuz durumları yaratan Ferit Paşa
Kabinesi idi. Ferit Paşa Kabinesi tarafından girişilmiş olan gayrimeşru iş ve
hareketleri doğuran sebeplerin ortadan kaldırılması için tarafınızdan kesin
tedbirler alındığı takdirde, kendiliğinden yok olur."
"Cemiyetimizin, bugünkü kabineye söz verip yardımlarda bulunabilmesi için önce,
hükûmetin millf teşkilâtımızı olumlu karşıladığını açık ve kesin bir dille ifade
etmesi gerekir. Aksi takdirde, karşılıklı güven ve samimiyetin varlığı şüpheli
kalacak ve biribiri ile zıtlaşan davranış ve teşebbüslerin ortaya çıkması
ihtimali bulunacaktır."
Ali
Rıza Paşa 'nın imzasız telgrafında : "memleketimizdeki meşrutiyet idaresi
gereğince, milli hâkimiyetin geçerli oIduğu" noktasına da : "Gerçekten öyle ise
de, dağıtılmasından başlayarak Meclis-i Mebusan'ın dört ay içinde toplanması
Anayasa'mızın açık hükümlerinden iken, bugüne kadar seçmen kütükleri bile
düzenlenmemiştir. Bu davranış, Ferit Paşa Kabinesi'nin açıktan açığa meşrutiyete
bir darbesi ve Anayasa'ya kesin bir tecavüzü demektir; ceza kanununun ilgili
maddesine göre bir cinayet sayılarak işleyenler hakkında kanun hükümlerinin tam
olarak uygulanması, millî hâkimiyeti kabul edecek ve kanun hükümlerinin yerine
getirilmesini kendisi için kanuni bir görev sayacak her meşru hükûmetin ilk
kutsal görevidir" karşılığında bulunduk. Ondan snnra şu teklifleri ileri sürdük
:
1-Memlekete sükun ve güven olduğunu ve millî dâvânın tamamiyle haklı ve meşru
bulunduğunu resmî bir bildiri ile ilân ederek, milletin tümünün birliğine
hükûmetin de katıldığını gösteriniz.
2 -
Düşmüş olan hükumetin haince hareketlerine âlet olmuş bulunan birtakım yüksek
dereceli memurlar vardır. Onları ilgili bulundukları mahkemeye veriniz. Millî
Mücadele'ye karşı çıkan bazı valiler hakkında devlet hizmetinde kullanılmamaları
için gereken işlemi yapınız. Millî Mücadele'ye hizmet ettikleri için görevden
alınmış olanları görevlerine iade ediniz.
3 -
Rütbelerinin iadesi Meclis-i Millî'nin onayından geçmemiş bulunan ve tek
çalıştırılma nedeni birtakım siyasî düşüncelerden ibaret bulunan emeklileri,
derhal eski durumlarına döndürün mevkileri ehliyetli ellere teslim ediniz.
4 -
Eski nâzırlardan Ali Kemal ve Âdil Beyler ile Süleyman Şefik Paşa'nın Meclis-i
Millî'nin açılışında Yüce Divan'a verilmek üzere, hiçbir yere kaçmalarına meydan
verilmemesini, Posta ve Telgraf Genel Müdürü Refik Halit Bey'in derhal
tutuklanarak ilgili bulunduğu mahkemeye teslimini, kanunun dokunulmazlığı ve
milli hakların kutsallığı adına isteriz.
5 -
Millî Mücadele'ye katılmış veya Millî Mücadele'yi desteklemiş olanlar aleyhine
başlanmış olan kovuşturma ve baskılara son veriniz.
6 -
Basını yabancı sansüründen kurtarınız.
İşte
Efendiler, özet olarak saydığım bu noktalarla ilgili görüş ve tekliflerden
sonra, telgrafımızı şöyle bitirdik : Arz edilen noktalara ve ileri sürülen
tekliflere millet için yeterli, açık ve uygun bir cevap verilen zamana kadar,
millî gayelerin gerçekleşmesi için milletçe alınmış olan fiilî tedbirlere,
eskisi gibi devam zorunda kalınacağını, bütün illerden, bağımsız sancaklardan ve
onlara bağlı yerlerden aldığnmız kararlar üzerine tam bir kesinlikle arz ederiz.
İmza :
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Hey'et-i Temsiliyesi adına, Mustafa
Kemal.
Efendiler, İstanbul ile haberleşme biter bitmez, derhal şu genelge iIe durumu
memlekete bildirdim :
5.10.1919
Genelge
İstanbul
Belediyesi'ne, Basına
Sadrazam Paşa Hazretleri, Erzurum ve Sıvas Kongrelerindeki temel kararları ve
millî teşkilâtın gayelerini tabiî bulmakla birlikte, düşüncelerinde açıklanması
gereken bazı noktalar görüldüğünden, hükîımetle milletin gerçek anlamda
uzlaşmalarını sağlamak amacıyla ve bütün merkezlerin görüşlerinin özüne
dayanılarak verilen cevap ve ileri sürülen teklifler aynen aşağıdaki genelge ile
duyurulur. Gelecek cevap ve ona göre alınacak kararlar derhal duyurulacaktır.
Anadolu ve
Rumeli Müdafaa-i
Hukuk Cemiyeti
Hey'et-i
Temsiliye'si adına
Mustafa Kemal
YUNUS NADİ
BEY'E ARABULUCULUK YAPTIRILIYOR
Efendiler, AIi Rıza Paşa Kabinesi'nin iktidar mevkiine geçtiğinin beşinci gününe
geldik. Hâlâ anlaşamıyoruz. Memleketin İstanbul ile olan resmî haberleşme ve
ilişkileri hâlâ kesilmiş olarak sürüp gidiyor. Sadrazam Paşa Hazretleri,
tekliflerimize cevap vermiyor ve hiçbir vakit vermemiş olduğunu göreceksiniz.
Kabineden hiç kimse bizimle görüşmek istemiyor.
Bu gün,
yani 6 Ekim l919 günü, Yunus Nadi Bey arkadaşımız, Harbiye Nâzırı olan Cemal
Paşa'yı, daveti üzerine makamında ziyarete gitmiş.Cemal Paşa,Yunus Nadi Bey'e
durumdan özellikle hükumetIe Hey'et-i Temsiliye arasında daha bir anlaşma
olmadığından söz etmiş ve anlaşıldığına göre bizi haksız göstermiş; kendilerinin
her şeyi kabul ve uygulamaya hazır bulunduklarını anlatmış. Herhalde anlaşmazlık
çıkaran ve bunda direnen tarafın He 'et-i Temsiliye olduğunu söylemiş. Öyle
anlaşılıyor ki, Yunus Nadi Bey'in bizimle olan şahsî dostluğuna dayanarak,
taraflan uzlaştırmak için arabuluculuk yapmasını teklif etmiş olacak.
Yunus
Nadi Bey bu aracılık teklifini sevinerek kabul etmiş. Yalnız, Yunus Nadi Bey'in,
Cemal Paşa'nın verdiği bilgileri sağlam ve gerçek olarak kabuIlendiği ve durumu
ona göre değerlendirdiği, şimdi süzünü edeceğim telgrafının ifadesinden
anlaşılmaktaydı.
Yunus
Nadi Bey'le telgraf başında yapılmış olan bu görüşmemiz, yeni kabine ile bizi,
görünüşte de olsa, uzlaşmaya yöneltme bakımından önemlidir. Bu sebeple, müsaade
buyurursanız biraz açıklayacağım.
Harbiye
Nâzırı Paşa'nın beni telgraf başına davet ettiğini haber ver diler. Zaten
dairemizde bulunan makine başına gittim. .
İstanbul -" Harbiye telgrafhanesi Yunus Nadi Bey zâtıdevletinizle görüşmek
istiyor efendim," denildikten sonra; "Harbiye teIragrafhanesinde makine başında
hazırım dendi"." Hazır olan kimdir?" dedim.
Telgrafçı - "Yunus Nadi Bey ve yanında Nâzır Paşa'nın yâveri Cevat Rifat Bey
vardır efendim. Nâzır Paşa yı istediler mi, yoksa..." açıklamasında bulundu.
"-
Kendileriyle şimdi görüşürüz. Yalnız, beni telgrafa davet ettikleri zaman Nâzır
Paşa istiyor" demişlerdi." Davet eden Nâzır Paşa mıdır, yoksa zâtıâlîleri mi?
Yunus
Nadi Bey - " Nâzır Paşa'nın müsaadesiyle ve yav eri vasıtasıyla, Harbiye
merkezinden zâtıdevletlerini aradık. Bu yüzden vanlış anlaşıldı efendim," dedi.
Ben -"
Teşekkür ederim. Buyurun", dedim.
Bunun
üzerine Yunus Nadi Bey'in sözleri alınmaya başlandı. Yunus Nadi Bey,
düşüncelerine şöyle bir giriş yaptı : "Millî iradenin, millet hâkimiyetini
etkili kılmasının olumlu bir sonucu olarak meydana gelen değişiklik üzerine,
burada kurulan hükûmetle, millî teşkilây arasında uyumlu bir birliğin
sağlanmasının gecikmeyeceğine hükmetmiştim. Yaptığım sonışturmadan sonra, daha
bir iki noktada anlaşmazlık bulunduğunu anladım. Bu uyumun kurulmasındaki
gecikme içte ve dışta iyi olmayacağı için, bazı hususları arz etmeyi bir görev
saydım."
Ondan
sonra, şimdi özetleyeceğim noktalarla ilgili bilgi ve düşüncelerini, ilk konu
olarak belirttiler.
1-
Ferit Paşa Kabinesi'nde bulunmuş olan bazı şahısların bu kabinede yer aldıkları
için kötü gözle görülmelerinin doğru olmadığını Abuk Paşa (Ahmet Abuk Paşa)'nın
Ferit Paşa Kabinesi'nin düşmesinde rol oynadığını;
2 -
Rıza Paşa Hükûmeti'nin bir geçiş devresi hükûmeti olduğunu, süresinin Meclis-i
Meb'usan seçiminin sonuna kadar devam edebileceğini
3 -
Bugünkü hükûmetin, millî gaye ve isteklerinin hepsini yerinde bulma ve olumlu
bir sonuca ulaşmasına da çalışma konusunda en ufak şüpheye yer vermemekte
olduğunu, belirttiler ve;
4 -
Özellikle, Cemal ve Abuk Paşa gibi kimselerin, hükumette milli dâvânın birer
temsilcisi ve kefili gibi kabul edilmelerinde kararsızlığa yer yoktur, hükmünü
verdiler.
İkinci
konu olarak da Yunus Nadi Bey, şahıslarla ilgili noktaya dokundular. Bunda
bizimle tamamen aynı duyguda olmakla birlikte, biraz ılımlı olma tavsiyesine
cesaret edeceğim dedi ve görüşünü, millî başarının uyandırdığı iyi etkilerin,
bazılarında intikamcılıkla yorumlanarak lekelenmekten korunmanın önemli olduğu
şeklinde belirtti.
Yunus
Nadi Bey, "Bugünkü hükumet üyeIeri ile yaptığım temaslardan, hükûmetin, millî
teşkilâtın isteklerinin yerine getirilmesinde kararlı olduğu anlaşılıyor"
dedikten sonra şu bilgiyi verdi : "Harbiye Nâzırı Cemal Paşa, bu gün
yayınlanacak bildiride bu noktanın aslında yeterince açıklanmış olduğunu; ancak,
bildiri, hükûmetin ağzından, resmî bir dille yazılmış olduğuna göre, her yön
dikkate alınarak araya sıkıştırılmış göstermelik birkaç kelimeye önem
verilmemesi gerektiğini söyledi."
Yunus
Nadi Bey, yeni sadrazam ile hükûmetinin - her türlü yanlış anlaşılnıayı gidermek
için - millî teşkilâtın ileri gelenlerinin göstereceği bir hey'etle doğrudan
doğruya temas kurma konusundaki samimi isteğini bildirdikten sonra, bütün
düşüncelerini şu cümle ile özetledi : "Bugün bendenizin en gerekli saydığım
husus, bunalımın sona ermesi ve karmakarışık bir durumda sürüp gitmemesinden
ibarettir"
Yunus
Nadi Bey , bu konudaki düşüncelerimi bellediği için, ben de şu cevabı verdim :
Sıvas,
6.10.1919
Yunus Nadi
Beyefendi'ye
Hey'et-i
Temsiliye'ce Sadrazam Paşa Hazretleri'ne yapılan birinci ve ikinci derecedeki
tekliflerle, kendisinin hey'etimize vermiş olduğu cevap ve özellikle bu cevabın
son bölümleri bilmem tarafınızdan görülmüş müdür? Söylediklerinizden ve yüksek
düşüncelerinizden, bu yazılan görmemiş olduğunuza ve tekliflerimizin zâtıâlînize
bunlarm nitelik ve samizııiyetini tam olarak anlamamış olanlar tarafından
anlatılmış bulunduğuna hukmediyoruz. Bu nedenle, burada konunun esası üzerinde
bir tartışmaya girmeyi müşkül görüyoruz. Yalnız, şahsî olan yüksek
düşüncelerinizdeki bazı noktaları aydınlatmak maksadıyla, aşağıda, sırayla
açıklamalar yapılmıştır.
Yeni
kabine ile millî teşkilâtımız arasında uyumlu bir birlik kurulmasının
gecikmeyeceği yargısına biz de varmıştık. Bu gecikmenin sebebini bizde değil,
yeni kabinenin dört gündür göstermekte olduğu kararsız tavırda aramak gerekir.
Yeni kabine, bize aramızda bir anlaşmazlık olduğunu da bildirmemiştir. Yeni
kabinede, yerlerinde bırakılan eski nâzırlarm namuslanndan şüphe etmemekle
birlikte, eski kabinenin ağır suç sayılacak işlerine bilerek veya bilmeyerek
katılmış olmalan göz önünde tutulacak önemli bir noktadır. Abuk Paşa ' nın
kabinenin düşmesinde oynamış olduğu rol bizce bilinmemektedir. Biz, sonucu
sağlayaıı gücü pek iyi biliriz. Bizim maksadımız, bu hükumeti, sanıldığı gibi
bir geçiş devresi hükumeti olarak kabul etmek değildir. Aksine, milletin kaderi
üzerinde karar vercek ve banşı yapacak en önemli bir hey'et olabilmesini
dileriz. Milletimizin ana çıkarları açısından, yabancıların bizce hiç önemi
yoktur. Biz, davranışlarımızı yabancıların dedikodusuna uydurma güçsüzlüğünü
reddetmiş olanlardanız. İç ve dış durumu bütün açıklığı ile biliyoruz. Attığımız
adım tesadüflere bağlı değildir, derin düşüncelere, sağlam temellere, bütün
milletin düzenli bir teşkilâta bağlı gerçek kuwetine ve irade gücüne
dayanmaktadır.
Millet,
egemenliğini bütün anlamıyla bütün dünyaya tanıttırmaya kesin olarak karar
vermiştir. Bunun için de her yerde, her türlü tedbir alınmıştır. Bugünkü
hükumetin millî dâvâ ve istekleri olumlu karşılamasını ve oluınlıı bir sonuca
bağlamaya çalışmasını bekleriz. Çünkü başka tûrlü iktidarda kalamaz. Abuk Paşa'
yı bilmiyoruz. Ancak, Cemal Paşa'dan millî teşkilâtımızın temsilcisi olmaktan
başka bir şey beklemeyiz.
(Efendiler, Şunu belirtmeliyizn ki, Cemal Paşa bizim temsilcimiz değildi.
Kendisine böyle bir mevki ve görevin verilmiş olması, sizce bilinen tutumundan
dolayı doğru da değildi. Ancak, Yunus Nadi Bey'in telgrafında, Cemal Paşa'nın
temsilci gibi kabul edilmesin de şüpheye gerek yoktur denilmiş olmasından, Cemal
Paşa'nın bunu istediği kanısına varılmış ve bu görev kendisine bir oldubitti
halinde verilmiştir.)
Cemal
Paşa nâzır olur olmaz, kendilerinin herkesten önce bizimle ilişki kurup gerçek
durumu anlayacağını ve ona göre hükîımetle millî teşkilâtın görüşlerini
birleştirmeye çalışacağını umuyorduk. Oysa, daha böyle bir temastan kaçındığı
görülüyor. Bizim yeni kabineye karşı ileri sürdüği.imüz teklif ve istekler,
şahsî ve keyfî olmayıp, bütün iller ve bağımsız sancaklarla bunlara bağlı
yerlerin, beş kolordu komutanıuın ve millî teşkilâta bağlılık gösteren yüksek
dereceli memurların Hey'et-i Temsiliyemize bildirmiş olduklası tekliflerin, Hey
et-i Temsiliye'mizce, hukümeti mümkun olduğu kadar güç bir duruma sokmama
düşüncesi ile yapılmış özetinin özeti durumundaki bir sonucundan ibarettir. Bu
teklif ve isteklerde sandığınız ve belirttiğiniz sakıncalar da yoktur. Hükumet,
Fiey'et-i Temsiliye'mizle samimî ve ciddî ilişki ve göri.işmelerde bulunduğu
takdirde, ileri sürülmüş olan istek ve tekliflerin hükumetçe uygulanabilecek
şekil ve zamanını kararlaştırmaya hiçbir engel bulunmamaktadır. Yalnız, Sadrazam
Paşa'nın, Hey'et-i Temsiliye'mize 4 Ekimde cevap olarak gönderdiği telgrafındaki
son paragraflar dikkati çeker niteliktedir. Eğer meşru olan millî teşkilâtımız
ile bunun yönetimini elinde bulunduranları, gayrimeşru ve kanun dışı tanıma
zfhniyeti devam ettirilecekse, hiçbir uyuşma imkânı bulunamayacağına şüphe
yoktur.
Bugün
yayınlanacağını bildirdiğiniz bildiride, her ne sebeple olursa olsun, millî
teşkilât ve mücadelemiz hakkında eleştirici bir diI kullanıldığı takdirde, hattâ
bu tutum önemsiz birkaç keIimeden ibaret kalsa bile, tarafımızdan her türlü an·
laşma imkânı ortadan kaldınlmış sayılacaktır. Zaten İstanbul Hükûmeti, Hey'et-i
Temsiliye ile iyiden iyiye anlaşmadıkça, bildirisi hiçbir yerden alınmayacaktır.
Belki, yalnızca İstanbul bunun dışında kalabilir.
Hey'et-i
Temsiliye'miz bûtûn fller ile bağımsız sancaklar adına kendi bölgelerinde
milletin genel oylan ile seçilmiş temsilcilerinin oluşturduğu Erzurum ve
Sıvas'ta toplanan genel kongreler tarafından kararlaştınlmış ve seçilmiş bulunan
meşru bir miIlî teşekküldür. Temsil yeteneği ve kudreti de fiili çalışmaları ile
ortadadır. Meclis-i Meb'usan'm toplanıp da fiilen denetleme görevine başlayacağı
güne kadar, Hey'et-i Temsiliye'nin millet ve memleketin kaderi ile ilgilenmesi
zaruridir. Hükümetin, hey'etimizIe samîmî temas ve ilişkisi, elbette kendi mevki
ve kuvvetini güçlendirecektir. Ayrı ayn yönlerde yüründüğü takdirde, bunun
memleket ve millet çıkarlan için sakıncalar doğuracağı tabiîdir.
Biz,
bugünkü kabinede, varlıklan memIeket ve millet için özellikle yararlı olacağına
inandığımız bazı kimselerin, daha önce oIduğu gibi, birer birer kabineden
çıkarılması şeklindeki son moda kabine taktiklerine uğradıklannı görmek
istemeyiz (Efendiler bu dediğimizin çıktığını göreceksiniz). Sıvas'ta toplanmış
bulunan Hey'et-i Temsiliye, bizzat ve doğrudan doğruya hükûmetle en samimî temas
ve ilişkide bulunmaya hazır ve isteklidir. Bu görevi başkalarına vermek
yetkisine sahip değildir. Hükûmetle tam bir anlaşma gerçekleştiği takdirde,
temasın kolay ve güvenilir olabilmesi için daha başka çareler de düşünülebilir.
Özet olarak, karışık duruma bir an önce son verilmesi, öncelikle, hükumetin
kendisine arz ve teklif ettiğimiz şekildeki bir bildirisinin, göstermelik
kelimelerle değil, samimi bir dil ile yayınlanması ve öteki tekliflerin olumlu
karşılanıp yerine getirileceği konu sunda, Sadrazamlığın, arz ettiğimiz
hususlara doğrudan doğruya cevap vermesiyle mümkün olacaktır. Yoksa, Refik Halit
Bey tarafından hâlâ telgraflarımız ve bildirilerimiz kontrol edilir, çalınır ve
alıkonulurken, hükûmetin samimiyetinden söz edilmesi, bize pek garip geliyor.
Hükûmet,
bu kararsız durumunda birkaç gün daha devam edecek olursa, millet gözünde daha
pek kazanamadığı güven ve itimadın büsbütün kaybolmasına yol açacaktır. Her
yerden aldığımız telgraflarda, yeni hükûmetin güvenilir olup olmadığına dair
sorular sorulmaktadır. Saygılarımı arz ederim kardeşim.
Mustafa Kemal
Efendiler, Yunus Nadi Bey, verdiğim bilgiler ve yaptığım açıklamalardan gerçek
durumu anladı. Bizimle haberleşmenin devamına gerek görmedi. Aksine, yeni
hükûmeti ve özellikle Cemal Paşa'yı uyarmaya çalışmış... Gerçekten,
açıklayacağım üzere, görünüşte de olsa, bir anlaşma durumu ve manzarası ortaya
çıktı.
Efendiler, 6 Ekim 1919 günü de geçti. Biz eldeki tedbirlerin önemle ve dikkatle
yürütülmesi gereğini bir genelge ile emrettik.
Efendiler, Yunus Nadi Bey'le haberleşmemizin ertesi günü, nihayet, sadrazamdan
cevap değil, fakat Cemal Paşa'dan şu telgrafı aldık :
Harbiye
7.l0.I9l9
Saat l2.O7
CEMAL PAŞA
KABİNE ADINA MİLLİ İRADEYE AYKIRI HAREKETLERDEN KAÇINILACAĞINA SÖZ VERİYOR
Mustafa
Kemal paşa Hazretleri'ne
Şimdiye
kadar yapılan haberleşmelerin özeti :
1 -
Kabine sizinle aynı düşüncededir, millî iradenin hâkimiyetini kabul eder. Ancak,
bir öç alma kabinesi olmaktan çekinir. Suçluların cezalandırılmasını kanuni
yollarla yerine getirmeyi de uygun buluyor.
2 -
Zarara uğramış valilerin uğradıkları haksızlıklara son verip durumlarını
düzeltmeyi, yeterli olanlarını seçip özellikle atamayı, ordunun şeref ve
disiplinini de iade etmeyi tamamen üstlenir.
3 -
Devlet, dışarıda karşı şeref ve haysiyetini yeniden kazanabilmek için millî
iradeye ve Hey'et-i Temsiliye'ye dayanacaktır.
4 -
Hey'et i Temsiliye'nin bir temsilcisi olarak, bütün içtenliğimle ve saygılı bir
duygu ile arz ediyorum ki, kabine, Hey'et-i Temsiliye'nin hem dışa hem de içe
karşı, hâkim oluyor anlamını vermeksizin kendisine yardımcı durumda kalmasını
ister ve bu büyük gücün yararını takdir eder. Herşeyden önce, telgrafların
karşılıklı olarak ve serbestçe çekilmesini, yerinde bırakılacak veya yeniden
tayin edilecek vali ve komutanların hemen hareket edebilmesini, özellikle, kabul
edilen yeni Milletvekilleri Seçimi Kanunu'nun her yere dağıtılarak
duyurulabilmesini pek yararlı görür.
5 -
Millî iradeye aykırı davranışlardan kaçınılacağına söz verirsem, geriye yalnız,
ayrıntılarının şekil ve zamanı kalır ki, bunun da pek kolay olabileceğine
inancım vardır. Vatanın kurtanlmasını hedef alan gayenin gerçekleşmesine, hemen
elbirliği ile çalışabilmek için, ayrıntılar üzerinde ısrar edilmemesini,
zâtıdevletlerinin yardımlarını bekler , pek rica eder, saygıdeğer arkadaşların
hepsine de saygılarımı sunarım.
Harbiye Nâzırı
Cemal
Bu
telgrafa hemen olumlu ve samimî olan şu cevabımızı verdik :
Şifre Sıvas,
7.10.1919
Harbiye
Nâzırı Cemal paşa Hazretleri'ne
İlgi :
Zâtıdevletlerinin telgrafta belirttikleri hususlara, madde madde, sırayla
aşağıdaki cevap arz olunur :
1 -
Kabinenin bizimle tam bir birlik ve beraberlik içinde, millî iradenin hakimiyeti
ilkesini kabul buyurmasına, millet adına teşekkürlerimizi arz ederiz. Kabinenin,
Hey'et-i Temsiliye'nin ve bütün millî teşkilâtımızın öç alıcılıkla lekelenmesi,
bizce de son derecede sakınılacak ve çekinilecek bir husustur. Bu noktada ve
suçlulann kanunî yollarla cezalandınlmaları gereğinde de kabine ile bir görüş
birlibi içindeyiz.
2 -
İkinci maddede yazılanlar için de özellikle teşekkür ederiz. Bundan önce arz
edilmiş olan hususlarda, bu noktanın üzerinde durulmasının sebebi şuydu :
Milli
dâvâya ve Milli Mücadele'ye karşı tutumlarından dolayı, millet tarafından
reddedilen bazı vali ve komutanlar, şekle uyma düşüncesi ile, geçici bir süre
için de olsa, görevlerine iade edildikleri takdirde, gittikleri yerlerde
kabullerine imkân görülmediğinden, hükumet otoritesine karşı saygısızlık
doğabilir endişesi idi.
3 -
Üçüncü madde, özellikle şükranla karşılanmaya değer. İnşallalı birlik ve
beraberlik içinde, vatan ve milletimizin kurtuluş ve mutluluğunu sağlamamız
kısmet olur.
4 - Tam
bir içtenlikle ve büyük bir güvence ile arz ederiz ki, kabinenin gösterdiği
ciddiyet ve samimiyete karşılık, Hey'et-i Temsiliye ne içeriye ne de dışarıya
karşı hiçbir vakit bir hâkim olma durumu almayacak, aksine tam bir görüş birliği
ile kabul buyurulan esaslar çerçevesinde, hükûmetin güç ve otoritesini artırıp
sağlamlaştırmayı vatan ve milletin selameti için görev sayacaktır. Bu konuda
asla şüphe ve tereddüt buyurulmamasını arz ve rica ederiz. Özellikle
zâtıdevIetlerinin, tüzüğümüzün sekizinci maddesi gereğince, doğrudan doğruya
Hey'et-i Temsiliye'miz üyesi sıfatıyla kabinede temsilci olarak bulunmaları her
iki tarafın da işlerinde ve kararlannda anlaşmaya varmaları bakımından bir
güvence sağlayacağı için sevindiricidir.
Artık
kabine ile milli teşkilâtımız arasında, her noktada görüş birliği ve uzlaşmaya
varıldığı anlaşıldığına göre, elbette, haberleşme konusundaki kayıtlar da
kaldırılacaktır. Ancak, Hey'et-i Temsiliye, bütün Anadolu ve Rumeli'deki
teşkilât merkezleri ile bağlantısını devam ettirmek zorunda olduğundan, özel
telgraflar şeklinde yapılmakta olan telgraf haberleşmelerimizin eskiden olduğu
gibi devamına müsaade buyurulmasını özellikle istirham ederiz. Burada şunu da
arz edelim ki, hükûmet, emirlerini tebliğe başladığı dakikada, hiçbir tarafta
herhangi bir engelle karşılaşmamak ve en küçük bir otorite sarsılmasına
uğramamak gerektiğinden, bu hususun sağlanması ve Hey'et-i Temsiliye tarafından
gerekenlere gerekli tebligatın yapılabilmesi için, kırk sekiz saat kadar zaman
bırakılmasını rica ederiz. Hey'et-i Temsiliye tarafindan yapılacak tebligata
esas olmak ve millete güven vermek üzere yayınlanmasını rica ettiğimiz kabine
bildirisinin gizli olarak yayınlanmadan önce, bu suretinin hey'etimize lütuf
buyurulmasını özellikle istirham ederiz. Çünkü bu bildiride, bir kelimenin bile
milletçe yanlış anlamalanın devamına yol açabileceğini ve Hey'et-i Temsiliye'yi
de millete karşı pek güç bir durumda bırakabileceğini bütün samimiyetimizle arz
ederiz.
Hey'et-i
Temsiliye tarafından Zâtışâhâne'ye takdim edilecek bir teşekkür yazısı ile
millete yapılacak tebliğ suretini gerekli yerlere göndermeden önce,
zâtıdevletlerine şimdi arz edeceğiz ve bunların metinine dair kabinece ileri
sûrülecek düşünceler saygıyla dikkate alınacaktır.
Yeni
MilletvekilIeri Seçimi Kanunu üzerindeki görüşümüzü daha sonra arz etmek üzere,
söz konusu kanunun hangi görüşle hazırlanmış olduğunu lutfen bildirmenizi rica
ederiz.
5 -
Temel noktalarda tam bir uzlaşma doğduktan sonra, zâtıdevletleriyle saygıdeğer
arkadaşlannızın samimiyetlerinden şüphe edilemeyeceğinden, konunun aynntıları
üzerinde kendiliğinden görüş birliğine varılabileceği tabiidir. Bendenizin ve
bütün çalışma arkadaşlarımın, en buyük saygı ve samimiyetlerimizle,
zâtıdevletinizin ve içinde bulunduğunuz kabinenin başarıya ulaşmasına ve bu
sayede vatanın kurtanlmasını hedef alan gayenin bir an önce gerçekleşmesine
bütün varlığımızla çalışacağımıza emniyet buyurmanızı arz ve burada hazır olan
bütün arkadaşlarımın selâzrı ve saygılarını sunanm.
Mustafa Kemal
CemaI
Paşa,bu telgrafımıza o gece cevap verdi. Bunda "bildirinin hemen yayınlanmasının
zarurî olduğunu, ancak, gerekli noktalara dikkat ediIdiğini" bildiriyordu. Biz
de aynı gece, nezaket gereği olmak üzere cevap verdik.
Fakat
Efendiler, hükumetin, bildirisini yayınlamadan önce bize göstermek istemediği
anlaşılınca, biz de millete olan bildirimizi hükûmete danışmadan yayınladık;
Padişah'a olan telgrafı da aynı şekilde çektik.
Efendiler, 7 Ekim 1919 tarihini taşıyan bildirimiz; milleti, tutulan yolun
isabetli ve başarılı olduğu, bu yolda millî birliği koruyarak bugüne kadar
olduğu gibi devam edilmesi konusunda, dolayısıyla aydınlatmaya, uyarmaya ve
milletin manevî gücünü kuvvetlendirmeye yardımcı olmak maksatlarını dile
getirmekte idi.
Padişah'a yazılan telgraf da millet adına teşekkürü içine alıyordu.
Efendiler, bu arada küçük bir bilgi arz edeceğim. Hey'etimiz, bütün memlekete
milletin ortak isteğinin gereğini yerine getirtmeye çalıştığı sırada, işgal
altında bulunan İzmir'e de doğrudan doğruya tebligatta bu lunuyordu. Ali Rıza
Paşa Kabinesi'yle anlaşmakta olduğumuz 7 Ekim 1919 tarihinde, İzmir'e de şu
telgrafı çekiyorduk :
İvedi Sıvas,
7.10.1919
İzmir
Valiliği Yüksek
Katına
Şimdiye
kadar gönderilen tebligat ve yazılarımız size ulaştıysa, gereklerinin yapılmakta
olup olmadığının, ulaşmamış ise, engelleyici sebeplerinin acele bildirilmesi
rica olunur.
Anadolu ve
Rumeli
Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti
Hey'et-i
Temsiliyesi adına
Mustafa Kemal
İzmir'in ve İzmir valisinin ne durum ve şartlar içinde bulunduğunu şüphesiz
biliyorduk. Tebliğlerimizi alıp alamayacağı şüpheli olmakla birlikte,
uygulayamayacağı tabiî idi. Fakat, biz, bütün memleketin kaderiyle meşgul ve
işgal tanımayan bir kuwet merkezinin bulunduğunu düşmanlarımıza da bildirmekte
yarar görüyorduk.
KAZIM KARABEKİR
PAŞA'NIN BENİM HÜKÜMETİN İŞLERİNE KARIŞMAM KONUSU'NDAKİ DÜŞÜNCESİ
Efendiler, içinde bulunduğumuz günlere ait olaylara ve konulara dokunmuşken,
burada küçük bir noktayı daha açıklamama müsaadenizi rica edeceğim. Kâzım
Karabekir Paşa'dan gelen 8 Ekim 1919 tarihli bir telgrafta, şöyle bir görüş
ileri sürülüyordu :
"Hey'et-i
Temsiliye'den yüksek şahsiyetleri ile, Rauf Beyefendi' nin ve bu gibi önemli
şahsiyetlerin, milletvekili olduktan sonra da hiçbir şekilde hükumete
karışmayarak Meclis'teki grubun başında daima söz sahibi olarak bulunulmasını,
kabinenin şekli ve kuruluş tarzı, üyelerinin değer ve kişiliği ne olursa olsun
Meclis-i Millî içinde hep denetleyici bir mevkide kalınmasını başarının önemli
şartı ve uygulanması zarurî biz karar sayarım."
"Bir
dâvânın ve bir grubun en yüksek ve güçlü tanınmış olan şahsiyetleri, kendi yetki
çerçevelerini aşıp da hükûmet işine karışınca, Meclis-i Milll daima zayıf kalmış
ve akımlar karşısında ya sürüklenmiş yahut da parçalanmıştır."
"Vatan
ve milIetin bir bütün olarak kurtuluşunun şiddetle söz konusu olduğu bu devrede,
arz ettiğim bu hususlar üzerinde kesin bir karara varmanızı derin saygılarımla
istirham ederim."
Efendiler, gerçekten de Erzurum'da bulunduğum zamanlarda, Kâzım Karabekir Paşa,
karşılıklı olarak yaptığımız konuşmalarda da buna benzer görüşler ileri
sürmüştür. Benim ileri sürdüğüm görüşler de aşağı yukarı şöyleydi : "Her şeyden
önce, memlekette, milletin varlık ve iradesini ortaya koymak ve bunu sarsılmaz
bir şekilde Millî Meclis'te temsil etmek gerekir. Bu da, memlekette millî bir
ülkü etrafında kuvvetli bir teşkilât kurmak ve Meclis'te bu teşkilâta dayalı bir
grup bulundurmakla mümkündür. En güçlü şahsiyetlerin gayesi bu olmalıdır. Oysa,
şimdiye kadar görüldüğü üzere, asıl olan bu noktaya önem verilmeksizin,
kendilerinde azçok Iiyakat görenler, hemen hükûmete geçmek heves ve hırsına
kapılıyorlar. Bu gibi insanlar, Meclis'te kendilerine dayanak olarak milli
teşkilâta bağlı güçIü bir grup oluşturamayınca, geride yalnız saltanat ve
hilâfet makamı kalıyor. Bu yüzden millî meclisler, millî şeref ve kudreti temsiI
edemiyor. Millî istekler ortaya konamıyor ve gerekleri yerine getirilemiyor. Bu
bakımdan bizim için başta gelen en önemli ilke önce memlekette millî teşkilâtı
kurmak, sonra da bu teşkilâttan kuvvet alan bir grubun başında, Meclis'te
çalışmak olmalıdır. Hükumet kurmaya veya kurulacak herhangi bir hükumete girmeye
kalkışmakta yarar yoktur. Çünkü, bu nitelikte bir hükumet, vatana ve millete
hiçbir esaslı hizmet veremeden hemen düşmeye yahut da padişaha dayanarak
Meclis'e karşı ve dolayısıyla da millete karşı düşen bir durum almaya mecbur
olacaktır. Böyle olunca da, birincisinde istikrarsızlık gibi büyük bir sakınca
sürüp gidecek; ikincisinde de millî hâkimiyetin yavaş yavaş yok derecesine
getirilmesine hizmet edilmiş olacaktır. " Nitekim sizlerce bilindiği ve fiilî
olarak da görüldüğü üzere biz memlekette önce millî teŞkilât kurduk. Sonra
Meclis'i topladık. Önce Meclis Hükumeti kurduk. Ondan sonra da Cumhuriyet
Hükumeti'ni teşkil ettik.
Bundan
başka, fırsat düştükçe kabineye girilmeyeceği, yüksek makanı ve memuriyetler
kabul edilmeyeceği ve aslında büyük ve millî gayeden başka hiçbir maksadın
peşinde olmadığımız ve faaliyetimizin en büyük kısmının şimdiye kadar olduğu
gibi, bundan sonra da Kuva-yı Milliye'nin bir denge unsuru olarak kalmasına
çalışmaktan ibaret bulunduğu noktalarında millete karşı demeç ve bildirilerimiz
vardı. Kâzım Karabekir Paşa, telgrafında, Erzurum'daki görüşlerimi ve bu görüşe
bağlı olarak yayınlanan bildiriılerimizi hatırlatarak takdirlerini ifade ettik
ten sonra; "ancak, bu güzel azim ve kararın, şimdiye kadar bizde yapılmış
denemeleri ve bunların verdiği sonuçlan göz önünde bulundurarak "daha geniş
çaplı olmasını düşündüğümü de özellikle arz ederim diyorlardı.
Efendiler, Kâzım Karabekir Paşa' nın bu görüş ve teklifi telgraflarının sonunda
söyledikleri gibi, vatan ve milletin kurtuluşunun söz konusu olduğu bir devirde
ve benim de açıkladığım üzere, daha memlekette hiçbir teşkilât ve Meclis yokken
ve Meclis toplandığı zaman da Meclis'te böyle bir teşkilâta ve millî kudrete
güvenir ülkü sahibi bir grup varlığını ispat edimemişken, her ne şekilde olursa
olsun hükûmet kurmaya veya kurulacak hükûmete girmeye heves etmek, elbette doğru
olmazdı. Böyle bir davranışı memleket ve millet yararına hizmet gayresinden çok
şahsi hırs ve menfaate yahut da hiç olmazsa bilgisizliğe vermekte, kanaatimce
asla isabetsizlik yoktur.
Ancak,
Efendiler, Karabekir Paşa'nın dediği gibi kabinenin ne şekilde ve nasıl
kurulacağı, üyelerinin değer ve kişiliği ne olursa olsun, Meclis'te şekil bulmuş
siyasî bir grubun ön plânda gelen şahsiyetlerinin Meclis içinde sürekli olarak
söz sahibi ve denetleyici bir mevkide kalması, en önemli başarı şartı ve
uygulanması zaruri bir karar sayılamaz.
Gerçekten de millî hakimiyet ilkesine bağlı olarak idare edilen medenî
devletlerde, kabul edilmiş olan ve fiilen yürürlükte olan kural, milletin genel
eğilimlerini en yüksek düzeyde temsil eden ve bu eğilimlerin bağlı bulunduğu
yararları en yüksek kudret ve yetki ile gerçekleştirebilecek siyasî grubun,
devlet işlerini üzerine alması ve bunun sorumluluğunu en yüksek liderinin
omuzlarına yüklemesi ilkesinden ibarettir.
Zaten
bu şartları taşımayan bir Hükumet görev yapamaz. Hükumetin, kuvvetli grup
üyeleri arasından ve fakat birinci derecede oImayanlarından zayıf bir hükumet
kurmak, onu partinin birinci derecedeki Iiderlerinin direktif ve tavsiyeleriyle
yürütmeye kalkışmak düşüncesi, elbette doğru değildir. Bunun feci sonuçları
özellikle Osmanlı Devleti'nin son günlerinde görülmüştür.
İttihat
ve Terakkî liderlerinin elinde oyuncak olan sadrazamlardan ve onların
hükûmetlerinden millete gelen zararlar sayılamayacak kadar çok değil midir?
Mecliste, hâkim olan partinin, hükûmetin kurulmasını, muhalif ve azınlıkta
bulunan bir partiye bırakması ise asla söz konusu olamaz.
Kural
ve yöntemlere göre, milletin çoğunluğunu temsil eden, programı belli olan parti,
hükûmeti kurma sorumluluğunu üzerine alır, memIekette kendi gaye ve ilkelerini
uygular.
KAZIM KARABEKİR
PAŞA'NIN KENDİSİ DE HÜKÜMET İŞLERİNE KARIŞMAK İSTİYOR
Zaten
herkesçe bilinen ve o yolda hareket edilmekte olan bir gerçeği, burada
açıklamaktan maksadın, vataseverlik, ahlâk üstünlüğü, olgunluk ve buna benzer
birtakım seçkin vasıflar gereği imiş gibi gösterilmek istenen safsatalara karşı,
milletin ve gelecek nesillerin dikkatli ve uyanık bulunmalarını sağlamaktır. Bu
düşüncelerine vesile teşkil etmiş olan Kâzım Karabekir Paşa'nın da bu noktada,
genellikle benimle aynı düşünce ve görüşte bulunduğuna asla şüphem yoktur. Çünkü
Kâzım Karabekir Paşa'nın maksadı, elbette, yalnız benim veya Hey'et-i
Temsiliye'de bulunan bazı arkadaşların hükûmet kurmamasını veyahut hükûmete
girmemesini hedef almak değildi. Kâzım Karabekir Paşa , bu konuyla ilgili
telgrafında, Rauf Bey'in ve benim adımı söylerken "bu gibi ön plândaki
şahsiyetler" demiş olduğuna ve kendisini aynı sınıfta gördüğü tabiî bulunduğuna
göre, elbette kendilerinin de prensiplerinin dışında kalamayacağı belli idi.
Oysa, Kâzım Karabekir Paşa, Hâtıramda yanılmıyorsam, milletivekili olarak,
Meclis'te çalıştığı sırada, bir durumun gereği olarak yeni bir kabine kurulması
söz konusu oldu. Ben bu hususta görüşmek üzere Fethi Bey, Fevzi Paşa, Fuat Paşa,
Kâzım Paşa, Ali Bey, Celâl Bey, İhsan Bey ve Hükûmet'teki arkadaşlarla daha
başka on onbeş arkadaşı ve bu arada Kâzım Karabekir Paşa'yı Çankaya'ya davet
etmiştim. Kâzım Karabekir Paşa , bana gelmeden önce, Meclis'te, o tarihte parti
genel sekreteri olan Recep Bey'in yanına giderek, kendisini davet ettiğimi ve
büyük bir ihtimalle hükûmet başkanlığını teklif edeceğimi söyledikten sonra,
şimdiden, kendisinin durum hakkında aydınlanmasına yardım edecek bilgileri varsa
bildirilmesini söyIemiştir.
Kâzım
Paşa'nın Çankaya'da, toplantı ve görüşme sırasındaki tutumu da, orada hazır
bulunanlar tarafından anlamlı görülmüştü. Kâzım Karabekir Paşa , görüşme
sırasında, bu şekilde de millete hizmetten çekinmediğini pek haklı ve yerinde
olarak ifade etmişti. Görüşmeler bir noktaya saplandı. Hükûmet başkanı Fethi Bey
mi, Karabekir Paşa mı olsun? Bu nokta üzerinde tartışılırken Kâzım Karabekir
Paşa, bana 8 Ekim 1919 tarihinde tavsiye ettiği gibi, "kabinenin şekli ve
kuruluş tarzı, üyelerinin değer ve kişilikleri ne olursa olsun, Millî Meclis
içinde daima söz sahibi ve denetleyici olarak kalmayı, uygulanması zarurî bir
karar saydığını" söylemedi. Aksine, durumu, hükûmet kurmaya yetkili kılınmasını
bekler nitelikte görülüyordu. Oysa, daha vatan ve milletin tam olarak
kurtuluşunun söz konusu olduğu devrin korkunç ve karanlık bir safhasını daha
yaşıyorduk.
Görüşmeyi sonuca bağlamadım. Ara verdiğim bir sırada, Fevzi Paşa Hazretleri'ni
bahçeye götürdüm: Kendisine, Fethi Bey ve Kâzım Karabekir Paşa'lardan birini
hükumet başkanlıgna seçmekte hakem olmasını rica ettim. Fakat ikisini de aynı
zamanda çağırıp konunun şahsî ve basit bir konu olmadığını, sorumluluğun vatanla
igili ve büyük olduğunu belirttikten sonra, açıktan açığa kendilerine, bu görevi
hangisinin daha iyi yapabileceklerini, vicdanlarına başvurarak bizzat
söylemeleri isteğinde bulunacaktı.
Yeniden
toplandık. "Hükûmeti ya Fethi Bey yahut da Karabekir Paşa kuracaktır.
Görüşmelerin sonucundan bunu anlıyorum. Konunun çözüme bağlanmasında, Fevzi Paşa
Hazretleri'ni hakem yapalım" dedim. Kabul edildi. Mareşal, Fethi Bey'i ve
Karabekir Paşa'yı aldı.Bahçeye çıktılar. Belirttiğim şekilde hareket edilmiş.
Fethi Bey, "ben daha iyi yaparım" demiş. Mareşal da bu kanıda bulunmuş ve Fethi
Bey seçilmiştir. Böylece, Karebekir Paşa'nın hükûmeti kurmakla
görevlendirilmesine yardımcı olma fırsatı ortadan kalkmış bulundu.
PADİŞAH
KÖLELİĞİYLE ELDE EDİLEN İKTİDAR MAKAMI İKTİDARSIZLIK ÖRNEĞİDİR
Efendiler, ,Ali Rıza Paşa Kabinesi'yle başladığımız temas noktasına gelelim :
Arz
etmiştim ki, hükumet, bize bildirisini yayınlanmadan önce vermediği için, biz de
millete yapacağımız bildiriyi hükumetin görüşünü almaya gerek duymadan
yayınlamıştık.
Bunun
üzerine, hükumet, Cemal Paşa vasıtasıyla, daha dört maddenin çeşitli yollarla
yayınlanmasını gerekli bulmakta olduğunu 9 Ekimde bildirdi. Bu maddeler şunlardı
:
1-
İttihatçılarla bir ilişkinin bulunmadığı ,
2 -
Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na karışmasının doğru olmadığı, buna
sebep olanlar aleyhinde adları da açıklanarak bazı yayınlar yapılması ve
haklarında kanunî kovuşturma açılarak cezalandırılmaları,
3 -
Bütün savaş suçlularının kanunî cezadan kurtulamayacakları,
4 -
Seçimlerin serbestçe yapılacağı.
Cemal
Paşa , bu maddeleri saydıktan sonra, bunların açık bir şekilde belirtilerek
yayınlanmasının, içeride ve dışarıda birtakım yanlış anlamaların önüne
geçeceğini ileri sürerek ve memleketin yüksek çıkarlarının bir gereği olarak,
özellikie olumlu karşılanmasını rica ediyordu.
Efendiler, Ali Rıza Paşa Kabinesi'nin ne kadar cılız düştüğünü ve gerçeği
kavramaktaki görüş kıtlığını anlamak için bu maddeler sanki birer ölçüdür.
Devletin, içine düştüğü felâket uçurumunun derinlik ve dehşetini görmekten âciz
olan zavallılar, elbette ciddî ve gerçek çareyi görmemek için gözlerini
yumarlar. Çünkü, o ciddî ve ,gerçek çare kendilerini daha çok dehşete düşürür.
Akıl ve
kavrayışlarındaki kısırlık, tabiat ve ahlâklarındaki zayıflık ve soysuzlaşma
gereği böyledirler.
Çoktandır, köle olduğuna şüphe kalmamış olması gereken Padişah ve Halife'nin
köleliği ile elde edilebilecek iktidar makamının, iktidarsızlığa örnek olması
tabiî değil miydi?
Ferit
Paşa'nın yerine gelen Ali Rıza Paşa iIe bir kısmı bundan önceki kabinede de
görev almış bulunan yeni çalışma arkadaşları, Ferit Paşa'nın bırakmış olduğu
noktadan başlayarak, onun sonuçlandıramadığı düşman emellerini takip ve
sonuçlandırmaya çalışmaktan başka zaten ne yapabilecekti?
Bu,
bizce, açık olarak biliniyordu. Fakat, tahmin ve takdir buyurulacak birçok
düşünce ve sebeplerle, hazımlı ve sabırlı davranmaktan başka çıkar yol yoktu.
Efendiler, uzlaşmış görünmeyi uygun bulduğumuz bu yeni kabine ile bizim
görüşlerimiz arasındaki ayrılığın beliren ilk safhalarını görmek için, bu dört
madde ile ilgili görüşlerimizi içine alan cevabımızı, Büyük Millet Meclisi
zabıtlarının ilk günlerine ait sayfalarında, lutfen bir daha gözden
geçirirsiniz.
Efendiler, bugünlerde İstanbul'daki basın mensupları bir dernek kurmuşlar. 9
Ekimde, Tasviır-i Efkâr; Vakit; Akşam, Türk Dünyası ve İstiktâl gazeteleri adına
bazı sorular soruyorlar ve yayına esas olacak görüşlerimizi almak istiyorlardı.
Bunlara, gereken açıklamalar yapıldı ve bilgiler verildi.
Bu
basın hey'etinin başkanı VeIit Bey'in de kendi gazetesi adına iIgi çekici
soruları içine alan bir telgrafı vardı. Ona da yaverim vasıtasıyla karşılık
verdirdim. Bunları belgeler arasında okuyacaksınız.
DAMAT ŞERİF
PAŞA MİLLETİ ZEHİRLİYOR
Efendiler, yeni kabine içinde yer alan ve Hey'et-i Temsiliye'mizin elçisi
durumunda olan Cemal Paşa iIe yapıIan ve yapılmakta olan haberleşmelerimiz, yüce
topluluğunuza Dahiliye Nezareti makamını tutan Damat Mehmet Şerif Paşa'dan söz
etmemi geciktirdi.
Biz,
yeni kabine ile uzlaşma yolu ararken, Şerif Paşa, çoktan milleti zehirlemeye
başlamış bulunuyordu.
Nezarete geçtiğini bildiren 2 Ekim tarihli genelgesinin metni hatırlanırsa,
orada şu cümlelere rastlanır :
"Vatandaşların tam bir uyum ve birlik içinde bulunmaları, devletin gerçek
çıkarlarının bir gereği olduğu halde, bir süredir memlekette bozgunculuk ve
bölücülük belirtilerinin görülmesi, güçlüklerin bir kat daha artmasına yol
açacağından, pek çok üzüntü vericidir.
".....
Başarı.... Hükumet'in gösterdiği yolda gitmekle ve memleket çıkarlarını
ilgilendiren konularda zararlı davranışlardan kaçınmakla elde edileceğinden,
hemen merkezlere ve merkeze bağlı olan yerler ve bu yolda tavsiyelerde
bulununuz.
Efendiler, Damat Ferit Paşa'dan daha akıllı olduğu söylenen Damat Şerif Paşa ,
pek acemice işe başlamış oluyor. O tarihlerde İstanbul'da, bizi âsî, anarşist, "simple
soldat -basit asker-" sayan bazı romancılar gibi, Damat Paşa da bizi; ancak
ahmakları aldatabilecek kendi kısa aklınca, gafil ve anlayışsız sanıyordu
galiba! .
Oysa,
biz, Nâzır Paşa' nın alçakça niyetini hemen anlamış ve daha uyanık bir durum
almış bulunuyorduk. Şerif Paşa , bizim tutum ve gidişimizi, Ferit Paşa
Kabinesi'ni düşürmek için milletçe yapılan teşebbüsleri, memlekette bozgunculuk
ve bölücülük belirtileri olarak gösteriyor ve pek çok esef ediyor.
Bir de,
Efendiler, Hükûmet'in, Dahiliye Nâzırı Mehmet Şerif imzasıyla yayınlanan
duyurusunun birkaç noktasına hep birlikte göz gezdirelim.
"Bugünkü kabine tam bir uyum içindedir." Çok doğrudur. Bu durum bütün çıplaklığı
ile kendini gösterecektir.
"Temel
konularda görüş birliği içindedir. Hiçbir partiye bağlı değildir.
Çeşitli
siyasî grupların hiçbirine de eğilimi yoktur. Hepsinden manevi destek bekliyor.
Bu
cümlelerden çıkan anlam açıktır. Hükûmet, millî teşkilât ve onu idare eden
Hey'et-i Temsiliye ile beraber değildir. Hattâ, ona karşı bir eğilimi bile
yoktur. İtilâf ve Hürriyet Partisi'nden, Muhipler Cemiyeti'nden, Kızıl
Hançerliler'den, Nigehbancılar'dan ve mevcut öteki derneklerden ne kadar destek
bekliyorsa, bizden de ancak o kadar. . . CemaI Paşa vasıtasıyla bizi oyalama ve
aldatma gayesiyle çekilen telgraflarda yazılanlar hep yalandır.
Sonra
Efendiler, şu cümleyi okuyalım : "Memleket kaderinin milletin vekilleri
aracılığı ile belirlenmesi başlıca emelimizdir." Bundan çıkan anlam da şudur :
Sıvas'ta birkaç kişi toplanmış, milIet adına söz söylüyor. Milletin kaderi ile
ilgileniyor. Hey'et-i Temsiliye diye bir de ünvan takınarak, üstlerine vazife
olmadığı halde, millet ve memleketin işlerine karışıyorlar. Bunların sözünü
dinlemeyiniz. Çünkü bunlar milletin vekilleri değildir!
Hükumet,
bu bildiride barış konusundaki görüşünü de şöyle açıklıyor : "Wilson
prensiplerinden hakkıyla yararlanılarak, Osmanlı Devleti'nin bir bütün halinde
ve Padişah'ının etrafında toplanmış müstakil bir devlet olarak yaşamasını
sağlayıcı hiçbir teşebbüsten geri durulmayacaktır. "
Yeni
kabine, bu görüşlerinde başarıya ulaşacaklarını belirtmek üzere şu delilleri
sürüyor : "Zaten büyük devletlerin adalet duyguları ile gerçekten gittikçe
açıklık kazanmakta olan Avrupa ve Amerikan kamuoyunun ölçülü davranma isteği de
bu konuda güven verici olmaktadır."
Efendiler, bütün bu düşünceler, Ferit Paşa Kabinesi'nin Padişahı ağzından
yayınladığı bildiride yazılanların harfi harfine aynı değil midir?
Bu
türlü bildiriler yayınlamaktan maksat ,milleti aldatmak ve miskinliğe sürüklemek
değil midir?
Hangi
adaletten söz ediliyor? Hangi ölçülü davranma isteğinden dem vuruluyor? Bunların
asılları var mıydı? Memleketin hükûmet merkezinden başlayarak yabancılar
tarafından her yerde yapılageIenler gerçekten bunun aksini ispat edecek fiilî ve
apaçık deliller değil miydi?
Gerçekte, Wilson , prensipleriyle birlikte sahneden çekilmiş ve Osmanlı ülkesine
ait toprakların Suriye'de, Filistin'de, Irak'ta, İzmir'de Adana'da ve her yerde
işgaline seyirci bulunmuyor muydu?
Bu
kadar kesin yıkılış belirtileri karşısında aklı, kavrayışı, vicdanı olan
adamların kendi kendilerini aldatmalarına ihtimal verilir mi? Bu gibi adamlar,
aslında kendilerini aldatacak kadar budala olurlarsa, onların memleket kaderini
elde tutmalarına, aklı eren ve korkunç gerçeği gören ler katlanabilirler mi?
Eğer bu adamlar, gerçeği biliyorlar ve kendilerini aldatmıyorlarsa, milleti
kandırarak bir koyun sürüsü halinde düşmanın pençesine teslim etmek için canla
başla çalışmalarına ne anlam verilebilir?
Bütün
bu noktalar gözönünde bulundurularak verilecek hükmü kamuoyuna bırakırım.
TEK KUSURUMUZ
Efendiler, hükûmetin bildirisinin anlamsızlığına ve taşıdığı düşüncelerin
sakatlığına rağmen, biz Hey'et-i Temsiliye adına aynı tarihte, 7 Ekim günü, yeni
kabineyi destekleme kararı veriyoruz. Yeni hükûmet ile millî dâvâ arasında tam
bir uzlaşma meydana geldiğini millete müjdeliyoruz. Her yerde hükûmet işlerine
asla karışılmamasını sağlayarak, hükûmetin kuvvetini artıracak ve işlerini
kolaylaştıracak tedbirler alıyoruz. İçeride ve dışarıda tam bir birlik olduğunu
fiilen ispat edecek bir durum alıyoruz. Özet olarak; memleketin kurtuluşunu
sağlayabilmek için, dürüstlük ve içtenlikle düşünenlerin, akıl ve vicdan
bakımından yapmaya mecbur oldukları - akla gelebilecek - her şeyi yapmaya
çalışıyoruz. Milletvekillerinin bir an önce seçilmesini sağlamak için teşvik ve
tavsiyelerde bulunuyoruz. Yalnız bir şey yapmıyoruz. MiIIî teşkilâtı
dağıtmıyoruz. Tek kabahatimiz budur.
Damat
Ferit Paşa'dan sonra, diğer bir damat paşanın etrafında, sadrazam diye, nâzır
diye toplanmış birtakım kuşbeyinlileri, alçak bir padişahın alçakça
düşüncelerini kolaylıkla uyguIayabilsin diye serbest bırakmayacağımızı
hissettiriyoruz.
Temsilcimiz Cemal Paşa , kabine hakkında bizim olumlu kanaatımızı alabilmek ve
güvenimizi kazanabilmek için her çareye başvurmaktan geri durmuyor. Ahmet İzzet
Paşa'ya da kabineyi övdürerek varlığımızın silinmesi gereğine dair öğütler
verdiriyordu.
AHMET
İZZET PAŞANIN ÖĞÜTLERİ
Ahmet
İzzet Paşa'a Gerçekten de, Ahmet İzzet Paşa'nın şifre içinde kalan imzasıyla,
Cemal Paşa'dan 7/8 Ekim 1919 tarihli şöyle bir telgraf almıştık :
Harbiye, 7/8.10.1919
Mustafa
Kemal Paşa Hazretleri'ne
Yeni
kabinede, çoğunlukta olan eski ve yakın arkadaşlarımı ziyaret ederek durumun ne
merkezde olduğu konusunda bir sohbet görüşmesi yapmış idim. Öğrendiğm bazı
durumlar üzerine, millet ve memleketin hayatî çıkarlarını düşünerek aramızda
öteden beri süregelen dostça ilişkilere askerlikten gelen kardeşçe duygulara
güvenerek, aşağıdaki düşünceleri hemen belirtmek istiyorum :
Birkaç
aydan beri, memleketin uğradığı istilâ ve yok olma tehlikesinin önüne
geçilebilmek için şimdiye kadar, Kuva-yı Milliye nin ve Millî Mücadele nin
yaptığı yararlı etkiler herkesçe kabul edilmiştir.
Yalnız,
bu hizmetin sorumlarını alabilenin,bundan sonra bilgi ve görüş , gerçeği
görenlerce sahibi kanunî bir yönetimin kurulmasına bağlı olduğu da kabul
edilmektedir. Artık hükûmet ve milletin ikilikten ayrılarak bir birlik manzarası
göstermesine, âciz görüşüme göre tezelden zaruret vardır. Kabineyi oluşturan
şahısların iyi niyetli ve tutarlı düşüncelerine herkesin güveni olduğu
inancındayım. Hiçbir kabinenin görevini sürekli olarak yapmasına imkân
bırakmayacak iç meselerin, dış siyaset üzerindeki korkunç etkileri bir
açıklamayı gerektirmeyececek kadar belirgindir. Milletvekillerinin bir an önce
seçilmesi ve Meclis'in toplanması için Osmanlı Hükûmeti'nce âcil tedbirler
alınmaktadır. Vatanın kurtarılması uğrunda gösterdikleri kahramanca azim ve
niyetlerinin, hükûmet üyelerine nasıl karşılandığı, bugünkü bildirilen
anlaşılacağından, samimiyetle bir görüş birliğine varılacağına güvenim tamdır.
Ancak
bu sabah bendenizin yanına gelen, duruma vakıf ve güvenilir bir zat, Kütahya ve,
Bilecik taraflarında istenmeyen bazı nahoş olayların çıktığını söylemiştir.
Bizi, anlaşmazlık ve çözülmeye sürüklemek için dışarıdan ve içeriden birçok
teşvik ve kışkırtmalar olacağını tahmin ve kabul etmek tabiîdir. Öte
yandan,zırlardan birinin gösterdiği, Kastamonu vali vekilinden gelmiş bir
telgrafla da, bazı memurların tayini ve eezalandırılması gibi işlerde İstanbul
Hükümeti'ne sanki emredilmek isteniyordu. Bu gibi durumlar, devletin bu kerteye
indirmiş olan ve sizce de ne derecede kötülendi bi ldt retmek olacağından, böyle
yetki tanıma belgelerinde memnuniyetle görülen kötü idareyi aynen taklit
kimselere bu türlü davranma fırsatının verilmemesini, herkesçe bilinen zekâ ve
zanlarınızdan beklerim. Özet olarak, artık memlekette birliğin sağlanmasını ve
temel kanunlar çerçevesinde hükûmetle bağlantı kurulmasını içtenlikle tavsiye ve
rica ederim (Ahmet İzzet) .
Harbiye
Paşâ Cemal
Bu
telgrafa, elden geldiği kadar hiçbir şahsî duygu ve düşüncemizi belli etmemeye
çalışarak yumuşak ve hattâ inandırıcı bir karşılık vermek uygun görüldü. Cevap
şudur :
Şifre =
Sıvas, 7/8.18.1919
I :
7/8.10.1919
Harbiye
Nâzırı Cemal Paşa Hazretleri'ne
Ahmet
İzzet Paşa Hazretleri'ne
Yüksek
dûşünceleriniz değerine önemle dikkate alındı. Millî Mücadele'nin etkileri ile
ilgili olumlu kanaata teşekkür edilir. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da,
yapılan millî hizmetlerin tutarlı ölçülerle devam ettirileceğine, kanun bir
yönetimin tam olarak kurulmasına bütün varlığımızla çalışılacağına güven
buyurulmasını rica ederim. Çünkü mücadelemiz kanunî bir devrenin açılmasını
hedef almaktadır. Tanrı'ya şükürler olsun, hükumet ile millet, tam bir görüş
birliğine varmış olduklarından, bundan sonra da devam edeceğinden emin
bulunduğumuz karşılıklı samimiyet ve olgunluk derecesine ulaşmış olan birlik,
kendini, millet ve memleket çıkarlannı garanti edecek şekilde ortaya koyacaktır.
Kötü
icraat ve siyaseti herkesçe bilinen Ferit Paşa Kabinesi'ne milletin uymaması,
gaye ve hareketlerine katılmamış olması, dış politikamız üzerinde hiçbir
tehlikeli etki uyandırmamış; aksine, Ferit Paşa Kabinesi'nin sebep olduğu bütün
kötü etkileri ortadan kaldırarak şükranla karşıladığımız bugünkü elverişli
siyasi durumumuzu sağlamıştır.
Milletin güvenini kazanmış olan bugünkü kabineyle anlaşmış bulunmanın, içteki
durumumuzu dış siyaset üzerinde pek yararlı ve etkili kılacağına şüphe yoktur.
Olağanüstü durumlarda, bazı yerlerde istenmeyen bazı olayların çıkmış olması,
kaçınılması imkânsız zarurî ve olağan şeylerdir. Özellikle Kütahya, Bilecik ve
Eskişehir gibi yerlerdeki suçsuz, haksızlığa uğramış halkın karşılaştığı baskı
ve kötülükler lûtfen ve biraz da insaflıca düşünülürse, şikâyet konusu olarak
görülen olayların ne kadar haklı olduğu bir an üzerinde durmakla anlaşılır.
Buralardaki acıklı ve iç sızlatıcı duruma da, eski hükûmetin miskince
davranışının sebep olduğu düşünülünce, bu olaylardan Millî Mücadele'yi sorumlu
tutmaya kalkışmak haksızlık olur inancındayım. Kastamonu Vali Vekilinin,
zâtıdevletlerince sözü edilen telgrafından dolayı kendisini de mazur görmenizi
rica edeceğim.
Çünkü,
bu biçim müracaat yalnız Kastamonu'dan değil, daha başka yerlerden de
yapılmıştı, Beni kabinenin kararsız gibi görünen başlangıçtaki tutumu bir iki
gün daha devam etseydi, bu türIü başvurular memleketin her köşesinden yağacaktı.
Bundan böyle, bu gibi hareketlere asla meydan verilmemesi için gereken her türlü
tedbir alınacak, gerekli etkiler yapılacak ve zâtıdevletlerinin tavsiyelerine
uyularak tam anlaşmanın gerçekleşmesi ve temel kanunlar çerçevesinde hükûmetle
yakın işbirliği sağlanması için samimî olarak çaba harcanacaktır. Saygı ve tazim
ile ellerinizden öperim efendim.
Mustafa
Kemal
ALİ RIZA PAŞA
CUMHURİYET KURULACAĞINI KEŞFEDİYOR
Efendiler, Ahmet İzzet Paşa'nın yazdığı nasihatnamenin ve buna verdiğimiz
cevabın gözden geçirilmesi bir hatıramı canlandırdı. Milletçe bilinmesi ve
tarihe geçmesi için onu da söylemiş olayım:
Ali
Rıza Paşa, bir gün Ahmet İzzet Paşa'yı ziyaret eder. Sohbet sırasında, aleyhimde
olur olmaz bazı şeyler söyler ve bu dedikodulara önemli bir keşfini de ekler :
"Cumhuriyet kuracaklar, Cumhuriyet! " diye bağırır. Doğrusunu isterseniz
efendiler, Makedonya'da, Osmanlı İmparatorluğu'nun Batı Orduları Başkomutanı Ali
Rıza Paşa'nın arslanlardan oluşmuş bulunan koskoca Türk ordularını bozguna
uğratıp yok ettirdikten ve verimli Makedonya topraklarını düşmana terkedip
bağışladıktan sonra; devletin en kritik anında; Vahdettin'in emellerine hizmet
için gereken vasıfları kazanmış olduğuna ve bu ünlü ordular başkomutanının bu
defa da kendine en becerikli yardımcı olarak, eski Genelkurmay Başkanı'nı
Harbiye Nezareti'ne getirmeyi düşüneceğine olağan gözüyle bakılabilirdi. Fakat
Millî Mücadele'nin cumhuriyeti hedef aldığını bu kadar çabuk ve kolaylıkla sezip
kavrayabileceğine hayran olmamak mümkün değildir.
Efendiler, bana bu bilgiyi veren, hikâyeyi bizzat İzzet Paşa'nın ağzından işiten
ve şimdi içinizde bulunan çok değerli bir arkadaştır.
SALİH PAŞA
HEYET-İ TEMSİLİYE İLE GÖRÜŞMEK İÇİN GELİYOR
Efendiler, Cemal Paşa , 9 Ekim 1919 tarihli bir şifre ile, Hey et-i Temsiliye
iIe yakından görüşmek üzere Bahriye Nâzın Salih Paşa'nın yola çıkmasının uygun
görülmekte olduğunu bildirdi. Fakat Salih Paşa biraz rahatsız oldugu için,
görüşme yerinin mümkün olduğu kadar yakın olması ve İstanbul'dan deniz yoluyla
hareketinin yerinde olacağının düşürüldüğü belirtildikten sonra, Hey'et-i
Temsiliye'den kimlerle ve nerede görüşüleceğinin tasarlandığını sordu.
10
Ekimde verdiğimiz cevapta, görüşme yeri olarak Amasya'yı tespit ettik. Görüşmek
üzere, Hey'et-i Temsiliye'den benimle birlikte Rauf ve Bekir Sami Bey'ler
gidecekti. Bunu da bildirdik.
Salih
Paşa'nın İstanbul'dan hangi gün hareket edeceğinin ve Amasya' ya ne zaman
gelebileceğinin gün ve saatinin de bildirilmesini rica ettik.
Efendiler, memleketin her tarafında millî teşkilâtın genişletilmesi ve
köklendirilmesi çalışmalarına devam ediyorduk. Aynı zamanda milletvekili
seçimlerinin yapılmasını sağlamaya ve çabuklaştırmaya çalışıyorduk. Bu konudaki
görüşlerimizi gerekenlere de bildirerek, bazı kimseleri tavsiye bile ediyorduk.
Ancak, cemiyet adına aday göstermemeyi prensip olarak kabul etmemekle birlikte,
milletvekili olmak için başvuranların Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti'nin ilkelerini ve kararlarını benimsemiş kimselerden olmasını yürekten
istiyor ve bu gibi kimselerin, cemiyet adına kendiliklerinden adaylıklarını
koymaları gereğini de ilân ediyorduk.
11 Ekim
19l9 tarihinde, bu arz ettiğim hususlarla ilgili olarak yeniden bazı emirler
verdik.
Millî
dâvâya hizmet eden memurların birer sebep uydurularak nakledilmesi ve yerlerinin
değiştirilmesi, millî dâvâya karşı olduklan için millet tarafından kovulan
memurların da memurluk sıfatlarının korunmaya devam edilmesi yüzünden, bazı